Bu Blogda Ara

25 Eylül 2013 Çarşamba

Sabri Çakır: Teke Yöresinde Bektaşilik İnancı ve Niyazlar Köyü

Prof. Dr. Sabri Çakır
"Niyazi Baba Niyazi Baba
Dervişlerin giyer hırkayla aba.
Seydiler de Seydi Baba
Merhaba Dengere'de Çomak Baba yolumuz."
[K.K., İbrahim Bakan (1917 -13 Haziran 2010),29.11.2000 tarihli görüşme]

[© Sabri Çakır - KanalKultur] - "Teke Yöresinde Bektaşilik İnancı ve Niyazlar Köyü" başlıklı makalesinde yalnız prehistorik, arkeolojik, tarihsel, coğrafi ve ekonomik özellikleri ile değil, aynı zamanda sosyo-kültürel yapısı ile de farklılıklar gösteren bir alan olarak algılanan Teke / Göller yöresindeki Bektaşilik inanç ve gelenekleri ile ilgili araştırmalarının bir bölümünü oluşturan Niyazlar köyünde yaşayan Bektaşiliğin bir kesitini değerlendiriyor ve şunları kaydediyor:

© Sabri Çakır - Niyazi Baba Türbesi
"Yöredeki Alevi-Bektaşi yerleşim alanlarından saptadığımız en önemli iki köy Burdur ili sınırları içinde bulunan Kargalı köyü ve Niyazlardır. Gölhisar ilçesine bağlı Kargalı köyünün bir Alevi-Tahtacı köyü olmasına karşın Niyazlar Bektaşiliğin bu yöredeki en eski ve en önemli bir merkezi durumundadır... Niyazi Baba dergâhının (kültünün) bulunduğu Niyazlar köyü de, Burdur'un Yeşilova ilçesi merkezindeki en önemli Bektaşilik inancının sürdürüldüğü bir mekândır... Niyazlardaki Bektaşilik töre, inanç, gelenek, görenek ve uygulamalarına geçmeden önce konuyla ilgili üç kavramdan söz etmek gerekir.. Bunlardan birincisi konumuzla çok yakından ilgili olduğu için açıklanması zorunlu olan "inanç", ikincisi "kült", üçüncüsü "Bektaşilik"tir... Niyazlar köyü, böyle bir inançtan kaynaklanan bütüncül ve karışıksız (saf) bir Bektaşi topluluğunun yöredeki en belirgin ve tek temsilcisi olarak biliniyor. Adı, 1967'de" Yaprakyazı" olarak değiştirilmesine karşın halkının direnmesi ve çabaları ile eski adı " Niyazlar" yeniden verilmiştir... Niyazlar Bektaşi topluluğunu, yörede gözlemlediğimiz topluluklardan ayıran en önemli özellikler; Sünni-Bektaşi karışımı olmayıp salt Bektaşilerden oluşması; dini yöneticinin demokratik yöntemle, yani seçimle göreve gelmesi; dedelik kurumu yerine babalık kurumunun geçmesi, ayin ve törenlerde doğal olanın dışında başka bir davranış ya da saplantı içine girilmemesi, semahlarda eşli dönülmesi, ikrar almada "tek çekilme" (kadın ve erkeğin tek tek ikrar vermesi) kuralının uygulanması vb. farklılıklardan oluşur... Cem'deki bu aşamaları, en önemlisi olan "Dar Meydanı" izler. Bu, cemevinin ortasında bir yerdedir. Dar Meydanı, Alevilik-Bektaşilikte hesap sorma yeri, yargılama yeridir. Eğer kişi suçlu ise, suç burada belirlenir, cezası ne ise verilir. Dar Meydanı'ndaki post, Kolaçık Hacım Sultan Postu'dur. Yani bu kişi Batın (diliyle) kılıcıyla suçluları ıslah etmiş bir kişidir. Oraya da niyaz edilir..Daha sonra Baba'ya niyaz edilir. Baba sorar: "Bundan ağrınmış, incinmiş can varsa, söylesin..."der. "Yok" derlerse, herkes niyaz eder. Ondan sonra da Baba'ya varılır (Baba Postu), niyaz edilir. Sonra rehber postuna (Hz. Ali) / makamına niyaz edilir. Bundan sonraki aşamada Küre / Ocak postuna gidilir. Bu postun simgesel anlamı Hasan, Hüseyin'i temsil etmesidir. Burada şu dua okunur: "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali...Ya Hasan-Hüseyin, Balım Sultan, Seyit Ali .." Sonra "çerağ"a gideriz. "Çerağı Ruşen var" deriz. Bundan sonra tekrar geri gelinir, ortaya niyaz edilir.. Yani Dar Meydanı'nda niyaz edilir. Böylece "Tarikat namazı" biter. Bu pratikler, niyazlar cem'de yapılanlar.. Esas ibadet "çerağ uyandırması" ile başlar. Çerağ uyandırması şöyle oluyor: 12 İmamları temsil eden 12 mum konulur. Bu mumların her biri bir imamı temsil etmektedir. Onlar yakılırken ayrı ayrı dualar vardır..Yani mumlar yakılırken her defasında ayrı ayrı dualar okunur..."

Konu ve Amaç

Bu araştırmamızda yalnız prehistorik, arkeolojik, tarihsel, coğrafi ve ekonomik özellikleri ile değil, aynı zamanda sosyo-kültürel yapısı ile de farklılıklar gösteren bir alan olarak algıladığımız Teke / Göller yöresindeki Bektaşilik inanç ve gelenekleri ile ilgili araştırmalarımızın bir bölümünü oluşturan Niyazlar köyünde yaşayan Bektaşiliğin bir kesitini değerlendireceğiz.

Sunumumuzun konu başlığını oluşturan Tek yöresi zengin tarihi, coğrafi ve ekonomik kaynakları ile Akdeniz bölgesinin batısındaki Antalya ilinin iç kesiminde, birbirinden daha doğal irili ufaklı çok sayıda gölün yer aldığı coğrafi bir alının adıdır. Yörenin içindeki en önemli yerleşim merkezleri Isparta ve Burdur illeridir. Bu illere sınır komşusu olan Denizli, Afyonkarahisar, Konya ve Antalya'nın bazı yerleşim birimleri de Teke yöresine girer.[1]

© Sabri Çakır - Niyazi Baba Türbesinin
İç Görünümü ve Sandukası
Yöre, tarihin tüm dönemlerindeki uygarlık ve kültürleri yaşamış ve 13.yüzyıl başlarında yöreye yerleşen Teke aşiretine bağlı Türkmenler, Anadolu Selçuklu Devleti'nin çökmesinden kısa bir süre önce Hamitoğulları Beyliği'ni kurmuşlardır.[2] Bu nedenle yörenin en eski adı Hamiteli'dir. Daha sonraları yörenin batı kesimine, bugünkü Burdur ve Antalya illerini kapsayan coğrafi alana ise "Teke yöresi" adı verilmiştir. Günümüzde ise bölgenin doğal su kaynaklarını ve zenginliğini yansıtan göllerinden dolayı "Göller yöresi" adı kullanılmaktadır. Bu yöre Akdeniz Bölgesi'nin Anadolu'ya uzanan bir geçiş alanını oluşturur.

Antik çağda Psidya (Psidia) adıyla anılan yöre, çeşitli prehistorik ve arkeolojik alanları, zengin su kaynakları, akarsuları, İnsuyu (Burdur), Pınargözü (Isparta-Yenişarbademli), mağaraları, vadileri, yaylaları ve insanı büyüleyen orman örtüsüyle de önemli bir turizm potansiyeline sahiptir.

Doğanın ve üretim çeşitliliğinin bu zenginliğini toplumsal alanda da gözlemlemek olasıdır. Yöredeki topluluklar heterojen (farklı) bir yapı göstermekte; Türkmen, Yörük, Alevi-Bektaşi-Tahtacı, Sünni, Tatar, Abdal ve Göçmen vb. topluluklar halinde ve kendilerine özgü kültürleriyle yaşamlarını birlikte sürdürmektedirler. Çok geniş alanı kapsayan yöre, Alevilik-Bektaşilik inanç ve gelenekleri açısından da oldukça zengin, birbirinden farklı grupların, toplulukların bir arada yaşadığı bir mekândır. Yıllardan beri sürdüğümüz alan çalışmaları, örnek olay ve gözlemlerimizle Alevi-Bektaşi köyleri, cemevleri ve ibadet biçimleri kişisel olanaklarımız elverdiği ölçüde araştırılıp yorumlanmaya çalışılmaktadır.

