Bu Blogda Ara

30 Kasım 2013 Cumartesi

İsmail Acar - Sema

[© İsmail Acar - Sema]
İsmail Acar'ın III. Uluslararası Mistik Sanat
Festivali (16 - 20 aralık 2011, İstanbul)
kapsamında Türk-İslam Eserleri Müzesi'nde
açtığı "Semâ" isim sergisinden

Yakın Tarihten Notlar: Mistik Sanat - Derviş'in Değişimi...

[KanalKultur] - Mistisizm, aşk ve sanat üçgeninde farklılıkları kabullenmenin ve hoşgörünün sanatsal sunumu olan III. Uluslararası Mistik Sanat Festivali 16-20 aralık 2011 tarihleri arasında, İstanbul'da Tarihi Yarımada'nın en mistik mekânlarında gerçekleştirildi.

Festival, "Aşk her yerde aşk, inanç her yerde inanç, sanat her yerde sanattır. Aşkla Sanata!…" temasıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından düzenlendi ve Kültür A.Ş. tarafından organize edildi.

Aya İrini, Yerebatan Sarnıcı, Türk İslam Eserleri Müzesi, Kızlarağası Medresesi festival mekânlarından sadece birkaçıydı.

Aya İrini'de Sema'nın sesinden Mevlid!

Festivalin ilk günü; 16 aralık 2011 cuma günü saat 18.30'dan itibaren 2 ayrı mekânda 3 etkinlik gerçekleştirildi. Dünyaca ünlü resim sanatçısı İsmail Acar'ın Türk İslam Eserleri Müzesi'nde "Semâ" isimli sergisi açıldı. 50 yağlı boya tablodan oluşan sergi, ziyaretçilerini semazen resimleri eşliğinde tasavvufun derinliklerine doğru yolculuğa çıkarmayı amaçlıyordu.

Aynı akşam saat 20.00'de, taş plak sesli "Sema", Hz. Muhammed'e yazılan Mevlid-i Şerif  ve yaratılanı yaradandan ötürü hoşgören Yunus Emre'nin ilahileriyle Bizans'ın en büyük ibadethanesi Aya İrini'de sanatseverlerle buluştu.

Ensemble Galatia ile Orta Çağ mistizmine bir yolculuk

"Ensemble Galatia"; müziğin kilise tarafından günah kabul edildiği Ortaçağ'ın şarkılarını, Ortaçağ'ın enstrümanlarıyla 16 aralık 2011 akşamı saat 21.00'de Aya İrini'de seslendirdi. Adını Antik Krallık Galatia'dan alan topluluk, konser için hazırladığı özel seçkide, büyük ölçüde kaybolmuş dönem dillerini bugüne taşıyan farklı tınılarla dinleyenlerin kulaklarının pasını sildi. Ensemble Galatia konserini farklı kılan bir başka özellik ise seslendirdiği şarkıların hikayelerini de dinleyiciyle paylaşıyor olmasıydı.

Derviş'in Değişimi

Dansçı ve koreograf Ziya Azazi, Sufizm'de anlatılan temel yolculuk prensiplerini göz önünde bulundurarak sahnelediği  "Dervish in Progress" başlıklı gösterisi ile 18 aralık 2011'de, saat 20.00'de Aya İrini'deydi. Azazi bu eşsiz gösterisinde adeta dervişin vardığı son noktanın keyfine varmasını resmetti.

29 Kasım 2013 Cuma

Süheyla Taşçıer: Dersim Damarı

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - dersim damarı

acının kız kardeşi anam
anneannemin rahminde
şekillenmeyi beklerken
kırkına gelmeden
yüreğinin kutsal ışığı babamın
siyah beyaz fotoğrafından
gülümseyeceğini

elliyi üç geçe
yolların türküsünü söyleyen
fide sefasının ciğerinden söküleceğini
katillerle gurur duyulacağını

elliyi yedi geçe
delikanlı zazasını
etli yaprak sarmasını yiyemeden
trafik magandalarına vereceğini

on beşinde
zengin babamın
canlı bebek aldığını sanan
ve
meme ucunu bulamadığında
oyuncağının açlıktan öleceğine ağlayan
ergen anam
feleğe nasıl çelme takılırı öğrenemeden
seksene bir kala
evet
seksene bir kala
oyuncağını kaybedeceğini
tuz yollunda
bahar kokularına hasret
kurak yaşayacağını bilseydi
doğar mıydı

inadına

inadına doğardı dersim damarı [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

Halil Atılgan: Sevgi Delisi

Dr. Halil Atılgan
[© Halil Atılgan - KanalKultur] - O; Balıkesir'in Havran ilçesinde 1921 yılında dünyaya gelir. Adını Halil koyarlar. Daha anası Emine'yi emerken sevmeyi öğrenir. Dinlediği ninniler ise şiirle ilk tanışmasını sağlar.