Yöredeki Alevi-Bektaşi yerleşim alanlarından saptadığımız en önemli iki köy Burdur ili sınırları içinde bulunan Kargalı köyü ve Niyazlardır. Gölhisar ilçesine bağlı Kargalı köyünün bir Alevi-Tahtacı köyü olmasına karşın Niyazlar Bektaşiliğin bu yöredeki en eski ve en önemli bir merkezi durumundadır. Teke yöresinin öteki Alevi-Bektaşi topluluklarının yaşam sürdükleri kült merkezlerinin başında Abdal Musa Tekke'sinin bulunduğu Elmalı'daki Tekke köyü (Antalya sınırları içinde), Tahtacıların yaşam sürdüğü Akçaeniş köyü, Isparta merkezindeki Aliköy, Baladız, Yakaören, Yalvaç ilçesinin Körküler, Afyon Şuhut ilçesine bağlı Kayabelen (Bedeş) kasabaları gelmektedir. Alevilik-Bektaşilik inancı ve geleneklerinin yaşatıldığı bu merkezler, hem bölgede birbirinden farklı inanç gruplarının (Sünni, Alevi-Tahtacı-Bektaşi-Çingene) birliktelikleri hem de törenleri, yatırları, türbe ve tekkeleri, kültür ve inanç turizmi açılarından önemli çekim alanlarıdırlar. Niyazi Baba dergâhının (kültünün) bulunduğu Niyazlar köyü de, Burdur'un Yeşilova ilçesi merkezindeki en önemli Bektaşilik inancının sürdürüldüğü bir mekândır.

Niyazlar Köyünde Bektaşilik İnancı

"Elin ile koymadığın bir şeyi alma!
Dilin ile yalan söyleme!
Beline sahip ol!
Helâlından başkasına gitme!"[3]

Niyazlardaki Bektaşilik töre, inanç, gelenek, görenek ve uygulamalarına geçmeden önce konuyla ilgili üç kavramdan söz etmek gerekir.. Bunlardan birincisi konumuzla çok yakından ilgili olduğu için açıklanması zorunlu olan "inanç", ikincisi "kült", üçüncüsü "Bektaşilik"tir.

İnanç: İnsana doğumundan ölümüne dek eşlik eden adet ve inançlar, yaşamın belli dönemlerinde, özellikle doğum, evlenme ve ölümde, bunlarla ilgili tören ve ayinlerde etkilidirler. Adet, örf, töre, inanç, gelenek ve görenek gibi sözcükler sıkça kullanılmalarına karşın anlamsal olarak birbirine karıştırılır. Konumuzun içeriği açısından burada sadece inanç sözcüğünün anlamları ve tanımları üzerinde durulacaktır.

İnanç (itikat): "Herhangi bir öneriyi doğru diye benimseme" (Ozankaya, 1975:56); "Varlıkların bizzat varoluşlarına veya varoluş biçimlerine ilişkin en temel önkabüller; bir şeyin öyle olduğuna ilişkin doğrudan belirli nedenlere indirgenemeyen peşin kabul. Sorgulama düzleminin dışına çıkarılmış bilgi" (Demir ve Acar, 1997:142). Daha anlaşılır bir biçimde bir başka inanç tanımı da şöyle verilebilir: "İnanç, bir kimsenin günlük yaşamını, davranışlarını etkileyen, başkalarından öğrenme yoluyla kazanılan düşünce varlığıdır. Onun edinilmesinde kişinin deneme yoluna sapması, geçerliliğini kendi yaşamında geçen bir olayla tanıması gerekli değildir. İnanç denenmeden, us kurallarına, mantık ilkelerine uygulamadan benimsenen, genel geçerliliğini yalnız başkalarından aktarılan olaylara, söylentilere borçlu olan bir düşünce ürünüdür" (Eyüpoğlu,1974: 17).

Bütün inançların kaynağı olan toprak ana, Anadolu insanın, belli ölçüler içinde düşünmeye itmiş, onu doğa ile karşı karşıya getirmiştir" (Eyüpoğlu, 1974:148). Her toplumun toplumsal yapısına, kültürel düzeyine ve ilişkiler sistemine göre farklı işlevleri olan inançlar, öncelikle etnoloji (budunbilim), halkbilim (folklor) ve sosyolojinin araştırma alanına girmektedir. Özellikle çağdaş Amerikan toplumbiliminde inançlar kültür (ekin) kavramının kapsamına alınmaktadır. Örneğin Amerikan toplumbilimcisi G. Murdock kültür kavramını "insanların uydukları inançlar ve tutumlar olarak tanımlamaktadır" (Hançerlioğlu, 1986:205). Yine Amerikalı toplumbilimciler Ely Chinoy ve L. Frank Ward, Fransız toplumbilimcisi G. Tarde vb. toplumbilim anlayışları tümüyle inançsaldır; toplumsal yaşamı inançlarla, isteklerle ve bu inançların meydana getirdiği eğilimlerle açıklarlar. Onlara göre toplumsal olaylar, karşılıklı etkide bulunan bireylerin inanç ve isteklerinden doğarlar (Kösemihal, 1974:136) .

Kült: "Yüce ve kutsal olarak bilinen varlıklara karşı gösterilen saygı, onlara tapınış. Bu saygı ve tapınış duayı, kurbanı, belli ritleri gerektirmektedir. Tapınaklar, toplantı evleri, kutsal olarak bilinen alanlar, tepeler, mağaralar, nehirler kült yeri olarak kullanılır. Kült için bayram ve tören gibi belli zamanlar seçilir; kült araçları bulundurulur; en önemlisi de bu amaçla toplanmış bir cemaat ile cemaati yöneten bir lider gereklidir" (Örnek,1971:148). Kısaca kült kutsal ve yüce olduğuna inanılan varlıklara, nesnelere ve atalara tapınma ve saygı göstermedir. Bu saygıyı gösterirken yerine getirilen geleneksel eylemler, örneğin dua etme, yakarma, yalvarış, kurban kesme, kestiği kurbanın nitelik ve niceliğine göre hem psikolojik hem toplumsal hem de tarihsel bir doyuma erişmedir.

Bektaşilik: Bektaşilik, Hacı Bektaş Veli'ye bağlanma, kapılanma, onun yolundan gitmektir; bu yoldan gidenlere de Bektaşi denir. Bunlar Allah'ın dışındaki tüm varlıklardan sıyrılmış; kaza ve kadere (alın yazısı) boyun eğmiş, kalp zenginliklerinin tümü Hak varlığı ve Ehlibeyt'in sevgisiyle dolmuş Nazenin (çok nazlı)bir topluluktur. Bektaşilikte gidilen yolun adı tarikattır; bu da bütün Anadolu'daki Alevi felsefesinin inanç kaynağı olan"Nazenin Tarikatı" dır.[4] Bir başka tanıma göre de Bektaşilik:"Hacı Bektaş Veli (1209-1271) adından kaynaklanan eşitlik, arkadaşlık, denklik, olgunluk, özgürlük vb. ilkelerle belirginleşen; Hz.Ali, Ehlibeyt ve Oniki imam sevgisine dayanan bir tarikattır (bkz. Korkmaz, 1993:58,Öz, 1997:230). Bektaşiler genel olarak iki kola ayrılır:

1. Çelebi (Çelebiyan) Bektaşiler: Hacı Bektaş Veli'inin evlenmiş (müteehhil) olduğunu, onun soyundan geldiklerini savunan ve kendilerini"beloğlu, belevladı, belden gelme, belden türeme, burun kanından doğma" gibi kavramlarla ifade eden kol.

2. Babagan Bektaşiler: Hacı Bektaş Veli'nin evlenmediğini (mücerret) olduğunu, onun manevi evlatları ve yolunu sürdüren ve bu nedenle kendilerini"yol evladı, yoloğlu, yoldan gelme, nefes oğlu" gibi kavramlarla tanımlayan kol. Hacı Bektaş Veli'nin düşüncelerini, onun izinden gittiklerini savunanlar, babagan kolunu oluştururlar.[5]

Niyazın Anlamı ve Niyazi Baba

"Niyazi Baba Niyazi Baba
Dervişlerin giyer hırkayla aba.
Seydiler de Seydi Baba
Merhaba Dengere'de Çomak Baba yolumuz."[6]

© Sabri Çakır - Cem töreninde lokma
/ Niyazlar Köyü
Niyaz, Alevi-Bektaşi kültünde çok kullanılan Farsça "niyaz" sözcüğünden gelmedir. Bir tarikat ulusuna, büyüğüne ya da tarikatta bir statüyü temsil eden şeye, nesneye ve bunlar aracılığı ile Tanrı'ya yalvarma, yakarma biçiminde uygulanan bir ibadet; niyaz ayini vb. anlamları içermektedir. Niyazın kökeni, Tanrı'nın gizli bir hazine olması, bilinmek istenmesi, insanı yaratması; insanın aşk ile aşk için yaratılması inancına dayanır. Niyaz yüz yüze, insana karışı dönülerek, insan kıble edinilerek yapılır.[7] Alevilik –Bektaşilik'te "niyaz etmek, niyazım var, niyazlaşmak, niyaz duruşu, niyaz taşı, niyaz vermek, niyazın kabul olsun..." vb. terimlerle cem törenlerinde yaygın bir biçimde kullanılır.

Niyazlar köyü, böyle bir inançtan kaynaklanan bütüncül ve karışıksız (saf) bir Bektaşi topluluğunun yöredeki en belirgin ve tek temsilcisi olarak biliniyor. Adı, 1967'de" Yaprakyazı" olarak değiştirilmesine karşın halkının direnmesi ve çabaları ile eski adı"Niyazlar" yeniden verilmiştir.

Niyazlar, Burdur ili Yeşilova ilçesine 5 km uzaklıkta, ilçenin güneybatısında, "Eşeler" dağı eteğinde, üç tarafı çam ormanları ile çevrili salt bir Bektaşi köyüdür. Yapılan saptamada toplam 58 hane, 61 kadın ve 43 erkek olmak üzere 110 nüfuslu bir yerleşim birimidir. Bu özelliği ile de çok sayıda göç veren, sadece yaşlı ve emeklilerin yaşamlarını sürdürdüğü bir köy olarak değerlendirilebilir. Kesin olarak bilinmemekle, tarihinin çok eskilere dayandığı, anlatılan öykü ve yerleşim alanının özelliklerinden anlaşılmaktadır.

Köyün en dikkat çekici yapısı Niyazi Baba Türbesi (Niyazi Baba Tekkesi) ile 1940' ta yapılan ve 1971'ler de kapatılan ilkokul binasıdır. Köyün boşalması, ilçe merkezine birçok ailenin taşınıp yerleşmesi ve kendilerine ait Niyazlar mahallesini oluşturmaları bu nedene, yani eğitim göçüne bağlanmaktadır.

Yörede tek olan, Bektaşilik inancı ve kült merkezi konumunda işlevini sürdüren Niyazlar köyü, bu özelliklerini Niyazi Bababa'dan almıştır. Niyazi Baba buraya ilk gelen bir Bektaşi dervişidir. Nereden geldiği, hangi zamanda burayı yurt edindiği hakkında kesin bir belge ya da bilgi bulunmamaktadır. Ancak, yaklaşık olarak 300-400 yıl önce Horasan'dan gelmiş bir asker ya da komutan olduğu söyleniyor. Köyün alt kısmında Niyazi Baba'ya ait türbe ile bunun çevresinde, şu anda etrafı beton duvarlarla çevrili, oldukça eski bir mezarlık vardır. En eski mezar taşının kitabesinde, Osmanlıca hicri tarih 1271 (1854) ya da 1272 (1855) yazılıdır. Buna benzer birçok Bektaşi ulu kişisi bu mezarlıkta bulunmaktadır. Bunlardan hicri 1287 (miladi 1866) tarihli mezar taşının kitabesinde şunlar yazılı:

Bu bağ-ı gülşende bir gonca iken
Bad-ı ecel beni eyledi hazan
Bir gül-i zıba nazenin iken
Hak beni eyledi hak ile yeksan
Bin iki yüz seksen yedi tarihi
Niyazi Baba şeyhi Sadık Dede'nin
Oğlu Hüseyin ruhuna fatiha. [8]

Buna benzer kitabelerden anlıyoruz ki köyün kimliğini oluşturan inanç ve gelenekler Niyazi Baba ve çevresindeki maddi kült araçlarından kaynaklamış ve günümüze kadar sürdürülmüştür.

Niyazi Baba'nın ulu kişiliği, söz konusu köye gelişi ile ilgili ilginç söylencelerden bir örnek vermek istiyorum:

© Sabri Çakır - Cem'de iki düvazcı
Baba'ya niyaz ederken / Niyazlar köyü
"Niyazi Baba Horasan'dan gelme ve Hacı Bektaş Veli'nin pir'lerinden olduğu söyleniyor. Önce Denizli yöresine gelmiş ve oradan da Tavas'ın (Denizli'nin bir ilçesi) bir köyünde yorgun düşerek uykuya yatmış ve hırkasını orada bırakmış; onun için o köyün adı 'Hırka köyü' kalmış. Hırka köyünden yine Tavas'ın Solmaz köyü yakınlarında, yorgun otururken, bu köyden güzel bir gelinden su ister. O da dervişin yorgun ve bitkin olduğunu görünce, su tasının içene orada bulunan çamdan kopardığı pürü (çam yaprağı iğnesi) koyar ve 'buyurun derviş dede' diyerek suyu ikram eder. Derviş bu sudan biraz içer ve geline ' neden böyle yaptın?' diye sorar. Gelin yanıt olarak: ' siz yorgun geldiniz, derviş dede, suyu birden içersiniz, onun için çam pürü koydum içine' der. Bu gizemli yanıt üzerine Derviş Baba: 'kesilen çamlarınız kurumasın, güzelleriniz solmasın' duasını eder. O zamandan beri o köyün adı 'Solmazlar' olmuş; kadınları da yetmiş yaşına kadar güzel ve genç kalmışlar; kesilen çamları da asla kurumamış, yeniden yeşermiş.." [9]

Niyazi Baba, benzer söylencelerle yoluna devam eder ve sonunda bugünkü Niyazlar'a gelir. Köyün yukarısında, çam ormanının içindeki pınar başında kuzu yer ve buranın adı da Kuzupınarı olarak kalır. Niyazlılar her yıl burada Niyazi Baba'yı anma töreni düzenliyorlar. Daha sonra Niyazi Baba, köyün alt tarafındaki"çilehane" ye gelmiş, uzun zaman çilehanede çilesini çektikten sonra, bugünkü türbesinin bulunduğu yerde ölmüştür.

Kul Mehmet'in bir şiirinden esinlenerek, Yeşilova Niyazlar köyündeki Niyazi Baba'nın geçmişinin çok önceki zamanlara dayandığı ve dergahının 17.yy.da iyi çalıştığı saptaması yapılmıştır (Noyan, 2002:70).

Şu andaki türbe, Bektaşi inancı ve öteki kaynaklara uygun bir biçimde muntazam ve emek verilerek yapılmıştır. Türkiye'de yaygın geleneksel türbe mimarisi ve özelliklerini taşımaktadır. Türbenin çevresindeki mezarlıkta bulunan mezar taşları, Osmanlı tarzı mermerden yapılmış; başlıkları da dervişliğin bir simgesi olan, kubbesi dilimli taçlarla işlenmiştir. Niyazi Baba'nın türbesi ise demirden bir kapı, bir iç giriş, yatırın bulunduğu iç alan ve kubbeden oluşmaktadır. Türbenin iç alanında, iç giriş kapısına yakın bir yerde, Niyazi Baba'nın yatırından daha küçük boyutta bir mezar daha var. Niyazi Baba'nın kamberi (rehberi) olduğu söylenmektedir. Türbenin iç duvarları, Bektaşi kültünün tüm manevi geçmişini, büyük yazılarla yansıtmaktadır. Kubbenin kenarlarında Oniki imamlar tek tek yazılıdır. Türbenin iç sağ köşesinde eski bir dolap içinde Niyazi Baba'nın eşyaları olduğu söylenen kudüm (trampet), kılıç, teber (kesici), değnek (baston) ve şamdanlar bulunmaktadır. Türbenin tarihi yazılı değildir.

Niyazi Baba'nın Horasan pirlerinden Hacı Bektaş Veli'nin müridi olduğu, mermerden yapılmış sandukasının kapıya bakan yüzünde şu sözlerle anlatılmaktadır:

"Horasan diyarından bir fatih olarak gelmiş; burada çilehanede bir müddet yatmış ve buraya anıt olarak türbe yaptırılmıştır."

Yine, türbenin iç davarında Alevilik-Bektaşilik'te kült aracı olan üçleme dikkat çekmektedir.

"Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali,
Ya Hasan, Ya Hüseyin, Ya Fatma".

Türbenin üst kısmındaki bahçede, 1940'larda yapıldığı söylenen cemevi, aşevi, çilehane varmış, bunlar sonraları yıkılmış. Aynı bahçe içinde, ahşap yapılı, minaresi olmayan, 70 yıllık olduğu söylenen bir cami var. Caminin karşısında eski olan ve bugün işlevini yitirmiş bir de köy evi bulunmakta... Cem törenleri, öğretim işlevini yitirmiş olan eski ilkokul binasında sürdürülmektedir. Her yıl "Kapı Açma Cemi" ya da "Babanın Kapı Açma Cemi" ile başlayan," ikrar ayini", "cem ayini" vb. çeşitli adlarla sürdürülen cem törenleri, genellikle kış aylarında yapılmaktadır.