Halil yaramaz ve de ellek bir çocuktur. O arsızlık yaptıkça anasının; "Sevgi selinde boğulasın" intizarına sevgi selinin ne olduğunu bilmediği hâlde keşke diyerek cevap verir. Bir gün anasına selin nasıl meydana geldiğini sorar. Kadıncağız bildiği kadarıyla: "Su buharlaşır. Sonra yağmur olup yere yağar. Yağmur suları derelere çaylara sonra da ırmaklara ulaşır. İşte sel budur. Önüne ne gelirse hırçın sular alır götürür onları taaa denize kadar" diye Halil'in sorusunu cevaplar.

Seli öğrenen Halil anasına;

-Peki sevgi seli nasıl olur?

Anası; "Onu ben bilmem büyüyünce kendin öğrenirsin" diye cevaplar.

Halil büyür, büyüdükçe de anasına sorduğu soruya cevap arar.

İlkokul yıllarında caddede bir kitap sergisine rastlar. Çeşitli kitaplar ulu orta serilmiş gelen geçen bakmaktadır. Kitaplar Halil'in de dikkatini çeker. Kerem ile Aslı, Leyla ile Mecnun, Âşık Garip, Karacaoğlan, Ferhat ile Şirin ve Yunus'u ilk defa orada tanır. Kitapları şöyle bir gözden geçirdikten sonra yazılanların anasının söylediği ninnilerden farklı olduğunu görür.

Yakın Tarihten Notlar: Itrî ve Dönemine Disiplinlerarası Bakışlar

[KanalKultur] - "17. Yüzyılda Müzik Formları: Ali Ufkî, Evliya Çelebi, Kantemir Arasında Itrî"; "Tezkireler Işığında Itrî ve Dönemi"; "Modern Neva Kar İcralarında Aleniyet-Mahremiyet Sorunu"; "17. Yüzyılda Şark-İslam Kültürü"...

İKSV, Türkiye'de UNESCO'nun 2012'yi "Itrî Yılı" ilan etmesi nedeniyle, 3 aralık 2012 tarihinde "Itrî ve Dönemine Disiplinlerarası Bakışlar" adıyla uluslararası bir sempozyum düzenledi.

İstanbul Üniversitesi'nin ev sahipliğinde ve Beyoğlu Belediyesi'nin desteğiyle düzenlenen etkinlik, İ.Ü. Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR) Müdürü ve Türk Müziği İcra Heyeti Şefi Gönül Paçacı'nın danışmanlığında gerçekleştirildi.

"Itrî ve Dönemine Disiplinlerarası Bakışlar" başlıklı 17. yüzyılın farklı disiplinler açısından değerlendirildiği sempozyumda müzik, felsefe, tarih ve edebiyat gibi alanları ele alan sunumlar yapıldı; Itrî'den yola çıkılarak edebiyat, tarih ve diğer disiplinler açısından 17. yüzyıl dönemi ele alındı.

Müzik, felsefe ve edebiyat gibi alanlarla ilgili konuşmaların yer aldığı sempozyumun ilk bölümünde, Türkiye'nin Osmanlı tarihi alanındaki en önemli uzmanlarından Prof. Dr. Mehmet Genç, Osmanlı'da 17. yüzyılın sosyal ve siyasal yapısı üzerine değerlendirmeler yaptı. Otuz yılı aşkın bir süredir klasik Türk müziğiyle ilgili araştırmalar yapan Türkolog Prof. Dr. Walter Feldman ise Ali Ufkî, Evliya Çelebi ve Kantemir gibi önemli isimlerin de yaşadığı bu dönemdeki müzik formlarının özellikleri ve değişimi üzerine yoğunlaştı. Aynı zamanda UNESCO Türkiye Millî Komisyonu Yönetim Kurulu Üyesi olan Dr. Mehmet Kalpaklı'nın dönemin edebiyatı ile ilgili değerlendirmelerinin ardından, müzikolog Ersu Pekin, Itrî ve dönemini tezkîreler ışığında anlattı. Merkezi Tahran'da bulunan İslam Konferansına Üye Ülkeler Parlamentolar Birliği Genel Sekreteri olan Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'ın dönemin Şark-İslam kültürünü ele aldığı konuşması, yaklaşık 40 yıldır Fransa'da yaşayan ve Türk müziğini batıya tanıtan, müzikolojik çalışmaları da bulunan ünlü sanatçı ve neyzen Kudsi Erguner'in Itrî ve döneminden günümüze Osmanlı musikisinde yorum farklılıklarını incelemesiyle devam etti.

Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi

[KanalKultur] - Balkan Savaşı sonrasında yüzbinlerce Müslüman savaşta yenik düşen Osmanlı ordusunun peşi sıra korku ve panik içinde doğdukları toprakları terk ederek Anadolu'ya sığındı. Benzer trajedi, 1922 yılında Kurtuluş Savaşı'nda yenik düşen Yunan ordusuyla beraber Anadolu'yu terk eden Ortodoks Rumların başına geldi. Bir ay gibi kısa bir süre içinde yüzbinlerce Ortodoks Rum Yunanistan'a sığındı. Yunanistan'ın nüfusu bir anda dörtte bir oranında arttı.

Yunanistan'da yerleşik Müslümanlarla Türkiye'de yerleşik Ortodoks Rumların zorunlu göçünü öngören "Mübadele Sözleşmesi" uyarınca; İstanbul'daki Ortodoks Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslümanlar hariç, Yunanistan'da yerleşik bütün Müslümanlar Türkiye'ye, Türkiye'de yerleşik bütün Ortodoks Rumlar Yunanistan'a gönderildi... İki milyon civarında insan yurtlarından kopartılarak, yeni yerleşim bölgelerinde yaşamaya mecbur edildi. Türkiye tarihindeki bu kitlesel ve zorunlu göçe kısaca "mübadele", bu insanlara da "mübadil" deniyor...

30 ocak 1923 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile Yunan Hükümeti arasında imzalanan ve yaklaşık iki milyon insanı doğdukları toprakları terk etmek zorunda bırakan Mübadele Sözleşmesi'nin 90'ıncı yıl dönümü vesilesiyle Lozan Mübadilleri Vakfı, Koç Üniversitesi Göç Araştırmaları Merkezi, Küçük Asya Araştırmaları Merkezi ve Azınlık Grupları Araştırma Merkezi 16 - 17 kasım 2013 tarihlerinde uluslararası bir sempozyum düzenledi.

Sempozyumun amacı, Türkiye ve Yunanistan halkları arasındaki anlayışın artmasına, barış kültürünün gelişmesine, çok kültürlü toplum anlayışının yerleşmesine ve mübadillerin geride bıraktıkları ya da yanlarında taşıdıkları kültür mirasının korunmasına katkı sağlamasıydı.

Sempozyumda, farklı bilim alanlarında Mübadele'yle ilgili konularda son yıllarda yapılan araştırmalar gündeme geldi ve Mübadele'nin değişik boyutlarına ilişkin yeni ve barışçı yaklaşımlar ortaya konuldu.

Sempozyumu Sefer Güvenç, Süleyman Mazlum, Tutku Vardağlı, Bilge Gönül, Hakan Uzbek, Ahmet İçduygu, Şener Aktürk, Deniz Karcı Korfalı, Paschalis M. Kitromidiles, Stavros Anestidis, Konstantinos Tsitselikis ve Georgios Mavrommatis organize etti.

Sempzoyuma "Açılış Konuşmaları"nı Şener Aktürk (Koç Üniversitesi) ve Ümit İşler (Lozan Mübadilleri Vakfı) yaptı. "Açılış Oturumu"nda Renee Hirschon (University of Oxford) ve Paschalis M. Kitromilides (Küçük Asya Araştırmaları Merkezi) söz aldı.