Dini Yönetici / Yol Önderi: Baba

Niyazlar Bektaşi topluluğunu, yörede gözlemlediğimiz topluluklardan ayıran en önemli özellikler; Sünni-Bektaşi karışımı olmayıp salt Bektaşilerden oluşması; dini yöneticinin demokratik yöntemle, yani seçimle göreve gelmesi; dedelik kurumu yerine babalık kurumunun geçmesi, ayin ve törenlerde doğal olanın dışında başka bir davranış ya da saplantı içine girilmemesi, semahlarda eşli dönülmesi, ikrar almada "tek çekilme" (kadın ve erkeğin tek tek ikrar vermesi) kuralının uygulanması vb. farklılıklardan oluşur.

© Sabri Çakır - Cemevinde semah / Niyazlar Köyü
Niyazlar Bektaşilerinde en önemli kurumsal değişme dedelik kurumunda gerçekleşmiştir. 1960 yılına kadar dedelik soy güderken, söz konusu tarihten sonra babalık kurumuna dönüştürülmüş ve babalar çoğunluğun onayladığı, bu konuda yetenekli, bilgi düzeyi yüksek kişiler arasından seçilmiştir. Şu anda Niyazlarda babalık görevini sadık Hoca'nın oğlu ve 1930 doğumlu Halil Yılmaz yürütmektedir. Halil Yılmaz önce dervişlik aşamasına, 1994 yılında da halifelerin imzaları ve o zamanki dedebabanın onayladığı "icazetname" [10] ile babalık statüsüne yükseltilmiş ve halen bu görevi sürdürmektedir. Köyde cem törelerini yöneten babanın dışında bir rehber (derviş) ve bir de gözcü var.

Halil Baba'nın Bektaşilik inancı, Bektaşiliğin tanımı, bir Bektaşi'de aranan nitelikler ve görevler konusundaki düşüncelerini söyle özetleyebiliriz:

"Bizim kültürümüz Ehlibeyt ve insan sevgisi üzerine kurulmuş bir kültürdür. Anadolu'da yaşamış bazı uygarlıkların toplumsal ve inançsal görüşleri üzerine kurulmuş bir inanç sistemidir. Bu inanç sistemi içinde dinsel inançların yerine getirilmesi yanında çağa uygunluk, ilericilik, sosyal eşitliğin sağlanması düşüncelerinin yaşatılmasını sağlayan bir toplumuz."

Halil Baba, Bektaşiliğin tanımlarından bazılarını da şöyle sıralamaktadır:

"1. Edep sahibi kişilerin okuludur.
2. Muhammed Mustafa'nın aydınlık yoludur.
3. Hz. Ali yoluna soyunmaktır.
4. İşgücünden halka, içyüzünden Hak'a bakan iki yönlü kavşak noktasında bulunmaktır.
5. Kimseyi değiştirmeden, yalnızca mevcut ahenge uyup, mevcut olanın en uygun olduğuna inanıp olgun ve erdemli insan olmaktır.
6. Bir makamdır.
7. Hoşgörü ve enginliktir."

Bu tanımlara bağlı olarak, Baba Halil Yılmaz'a göre bir Bektaşi'de bulunması gereken özellikler şunlar olmalıdır:

"1. Her yaptığı iş bir mana taşıyan, Hak'tan gelen nasibe razı olmak;
2. Kimsenin malı ve servetinde gözü olmamak;
3.Tanrı aşkından ayrı yaşamanın mümkün olmadığına inanmak,
4. Cehaletle uğraşmak,
5. İnandığı yolun sırrına ihanet etmemek,
6. Kula kulluk etmemek,
7. Karşılık beklemeden yardım etmek,
8. Kişinin kusurunu görürse, düzelterek örtmek;
9. Tanrı'nın yarattığı insanları aynı gözle görmek;
10. İnsanları rengine, diline ve dinine göre ayırt etmemek;
11. Tanrı adı ve aşkıyla kâinatı bir görmek..."

Özet olarak Bektaşiliğin özünü / bakışını şu nefesler dile getirmektedir:

"Kendi noksanını bilip Arif ol
Kimsenin ayıbını gözetme gönül
Yetmiş üç millete bir nazarla bak
Hak sevmiş yaratmış, söz etme gönül

Sakın kalleş olup lakırdı düzme
Kimsenin âlemde gönlünü üzme
Düzelmiş bir işi yanılıp bozma
Isınmış dillere buz etme gönül"[11]

Niyazlar köyü Bektaşilerinin en yüksek statüsünde bulunan Baba Yılmaz görevlerini de şu sözlerle dile getirmektedir:

"Ahmet Yesevi, Lokman Perende, Horasan erenleri, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Mevlana, Abdal Musa, Pir Sultan, Nesimi ve niceleri gibi, yüzyıllardır etrafına ışık saçan ve aydınlatan bu bilge kişilerin yolunda yürümek ve düşüncelerini gelecek kuşaklara aktarmak bizlerin birinci görevidir. Bu anlayışımıza göre Alevilik-Bektaşilik ne bir ilim adamının, ne bir düşünürün, ne de bir filozofun ürünüdür. Bin yılları aşan tarihin bir ürünüdür. Bu inançta "elele, el Hak'a" vardır. Bu söz birliğin ve beraberliğin bir simgesidir. Birçok yanlışlıklar sonucu birlik ve beraberliğimiz zedelenmiştir."

"Bizim felsefemizde ilkeler birlikle bitmez.. Oniki temel ilke olan ' eline, diline, beline, eşine, aşına sahip olmak; alnı, gönlü, sofrası açık olmak; sır tutucu, ayıp örtücü, gazabı yutucu ve hoşgörülü olmak'. Bunlar Alevilik ve Bektaşiliğin temel ilkelerindendir."

"İnsanın gerçek güzelliği de sözünün güzelliğidir. Bizim kıblemiz insandır. Kâinata göre de insan vücududur. İnsan yerde ve gökte Tanrı'nın vekilidir. İbadetlerin en büyüğü, faziletlisi kötülükten kaçınmaktır. İnananın, inanan kardeşinin yüzüne sevgi ve muhabbetle bakması ibadettir. Nice sevinçli kimseler vardır ki, onlara nasip olacak kefenlikler dokunup satışa çıkarılmıştır da kendilerinin haberleri yoktur."

Niyazlar köyü mürşidi Halil Yılmaz, "5. Niyazlar Köyü Niyazi Baba'yı Anma ve Kültür Şenliği" nde yaptığı ve çok kısa olarak özetlenen konuşmasını şu şiirle noktalıyor:

"Sevgi, muhabbet kaynar yanan ocağımızda
Bülbüller şevke gelir, gül açar bağımızda
Hırslar, kinler yok olur, aşkla meydanımızda
Aslanlarla ceylanlar dost olur kucağımızda.." [12]

Niyazlar'da Cem Töreni

Genel Anlamda Cem

Bektaşi ibadetlerine "cem" adı verilir. Cem; toplanmak, bir araya gelmek, topluca davranmak anlamlarına gelir. Ayrıca cem töreni gibi isimlerle de adlandırılır.[13] Bir başka ifade ile cem bir araya gelme, toplanma, kutlama, yas etme ve inançlarının gereği ibadet olarak algılanan tören anlamındadır.[14] Bu törenlerin gerçekleştirildiği mekâna ise cemevi denir.

Cem töreni; cem merasimi, Miraç gecesi Arş'da kurulan Kırklar Bezminin yeryüzündeki tekrarıdır. Cem töreni sadece dinsel amaçların, duaların, ibadetlerin gerçekleştirildiği bir eylem biçimi değil, simgeleştirilmiş norm olarak bireysel ilişkilerin, duygu, düşünce, davranış ve kuralların belirginleşmesini, kalıplaşmış davranış bütününün oluşmasını sağlar.[15]

Cem töreni bireyi, toplumla, toplumsal olanla karşılaştırması açısından edebin en önemli güvencesi, edebi koruyan, kollayan, besleyen en önemli toplumsal kurumdur. Birbirine saygılı, dayanışma, kaynaşma ruhu içinde yürüyen cem'de, kişinin toplumsal olana ait olma duygusu gelişir.[16]

Cem töreninin dört ana işlevi vardır:

· Yargı İşlevi: "Edebi olmayan bireyin ibadeti olmaz inancı vardır. Bu yüzden cem'e başlamadan önce, suç işleyenlere gerekli ise ceza verilir, dargınlar küs ise barıştırılır; manevi arılık sağlandıktan sonra ceme devam edilir."

· İbadet İşlevi: "Cem'de insan kutsal inançlarını hatırlar. Allah, Muhammed ve Ali için dua eder."

· Bütünleştirme İşlevi: "Cem töreni kişiler arası sevgi, dayanışma duygularını geliştiren topluluğu birbirleriyle kaynaştıran bir törendir."[17]

· Eğitim / Bilim İşlevi: "Bizim bura da (cemevi) bir eğitim yeridir. İki oluk vardır: Birinden ilim akar, diğerinden pislik akar. Burası bir ibadet yeridir, buradan ilim akar."[18]

Cem töreni kişiler arası sevgi, dayanışma duygularını geliştiren, topluluğun ibadet biçimi olan cem'in kaynağının, Hz. Muhammed'in Miraç'tan dönüşte Hz.Fatıma'nın evine uğradığında oradaki topluluğun birlikte yaptığı ve adına "Kırklar Cemi" denilen ibadetten geldiğine inanır. Bunu şöyle ifade ederler: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüzde uludur, büyüğümüz de uludur. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir."
 
© Sabri Çakır - Niyazi Baba'yı Anma Töreninde Semah
Bektaşilerde cem törenin yapıldığı yer "Erenler meydanı, Kırklar meydanı vs." olarak adlandırılmaktadır. Cem töreninde kapıdan içeri giren her can (kadın ya da erkek) birdir. Bireyler cem'e gelirken toplumsal unvanlarını dışarıda bırakıp erenler meclisine katılırlar. Cemi dede / baba yönetir ve dedenin / babanın yanında bağlama eşliğinde nefes söyleyen bir ya da birden fazla zakir / düvazcı bulunur. Ayrıca bağlamayı çalıp söyleyen dede / baba ya da derviş de olabilir

Baba, cem'in yapıldığı yerde kapıdan içeri girenin rahatça görebileceği bir yerde oturur. Kapıdan giren canlar önce oradaki topluluğa, niyaz anlamında eşiğe niyaz ederler. Arkasından da babaya niyaz ederler ve babanın önünde durarak dua alırlar. Cem'e lokma getirmek diye bir adet de vardır. Herkes kesesine göre evinden cem için bir lokma getirir. Gelen lokmalar görevli tarafından toplanır ve cem sonunda tüm canlara eşit olarak dağıtılır.

Cem'e kadın-erkek birlikte katılır. Haremlik-selamlık yapılmaz. Cemevinin kapısından içeri giren her can cinselliğinden arınır ve kadın-erkek ayrımı yapılmaksızın insan olarak, can olarak görülür. Cem'e küskün ve dargın olanlar alınmaz. Suçlular cem'de yer alamaz ve bu kişiler düşkün olarak adlandırılır. Dargın ve küskün olanlar barıştırılmadan ceme başlanmaz. Ayrıca "kul hakkı yemiş kişiler" cem'e katılamaz. Dargın ve küskünler ya da suçlular toplum huzurunda dede / babanın hakemliğinde cem'de kurulan ve adını Hallacı Mansur'dan alan dar'da kurulan divanda yargılanırlar; aklananlar cem'e katılabilirler.

İbadet

Tartışılan ve gündem konusu yapılan sorulardan biri de "Bektaşilerde ibadet var mıdır?" sorusudur. Sünni inancına göre Bektaşilerde ibadet yoktur. Ne var ki bu soruya emik bir yaklaşımla verilen yanıtlara göre, Alevi-Bektaşi inancının bir gereği olarak "ibadet vardır". İbadetle ilgili pratiklere, uygulamalara "cem", bu uygulamaların yapıldığı mekân da "cemevi" olarak nitelendirilmektedir.. Burada anlaşılması zor olan konu, cemevindeki, simgesel anlamlar taşıyan ve dışarıdan bir gözlemcinin kolayca kavrayıp anlam veremeyeceği "post / makam" sözcüğüdür. Yine ibadetin aşamaları, okunan mersiyeler, "gülbank" diye adlandırılan dualar, ritimler, lokma, semah, düvaz ve saz gibi öğeler cem ibadetinin dinsel ve toplumsal gizemini betimler. Bu pratikler şu sırayla yerine getirilmektedir:

İbadet, cemevine gelen ve ikrarlı olanlarla yapılır. Cemevinde önce Tarikat namazı kılınır. Tarikat namazında "post"a niyaz edilir. Ondan sonra çırağ uyandırılır (mum yakılır). Niyazlar cemevinde 7 post vardır. Niyaz bu postlara yapılır. Dışarıda "Kurbancı Postu" da vardır ama o görünmez.

Cemevinde ibadet, kapıdan girerken "kapı yüzün, eşik özün" diye başlar. Girenler kapının iki yanına elleriyle dokunarak niyaz ederler. Kapı girişinde, eşikte "Horasan Postu" vardır, orada da bir dua okunur. Bu dua da, "Bismişah, Allah, Allah..." sözleriyle başlar; "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" üçlemesiyle devam eder; Hacı Bektaş Veli, İmam Hasan ve İmam Hüseyin ..." sözleriyle bitirilir. Giriş kapısının sağında "İznikçi / / Kapıcı Postu" vardır. Orada da, yine"Ya Allah, Ya Muhammed, Ya Ali..."diyerek niyaz edilir.. Giriş kapısının solunda "Gözcü Postu" vardır. Niyazlarda bu posta aynı zamanda "Karaca Ahmet Sultan Postu / Makamı" da denilir. Gözcü cem'i, erkânı yönetir, cem'de düzeni ve sükuneti sağlar..Onun temsil ettiği posta da, aynı şekilde ama farklı bir dua okuyarak niyaz edilir..Kısaca, hizmet sahiplerinin postlarına / makamlarına, sıra ile niyaz / dua edilir.

Cem'deki bu aşamaları, en önemlisi olan "Dar Meydanı" izler. Bu, cemevinin ortasında bir yerdedir. Dar Meydanı, Alevilik-Bektaşilikte hesap sorma yeri, yargılama yeridir. Eğer kişi suçlu ise, suç burada belirlenir, cezası ne ise verilir.

Dar Meydanı'ndaki post, Kolaçık Hacım Sultan Postu'dur. Yani bu kişi Batın (diliyle) kılıcıyla suçluları ıslah etmiş bir kişidir. Oraya da niyaz edilir..Daha sonra Baba'ya niyaz edilir. Baba sorar: "Bundan ağrınmış, incinmiş can varsa, söylesin..."der. "Yok" derlerse, herkes niyaz eder. Ondan sonra da Baba'ya varılır (Baba Postu), niyaz edilir. Sonra rehber postuna (Hz. Ali) / makamına niyaz edilir. Bundan sonraki aşamada Küre / Ocak postuna gidilir. Bu postun simgesel anlamı Hasan, Hüseyin'i temsil etmesidir. Burada şu dua okunur: "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali...Ya Hasan-Hüseyin, Balım Sultan, Seyit Ali .." Sonra "çerağ"a gideriz. "Çerağı Ruşen var" deriz. Bundan sonra tekrar geri gelinir, ortaya niyaz edilir.. Yani Dar Meydanı'nda niyaz edilir. Böylece "Tarikat namazı" biter. Bu pratikler, niyazlar cem'de yapılanlar..

Esas ibadet "çerağ uyandırması" ile başlar. Çerağ uyandırması şöyle oluyor: 12 İmamları temsil eden 12 mum konulur. Bu mumların her biri bir imamı temsil etmektedir. Onlar yakılırken ayrı ayrı dualar vardır..Yani mumlar yakılırken her defasında ayrı ayrı dualar okunur.

Cemevindeki esas ibadete gelince, ibadet "İznikçi" (Kapıcı Postu)"na "ya Allah, ya Muhammed, ya Ali"diyerek başlar. Sonra Gözcü Postu'na gelinir, aynı dua okunur.. Ondan sonra "Dar Meydanı"na gelinir. Burada da "Bizi meydanından mahrum etme.."diye niyaz edilir. Sonra babaya gelinir, O'na "hak sende" denir, önce sağa, sonra sola ve ellerinin üzerine niyaz ediliyor (Babanın eli öpülüyor), sonra sağ yere, postun üstüne niyaz ediliyor.. O'da "hak sende, hak âdemde" diyerek duasını ediyor... Babaya niyazdan sonra onun sol tarafındaki Rehber Postu'na niyaz ediliyor. Bu post Şah-ı Merdan Ali'nin postudur. Alevilik ve Bektaşilik'te "rehber" buradan geliyor.. Sonra Küre / Ocak postuna geçiliyor.. Bu post Kerbela'da şehit edilen Hz. Hasan ve Hüseyin'i temsil eder. Burada da "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali, medet Hasan, Hüseyin..." diye niyaz ediliyor ve en sonda 12 İmamları temsil eden "çırağlara=mumlara" dönülür ve niyaz edilir. Sonunda da cemde bulunanlara" cümlenize aşk-ı niyazım var" denir ve onlar da "Allah!" sedası ile cevap verirler ve geçer yerinize oturursunuz.