"Tarihsel Bağlam / Mübadelenin Nedenleri ve Motivasyonları", "Mübadelenin Siyasi Sonuçları", "Mübadelenin Ekonomik ve Sosyal Sonuçları", "Kent ve Mimarlık", "Kültürel ve Toplumsal Miras" ve "Yuvarlak Masa Değerlendirme Toplantısı" başlıklı oturumlarda katkı yapanlar şunlardı:

Ziya Tacir - Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage

[© Foto: Ziya Tacir
- Sanatçının  7 - 27 mayıs 2013 tarihleri arasında
Galeri Merkur'de (Mim Kemal Öke Cad. Erenler Apt.
No:12 Daire:2, Nişantaşı - İstanbul;
Tel.: 0212 225 37 37)
"Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage"
adıyla açtığı sergiden]

[© Foto: Ziya Tacir
- Sanatçının  7 - 27 mayıs 2013 tarihleri arasında
Galeri Merkur'de (Mim Kemal Öke Cad. Erenler Apt.
No:12 Daire:2, Nişantaşı - İstanbul;
Tel.: 0212 225 37 37)
"Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage"
adıyla açtığı sergiden]

[© Foto: Ziya Tacir
- Sanatçının  7 - 27 mayıs 2013 tarihleri arasında
Galeri Merkur'de (Mim Kemal Öke Cad. Erenler Apt.
No:12 Daire:2, Nişantaşı - İstanbul;
Tel.: 0212 225 37 37)
"Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage"
adıyla açtığı sergiden]
[KanalKultur] - "Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage", 7 - 27 mayıs 2013 tarihleri arasında Galeri Merkur'de fotoğraf sanatçısı Ziya Tacir'in, 2. kişisel sergisinin adı.

Ziya Tacir'in çalışmalarında, mimari açıdan önemli yapıların iç ve dış mekânları, günümüz metropollerinin sunduğu manzaralar, sanayi ve üretim tesislerinin sunduğu görüntüler öncelikli yer alıyor.

Sanatçı, binaların mevcut durumunu fotoğraflarken tarihinden gelen eski dokuları, mimari detayları yansıtmaya özel önem veriyor.

Mekânları yeniden keşfeden Ziya Tacir, yumuşak sepia tonlar ile kontrast tonlu mekânların bir arada başarıyla yorumlanması, sepia tonların içinden üreyen yeni oluşan fosforik renk evreni içine izleyiciyi sürüklüyor.

Sanatçının çalışmaları, büyük ebatlarda, chromogenic renkli baskı ve plexiglasa lamine edilmiş olarak hazırlanıyor.

Ziya Tacir

1968'de İstanbul'da doğdu. 1988'de İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi. 1991'de Saint Mary's College of California (USA) İş İdaresi Bölümü'nde yüksek lisansını tamamladı.

Kişisel Sergileri

2013 Rum Yetimhanesi | Prinkipo Orphanage, Galeri Merkur
2011 Bomonti, Galeri Merkur [KanalKultur]

Firuz Kutal çizdi: 2010 Dünya Kupası




© Firuz Kutal çizdi: 2010 Dünya Kupası

Serdar Kaynak - Belirsizlikler

Serdar Kaynak - 'Son Ana Kadar',
mermer, 45 x 45 x 25 cm., 2013;
sanatçının "Belirsizlikler" adıyla 25 nisan
- 19 mayıs 2013 tarihleri arasında
Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi'nde
(Valikonağı Cad. No:63 K:6-7, Nişantaşı
- İstanbul; Tel.: 0212 265 10 34) açtığı sergiden
[KanalKultur] - "'Belirsizlik' gelecek zamanla, geçmiş zaman arasında ince bir çizgidir. Doğru kararlar alabilmek için dünyanın şu anda nasıl olduğunu değil, gelecekte nasıl olabileceğini umutla düşünmek, kendi iç belirsizliğimizi biraz olsun hafifletebilir. Yaşadığımız belirsizlikler, çelişkiler, tutarsızlıklar ve karasızlıklarımız belki de geleceğe bir iz bırakabilmenin sancılarıdır. Bugünün 'Belirsizlik Senaryoları'nı planlayanlar ise; geleceğe asla bir iz bırakamayacaktır. Emekle ortaya konulan bugünün içinde var olduğumuzu gösteren bir tutumdur. Bir başka emeğin ortaya çıkma arayışları, yarını düşünmüş olabilmenin belki de en makul davranışıdır. Emek, mutlak karşılığını sanatçısını sınayarak verir. Sanatın ve sanatçının ne olması gerektiğini sürekli tartışmak yerine, sanatı zengin yapan unsurları görebilmek yaşanılan 'düğümleri' çözmeye yeterli olacaktır." [Serdar Kaynak]
Serdar Kaynak - 'Tutunma', mermer,
45 x 45 x 25 cm., 2013;
sanatçının "Belirsizlikler" adıyla 25 nisan
- 19 mayıs 2013 tarihleri arasında
Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi'nde
(Valikonağı Cad. No:63 K:6-7, Nişantaşı
- İstanbul; Tel.: 0212 265 10 34) açtığı sergiden
Serdar Kaynak