Cemevindeki bu uygulamalar, "ikrar"[19] sırasına göre yapılır. Kim önceden ikrar aldı ya da verdiyse, cem'deki pratikler o sıraya göre devam eder. Cem ayininde, kadın-erkek, genç-yaşlı ayırımı gözetilmez. Önemli olan "ikrar"ın önceliğidir. Ancak kadınlar, erkeler bitirdikten sonra ibadete başlar ve aynı namazı kılarlar. Bacılar da "ikrar" verme-alma sırasına göre niyaz ederler. Nasıl ki erkeklerden ilk sırada Baba ibadetini yapıyorsa, bacılardan da Babanın eşi Ana bacı / Ana sultan önde namazını kılar / niyaz eder. Sonra ikrar sırasına göre öteki bacılar ibadetlerini yaparlar ve yerlerine yine ikrar sırasına göre otururlar.

Bacıların niyazlarını tamamlamasından sonra gözcü: "tamam" der, Baba da bir "gülbank" çeker ve"hayırlısı" der ve söze, sohbete devam eder. Gözcü: "Aranızda dargın, küskün varsa, barışsın, görüşsün, görüşmezse, barışmazsa günahı kendine aittir." der. Eğer dargın, küskün varsa ortaya çıkar: "Eyvallah erenler, biz falanca adamla dargınız, kırgınız.." der. Gözcü: -Oku bakalım, tercüman duasını" der. Dar'da durana can, "eyvallah" diyerek şu duayı okur:

"Bismişah Allah Allah;

Yüzüm yerde, özüm dar'da, Hak huzurunda, Muhammed Ali Divanı'nda, Ayin-i Cem'in huzurunda malım kurban, canım Tercüman, bu fakirden ağrınmış, incinmiş varsa, dile gelsin, dile gelsin, hakkını talep eylesin benden, suçum neyse hakkını alsın, Allah eyvallah"

Bunun üzerine mürşit / baba sorar: "Böyle bir talebiniz var mı, canlar, bu candan hoşnut musunuz?" der. Cem'deki canlar (kadın-erkek), "hoşnuduz" derlerse dua edilir. Ayin-i cem (Erenler Meydanı) boş kalmasın diye, bu cana sen bir "Cebrail-tavuk keseceksin ya da cezası varsa, yanı hatası, kusuru büyükse (hırsızlık, adam öldürme vb. suçlardan Ayin-i Cem'e girmesi gerekmişse) ona, "Farzdan Düşme" cezası verilir."Farzdan Düşme"nin ağır cezaları var: İki büyük baş kurban kesmek, bir Ayin-Cem yapmak gibi. Günümüzde bir Ayin-Cem yapmanın bedeli 50 milyonu bulur. O zaten, yılda bir kez kurban kesmek zorundadır. Buna yılda, yani cem'de kesilen kurbana Bektaşilik'te "Nezir Kurbanı" deriz. Herkes her yıl, "Nezir" kurbanını keser, ancak cezalı ise, suçlu ise, yani talibin suçu varsa, 12 postun sahibi, Niyazlar'da bu 7'dir, Baba ile birlikte toplanırlar ve o canın cezası "şudur" diyerek karar verirler ve ona ağır ceza verilir ve böylece cem ibadetinin sonu gelir.

Semah ve Saz

Alevi-Bektaşi kültürünün en önemli ritüellerinden biri de semah'tır. Bu köydeki araştırmalarımız sırasında "Semah nedir?"sorumuza verilen yanıtları şöyle özetleyebiliriz:

Semah Alevi-Bektaşilerin ibadeti olan cem'in ayrılmaz bir parçasıdır. Cem törenlerinde, törenin belli bir bölümünde semah dönülür. Cem'i yöneten dede / babanın işareti ile ve düvazcıların çalıp söylediği nefesler eşliğinde kadın- erkek birlikte döndükleri bir seremonidir. Semah dönmek, Alevi-Bektaşi inanç önderleri olan 12 imamlarla ilgili bir olgudur. Onun için cem törenlerinde 12 imamlar için yapılan 12 hizmetten biri olarak kabul edilmektedir. Semah dönen canlar / bacılar duyarlılığın, aşkın, sevginin adeta dorukta olduğu bir trans durumunu yaşarlar. Niyazlarlı Bektaşiler cem ayini gibi semahın da kaynağının Kırklar Meclis'inden geldiğine inanırlar. Niyazlar'ın Bektaşi babası bunu şöyle açıkladı: İnanışa göre, Hz. Muhammed Miraç'tan dönüşte Kırklar Meclisi'ne gelir.."Ben fakir, fukarayım" diyerek içeri girer. Orada bulunanlardan Selman Farisi bir tane üzüm getirir ve Hz. Muhammed'in önüne koyar.

"Ey Hadem-ül Fukara (Yoksulların Hizmetçisi) bu üzümü Kırklar Meclisi'nde bulunanlara paylaştır" der.. Peygamber bu durumda müşkül (zor duruma düşer) hale düşer.. Allah Cebrail aracılığı ile oraya bir tabak göndertir ve peygamber üzüm tanesini bu tabak içinde ezerek şerbet yapar. Bu şerbet, Kırklardan birinin dudağına değince tümü kendinden geçer; aşka gelerek mest olurlar ve tümü kendiliğinden kalkar ve "Ya Allah" diyerek semah dönerler. Semahın kaynağı, bizim törelerimizde, geleneklerimizde oradan kaynaklanıyor. Onun için cemlerde dönülen semahlara "Kırklar Semahı Olsun" deriz..Yani, "Peygamber'in ve O'nun Ehlibeyt'inin yaptığı semahlardan olsun" deriz[20]. Bir başka anlatımla semah, Kırklar'da üzüm tanesinin suyunu içerek mest olanlar (kendinden geçenler) semah dönerek uçup giderler..Yani bir Cebrail gibi uçup giderler.Semahtaki figürler, onu gösteriyor, aşka geliyorlar.

"Semahta neden hep yere bakıldığını" sorduğumuz da şu yanıtı alıyoruz:

- "Saygıdan, bir mürşide karşı arkasını dönmemeden kaynaklanıyor. Mürşidin önüne geldiğinde dönüş yapılır. Bu davranış bir saygının ürünü oluyor. Yani gözler toprakla beraber, devamlı aşağıya bakıyor..Ellerden biri yukarıya, öteki yere bakacak şekilde dönülüyor."[21] Bu uygulamaları, yani cem'de ve öteki törenlerde gözlemleme fırsatı bulduğumuz için sadece tarihsel ya da mitolojik söylemlerden hareketle değerlendirme yapılmamıştır. Her katıldığımız cem'de gözlemledik ki mürşidin / babanın cem'i yönetme tarzına göre semah dönülmektedir. Niyazlarlı Bektaşilerde semah çiftli dönülmektedir. Yani eşli / ikili çiftler halinde uygulanmaktadır. Bu uygulamayı da öteki Alevi topluluklarından farkları olarak açıklamışlardır. Zaten cem'e katılmanın koşulu olan "ikrar" vermeyenler semah da dönemezler. Yani rastgele erkekli / kadınlı semah dönülemez. Kesinlikle çiftlerin de evli olma koşulu vardır. Buradaki semahlar, yerel kıyafetler içinde, ayaklar çıplak, otantik bir tarzda dönülür. Eşli olan kadın-erkek aynı mekânda yani meydanda / cem evinde semah dönerler. Semah hiçbir zaman, bir düğünde ya da başka bir eğlencede oynanan oyun değil, cem'de ibadetin ayrılmaz bir parçası olarak 12 hizmetin yerine getirilmesinde önemli ve anlamlı bir öğedir. Her ne kadar Sünniler semahı bir dans / oyun olarak algılasalar da Alevi / Bektaşiler kesinlikle semahın oyun olmadığını şu sözlerle dile getiriyorlar:

"Semah oyun değil bizim için ibadettir, Allah'a ulaşmaktır."

Yine semah, saz ve söz eşliğinde dönülür. Düvazcıların sazı ve sözü eşliğinde semah dönülür. Niyazlardaki uygulamada başka bir enstrümanı ya da araç kullanılmamaktadır. Niyazlar da Veli İpek (derviş) semah olayını şöyle anlatmıştır: "Semah" deyince cem evinde beraber toplandıktan sonra yeriz, içeriz, dem çekeriz.. Dem çektikten sonra, tabi ki aşka geliriz. Sofralar kalktıktan sonra olur bu iş. Dört kişi, ama erkek, ama kadın. İki erkek, iki kadın kalkar, saz çalınır, deyiş söylenir, semah yapılır.."

- "Semah dinsel mi yoksa toplumsal amaçlı mı" diye sorduğumuzda şu yanıtı alıyoruz.

- Ne diyelim, Bektaşiliğin bir usulü, bir gelenek, bir görenek..

Ne var ki semah da popüler kültürün etkisinde kalarak, iletişim kanallarında, çeşitli törenlerde esas amacının dışında, ticari anlamda ve gösteri kültürünün bir öğesi yani bir oyun olarak yer almaktadır. En yeni örneklerden birisini "Aspendos'ta Semah" adı altında "Anadolu Ateşi" denilen halk dansı grubunun semah gösterisi oluşturmaktadır.[22] Sözde Anadolu'nun tüm semah karakterlerinden Anadolu Ateşi yorumuyla yeni bir sentez yapılarak oynanmıştır. Ama Anadolu Ateşi'nin genç bayan oyuncularının giydiği frapan giysiler hiç de semahın özgünlüğü ile ilgisi bulunmamaktadır. Çünkü semah burada bir dans olarak sahnelenmiştir. Hâlbuki Hacı Bektaş Veli'nin şu özdeyişi semahın ne olduğunu anlatıyor herkese:

"Bütün evren semah döner
Aşkından güneşler yanar
Aslında ermektir hüner
Beş vaktiyle avunmayız."

Niyazi Baba'yı Anma Töreni: Niyazlar Kültür Şenliği

Öteki Alevi-Bektaşi köylerinde olduğu gibi Niyazlar köyünün ve burada yaşayan Bektaşilerin tarihsel, olgusal, inançsal nitelikteki yol önderi / aktörü de Niyazi Baba'dır. Niyazi Baba, ilki "Niyazi Baba Pilav Günü"[23], daha sonraki yıllarda da "Niyazi Baba'yı Anma ve Kültür Şenliği", "Niyazi Baba Tanışma ve Görüşme Günü" ve "Niyazi Baba Kültür Şenliği" vb. zaman içinde değişen başlıklar altında düzenlenmiş törenlerle anılmaktadır. Tören alanı olarak da köyün yukarısında çamlık içinde, yerel olarak "Kuzupınarı" denilen yer seçilmektedir. Genellikle temmuz ayının ilk haftasına rastlayan cumartesi ya da pazar günü bu etkinlikler yapılmaktadır. Belirlenen gün ve yerde köyde, kentte, yakında uzakta yaşayan Niyazlarlılar, kadınlı-erkekli toplanır ve o günü kutlarlar..İlkinde şu gözlemimi yazmışım notlarımın arasına:"Pilav Gününü, ilk kez yapıyorlar..Yaklaşık 1500 kişi ormanlık alanda toplanmışlar..Kazanlar kurulmuş, etli pilavlar, sarmalar, tatlılar, aşureler yapılarak herkese ikram edildi. Bu ilk kez yapılan ve Bektaşi kültürünün örneklerinin sergilendiği bir dayanışma, kaynaşma ve anma günü.. Semah dönenler, kurgusallıktan uzak, doğal görünümleriyle, kadınlı-erkekli sunumlarını yaptılar..Niyazlar, saz eşliğinde semah dönerken yapılıyordu.. Tüm coşkusuyla etkinlikler, gösteriler günbatımına dek sürdü."

© Sabri Çakır - Niyazi Baba'yı Anma Töreninden
Bir Görünüm
Her yıl tekrarlanan bu törenlerden önemli bir gözlemimiz de "5. Niyazlar Köyü Niyazi Baba'yı Anma ve Kültür Şenliği" idi. Köydeki Bektaşilik anlayışı ve kültürü açısından oldukça geniş kapsamlı etkinliklerin yapıldığı, semahların dönüldüğü, yemeklerin bir birliktelik içinde, kadın-erkek farkı gözetmeden yenildiği bu törende de anlamlı konuşmalar, sunumlar yapılmıştır..

Sonuç

Batı Anadolu'da Teke yöresi Alevi-Bektaşi kültür alanında bulunan önemli köy / kasabalardan "alan araştırması" yöntemiyle seçilen örneklerden biri olan Niyazlar köyü bu çalışmada ele alınmış; örnek olay ve katılımcı gözlem teknikleriyle betimlenmeye çalışılmıştır. Niyazlar, Burdur'un iki Alevi-Bektaşi kimliğini taşıyan ve yörede "salt bir Bektaşi köyü" olarak bilinen ve Niyazi Baba Tekkesi ile ünlenen tarihi bir yerleşim alanıdır. Uzun yıllardan bu yana keşfedilip anlaşılmaya çalışılan Niyazlar, tümüyle Bektaşilerden oluşan ve bu inancın yaşatılmasını, geliştirilip duyurulmasını amaçlayan, bölgede Bektaşilik inancını temsil eden tek Bektaşi köyüdür. Çok geniş kapsamlı bir araştırmanın kısa bir özeti olan bu sunumda Niyazlar'daki Bektaşilik geleneğinin birkaç özelliğine değinilmiştir. Yakın zamanda kitap haline gelecek olan araştırmamızda, yörede Bektaşiliğin ilginç yönleri, uygulama biçimleri, törenleri vb. konularda yansız ve zengin bir içerik sunulacaktır.

Niyazlar örneği ve öteki araştırma ve gözlemlerimiz sonucunda elde edilen bulguları genel çizgileriyle özetlemek gerekirse, araştırmanın sonuçları olarak şu özellikler söylenebilir:

1. Yöredeki Bektaşi köy / kasabaları genellikle Sünni-Bektaşi karışımı heterojen bir grup yapısı ve etkileşim süreci içinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

2. Cami, cemevi gibi ibadet yerleri ve ilgili törenler, toplulukların kendi inançsal normları ve referans kaynakları bağlamında düzenlenmiş dinsel kurumlar olarak yan yana işlevlerini yapmaktadırlar.
3. Her grup kendine özgü inancın gereği olan dinsel içerikli eylem ve etkinlikleri ayrı ayrı yapmakta; toplumsal içerikli olaylarda (doğum, evlenme, ölüm vb.) inançsal farklılıklar gözetmeksizin birlikte olabilmektedirler.

4. Bektaşiler, işleyen bazı kurumları ve açık toplum yapılarıyla, örneğin musahiplik, Bektaşiliğe giriş (ikrar), evlilik, ocak geleneği, tevella-teberra kuralı (sevme-sevmeme), babalık / dedelik kurumu, mezhep / tarikat, toplumsal hiyerarşi ve esnek kimlik anlayışı vb. kendilerini Alevilerden ayrı görmekte ve öyle hissetmektedirler.

5. Yöredeki Bektaşiler, Hz.Ali, Ehlibeyt ve Oniki imamları kendilerine yol gösteren, her cem'de, her törende bu sevgi ve saygıyı "Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali" diyerek simgeleştiren ve toplumsal ahlakın kaynağı olarak da "eline, diline, beline, eşine, aşına, işine sahip ol!" ilkelerini benimseyen bir topluluk olmalarına karşın soylarının Hacı Bektaş Veli'den geldiğini açıklıkla ifade etmektedirler.

6. Söz konusu topluluklar, üst söylemlerle dile getirilen ve yapay olarak tartışılan "Aleviler-Bektaşiler İslam'ın içinde mi, dışında mı?; Alevilik-Bektaşilik din mi, azınlık mı?; Cem evleri var mı, yok mu?"; "Cem evlerindeki törenleri, eylem biçimleri oyun mu, ibadet mi?" vb. temelsiz tartışma sorularına bakmaksızın inançlarının gereğini yerine getirmektedirler. Bu inancın kaynağı olarak da Ehlibeyt ve insan sevgisini, Anadolu'da yaşamış bazı kültür ve uygarlıkların değerlerinin oluşturduğu bir bütünsel sistemi göstermektedirler. Bu sistem içersinde dinsel inançların yerine getirilmesi yanında, toplumsal içerikli ve yaptırımları gerekli kılan normatif davranışlar da yer alır. Bu nedenle, ayin ve törenlerde bir bütünlük söz konusudur.

7. Bu tören bütünlüğü içinde yapılan cem ayinlerinde düvaz kültü çok zengindir. Cem'de saz eşliğinde okunan nefesler, övgüler, şiirler, dualar, yenen lokmalar, dönülen semahlar Oniki imamlar, Hacı Bektaş Veli ve Atatürk adına söylemlerle dile getirilir.