1977 yılında Çorum'da doğdu. 2001'de Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü'nü bitirdi. 2008'de ÇORUMSİAD tarafından yılın başarılı sanatçıları dalında özel ödül aldı. 2012'de Devlet Resim ve Heykel Yarışması Başarı Ödülü'ne layık görüldü

Kişisel Sergileri

2013 "Belirsizlikler" Artgalerim Nişantaşı Sanat Galerisi, İstanbul
2012 "Hattuşa'ya Sesleniş", Çorum Valiliği Sergi Salonu, Çorum
2010 "Kürsör", Artisan Sanat Galerisi, İstanbul
2009 "Kesişmeler", Anadolu Atatürk Lisesi Sanat Galerisi, Çorum

28 Kasım 2013 Perşembe

VI. Dini Yayınlar Kongresi: İslam - Sanat - Estetik

[KanalKultur] - "VI. Dini Yayınlar Kongresi" "İslam - Sanat - Estetik" alt başlığıyla 29 kasım – 1 aralık-2013 tarihleri arasında İstanbul düzenleniyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü tarafından organize edilen kongrede, yayıncılık alanındaki gelişmeleri takip etmek, yayın hizmetleri için kısa, orta ve uzun vadede hedefler ve yeni projeler oluşturmak, konunun uzmanlarından istifade etmek, kendi bilgi ve tecrübelerimizi özel sektör ile paylaşarak dini yayıncılık alanındaki gelişmelere katkı sağlamak hedefleniyor.

"İslam-Sanat ve Estetik" ana teması altında "Dinler ve Estetiğin Keşfi", "İslam Sanatının Tarihsel Serüveni", "İslam ve Edebiyat", "İslam ve Mimari", "İslam ve Musiki", "İslam ve Görsel Sanatlar", "Geleneksel Türk-İslam Sanatları", "Din ve Sanat Konulu Neşriyat", "İslam, Sanat ve Estetik Konulu Yayıncılıkta Gelecek İçin Perspektifler" konularında oturumlar düzenleniyor.

Kongrenin son oturumuna Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez başkanlık ediyor. "Genel Değerlendirme" başlıklı bu oturumda Ömer Lekesiz, Prof. Dr. Turan Koç, Prof. Dr. Mustafa Kara, Prof. Dr. Mustafa Uzun, Prof. Uğur Derman, Prof. Dr. Burhanettin Tatar ve Yrd. Doç. Dr. Nuri Özcan yer alıyor.

Özel oturumlarda Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman (Kadir Has Üniv. Rektör Yardımcısı): "Dindarlık- Sanat ve Estetik", Prof. Dr. Mehmet Özdemir (Ankara Üniv. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi): "Endülüs'ten Esintiler", Ömer Lekesiz (Gazeteci-Yazar): "Sanatta Perspektif Sorunu" ve Hilmi Yavuz (Şair-Yazar): "Medeniyetimiz ve Sanatçı Kimliği" başlıklı sunumlar yapıyor. Salih Memecan (Karikatürist) da "İslam ve Müslüman Temalı Karikatürler" başlıklı bir bildiri sunuyor.

Kongrede küratörlüğünü Ahmet Zeki Yavaş'ın yaptığı "Klasik Sanatlar Sergisi" açılıyor. Türk Tasavvuf Musikisi Konseri'ne solist olarak Ahmet Özhan; Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Devlet Türk Müziği Topluluğu Konseri'ne solist olarak Osman Ziyagil katılıyor.