8. Cem ayinlerinde Bektaşilik erkânına, ikrar alma-verme sırasına göre kadın-erkek yüz yüze ve sessizlik içinde ritüeller yerine getirilerek niyaz edilir.

9. Cem törenlerinde semah dönme, düvaz söyleme yanında, Bektaşiliğin temel kuralları, Oniki imamlar, Hacı Bektaş Veli ile ilgili söylenceler, önemli ve özgün sözler yinelenir. Bu yönüyle de cem törenlerini, yalnızca inancın gereği olan işlevleri üstlenen mekânsal bir örgütlenme düzeni değil, Bektaşiliğin kültürel kalıtının soydan soya aktarılmasını sağlayan bir eğitim kurumu olarak da değerlendirmek gerekir.

10. Yöredeki her Bektaşi topluluğu, ister heterojen isterse homojen bir toplumsal yapı oluştursunlar, Bektaşilik kültünün özdeksel (maddi) ve tinsel (manevi) simgeleri olarak kendisine ait türbesini, yatırını, ulu kişisini anlamlaştırarak kurumlaştırmıştır.

11. Son söz olarak denebilir ki, Bektaşi kültüründe baskı ve korkudan çok hoşgörü, sevgi eşitlik ve koruyucu bir öz vardır ve bunların tümü bu bölgede yaşanmaktadır. [© Sabri Çakır - KanalKultur]

Kaynakça

Balaman, Ali Rıza, Akrabalık-Evlilik ve Türleri, İzmir-1982; Birdoğan, Nejat,"Anadolu'daki Alevi Ocaklarının Kuruluşu, İşlevleri, Yayılmaları", IV. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi Bildirileri, I.Cilt, Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara-1992; Çakır, Sabri ,"Kargalı: Tahtacı-Alevi-Köyü" Türk Dünyası Araştırmaları, sayı:108, Haziran 1997, İstanbul-1997; Çakır, Sabri,"Göller Yöresi'nde Bektaşilik İnancı ve Önemli Kült Merkezleri", Uluslararası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu:1. SDÜ İlahiyat Fakültesi Yayını, Isparta-2005; Demir, Ömer ve Mustafa Acar; Sosyal Bilimler Sözlüğü,Vadi Yayınları, Ankara-1997; Dierl, Anton Jozef; Anadolu Aleviliği, Çev. Fahrettin Yiğit, Ant. yayınları, İstanbul-1991; Duverger, Maurice; Sosyal Bilimlere Giriş, Çev..Ünsal Oskay, Bilgi Yayınevi, Ankara-1990; Eyüpoğlu, İ. Zeki, Bütün Yönleriyle Anadolu İnançları, Koza Yayınları, İstanbul-1994; Fığlalı, Ethem Ruhi; Türkiye'de Alevilik-Bektaşilik, İstanbul-1994; Gölpınarlı, Abdülbaki ;100 Soruda Türkiye'de Mezhepler ve Tarikatlar, Gerçek Yayınevi, İstanbul-1969; Güner, Ahmet, Mezhepler ve Alevilik, Hayat Yayınları, İstanbul-1990; Hançerlioğlu, Orhan, Toplumbilim Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul-1986; Keçeli, Şakir, Alevilik-Bozkırda Yanan Ateş, Ankara-1975; Korkmaz, Esat, Ansiklopedik Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, İstanbul-1993; Kösemihal, N. Şazi, Sosyoloji Tarihi, Remzi Kitabevi, İstanbul-1974; Melikoff, Irene; Uyur İdik Uyandırdılar, Çev.Turan Alptekin, İstanbul-1994; Melikoff, Irene, Hacı Bektaş Efsaneden Gerçeğe, Çev.: Turan Alptekin, Cumhuriyet Yay., İstanbul-1998; Noyan, Bedri, (Dedebaba); Bektaşilik-Alevilik Nedir ?, Ant / Can Yayınları, İstanbul-1995; Noyan, Bedri (Dedebaba); Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç Yayınları, Ankara-2002; Oytan, M, Tevfik, Bektaşiliğin İçyüzü, İstanbul Maarif Kitaphanesi ve Matbaası, İstanbul-1947; Ozankaya, Özer, Toplumbilim Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları, Ankara-1975; Örnek, Sedat Veyis, Etnoloji Sözlüğü, Ankara-1971; Öz, Baki, Bektaşilik nedir? (Bektaşilik Tarihi), Der Yayınları, İstanbul-1997; Özkırımlı, Atilla, Alevilik-Bektaşilik, Toplumsal Bir Başkaldırının İdeolojisi, Cem Yayınları, İstanbul-1993; Pritchard, E. Evens, Sosyal Antropoloji, Çev. Aydın İnce, M. Kılıç, Birey Yayıncılık, İstanbul-1998; Seyirci, Musa, Abdal Musa Sultan, Der yayınları, İstanbul -1992; Türkdoğan, Orhan, Alevi-Bektaşi Kimliği, Timaş Yayınları, İstanbul-1995; Türkdoğan, Orhan, Alevi Bektaşi'lerde Norm ve Statü Dağılımı, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 154, İstanbul-2005.

Notlar

[1] Geniş bilgi için bkz. AnaBritanica, cilt 9, s.600.
[2] Isparta İl Yıllığı, 1985, s.26.
[3] Bektaşilikte en büyük günah..
[4] Kazım Kula, Korkuteli / Büyükköy'den, Ravi (Bektaşiliği anlatan) olduğunu söyleyen ve"Bektaşilik nedir?"sorumuza verdiği yanıt (31.07.2001).
[5] Bkz. Esat Korkmaz, Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, s.58; Baki Öz, Bektaşilik Nedir?, s.230-231; Orhan Türkdoğan,"Alevi-Bektaşilerde Norm ve Statü Dağılımı", Türk Dünyası Araştırmaları, sayı:154, Şubat 2005, s.16.
[6] K.K., İbrahim Bakan (1917 -13 Haziran 2010), 29.11.2000 tarihli görüşme
[7] Bkz. Esat Kokmaz, Alevilik-Bektaşilik Terimleri Sözlüğü, Ant yayınları, s.270, İstanbul-1993.
[8] Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, Ardıç yayınları, s.67, Ankara-2002.
[9] Cavit Bozkurt, 1933 doğumlu, Bektaşilik konusunda oldukça derin bilgiye sahip, Niyazi Baba Tekkesi ile ilgili bilgiler kendisinden alınmıştır.
[10] İcazetname:1. İzin belgesi, eskiden medreseden alınan diploma.2.Alevi Bektaşi hiyerarşisinde Mürşit ya da dedebaba tarafından dedelik, babalık ya da rehberlik yapacak olanlara verilen izin belgesi (Korkmaz, 1993:179).
[11] K.K., İbrahim Bakan (29.11.2002) tarihli görüşme
[12] Baba Halil Yılmaz'ın 07.07.2001 günü 5.Niyazlar Köyü Niyazi Baba'yı Anma ve Kültür Şenliği'nde yaptığı konuşmadan alıntı.
[13] Esat Korkmaz, a.g.e., s.250.
[14] Sabri Çakır, "Göller Yöresinde Bektaşilik İnancı ve Önemli Kült Merkezleri", Uluslar arası Bektaşilik ve Alevilik Sempozyumu, Isparta, 2005, s.393.
[15] a.g.e., s.393
[16] Ş.Keçeli, A.Yalçın, a.g.e, s.168
[17] a.g.e., s.168.
[18] K.K. Halil Yılmaz (Baba) Kasım -2002 / Niyazlar
[19] İkrar: Tarikata girmek için verilen söz..Yani tarikata ( Bektaşiliğe ) giriş sırası..
[20] Halil Yılmaz ( Bektaşi Babası) 4 Temmuz 1999 / Niyazlar
[21] K.K.C. Bozkurt, 3 Temmuz 1999 / Niyazlar
[22] Milliyet, 23.05.09 tarihli Akdeniz eki.
[23] Araştırmacının da ilk kez katıldığı bu tören 3 Temmuz 1999'da düzenlenmiştir.


[Burdur Valiliği'nce Düzenlenen Geçmişten Geleceğe Burdur Halk Kültürü ve Turizm Sempozyumu'nda (3-4-5 Haziran 2010) bildiri olarak sunulmuştur.]

* Prof. Dr.

1 yorum:

  1. Bu araştırma, "Geçmişten Geleceğe Burdur Halk Kültürü ve Turizm Sempozyumu(II.Burdur Sempozyumu), Bildiriler, Ankara-2010 " kitabında yayınlanmıştır.

    YanıtlaSil