VI. Dini Yayınlar Kongresi'nde şu sunumlar tartışmaya açılıyor:

Duygu Süzen - Sınır

Duygu Süzen - kağıt üzerine çini mürekkebi,
150 x 210 cm., 2010
 
Duygu Süzen - kağıt üzerine füzen,
kuru pastel, 120 x 150 cm., 2010
[KanalKultur] - İzmirli genç sanatçı Duygu Süzen, İzmirli genç sanatçı. "Sınır", Süzen'in 3 - 31 ocak 2011 tarihleri arasında "Merkur"de açılan kişisel sergisinin adı.
Sanatçı büyük ebatlı kağıt çalışmalarında füzen, kuru pastel, çini mürekkebi ve suluboya kullanıyor.

Ayşegül Sönmez, Duygu Süzen'in eserleri hakkında şunları söylüyor:

"Duygu Süzen'in resimlerine bakarken akla Çin manzaralarını andıran manzaralar gelir. Süzen'in ağırlıklı olarak füzenle ürettiği bu manzaralar, doğanın bir temsilini yansıtmak, ona bakarak edindiği izlenimleri izleyiciyle paylaşmaktan çok, kendi düşlerinin manzarasını göze getirir. Doğu ressamlarının pek sevdiği şehveti, çizgiyi ve köpüğü özetleyen dalgalar Süzen'in resimlerinde yerini bulutlara bırakır. Büyük Çin manzaracılarının izindeki genç sanatçı, büyük romantik ressamlardan da bulutları ödünç alır. Bu iki gelenek arasında gidip gelen melez not defterleridir onun manzaraları... Değişen doğadan çok değişen kişiliğini, ruhun gelgitlerini, kimi zaman füzen kimi zaman mürekkep ve boyayla not ettiği..."

Duygu Süzen -  kağıt üzerine çini mürekkebi,
suluboya, 124 x 180 cm., 2010
Duygu Süzen

1984'de Balıkesir'de doğdu. 2005'te Dokuz Eylül Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nü bitirdi. 2006'da Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalı'nda Yüksek Lisans'ını tamamladı.

Ödül

2005 23. Turgut Pura Vakfı Resim ve Heykel Yarışması, Tibet Kızılcan Mansiyonu, İzmir [KanalKultur]

Duygu Süzen - "Sınır" / 3 - 31 ocak 2011; Galeri Merkur, Şakayık Sok. Aylin Apt. No: 75/5, Teşvikiye Mah. Nişantaşı - İstanbul; Tel.: 0212 231 69 87

Duygu Süzen -  kağıt üzerine füzen,
kuru pastel, 100 x 150 cm., 2010

27 Kasım 2013 Çarşamba

Meraklısı için: İstanbul Minyatürleri

[KanalKultur] - Bireysel üretimleri sürdürmenin oldukça güçleştiği, endüstriyel üretimin hakim olduğu günümüz dünyasında, ustalık kavramı ayrı bir anlam ve ustalar ayrı bir değer kazanıyor. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Geleneksel Sanatlar Yönetmenliği, minyatür sanatının çağdaş örneklerini 10 haziran - 18 temmuz 2010 tarihleri arasında "İstanbul Minyatürleri" adlı sergiyle İstanbullularla buluşturdu.

Sergi, İstanbul'da minyatür geleneğinin önemli bir parçasını oluşturan ve Cahide Keskiner'in 1989 yılında kurduğu Cahide Keskiner Atölyesi işbirliği ile hayata geçirildi.

Sergide İstanbul'da minyatür geleneğini yaşatan Cahide Keskiner ile birlikte Sabiha Bayhan Koç, Zehra Çekin, Tülin Gönültaş, Çiğdem Tunçer, Ebru Kızılırmak, Aynur Gürsoy, Asiye Okumuş, Bahriye Balkaç, Çiğdem Mercan, Esra Altındoğan, Olcay Çetinok ve Nükhet Sağıroğlu olmak üzere sanatçılar kullandıkları içerik ve sanat formuyla İstanbul'un kaybolmaya yüz tutmuş değerlerinin hatırlanmasına ve belgelenmesine aracılık etti..

Surlar, sur kapıları, anıt ağaçlar ve yalılar

Sergide, İstanbul'a ait surlar - sur kapıları, anıt ağaçlar, kuşlar ve yalılar olmak üzere 4 tema üzerine resmedilen toplam 69 minyatürün yer aldı.

Cahide Keskiner

1931 yılında İstanbul'da doğdu. Tezhip ve minyatür çalışmalarına 1953 yılında, hocası Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver ile başladı. Hattat Macit Ayral'dan hat dersi, ressam Şeref Akdik'ten de resim dersleri aldı. 1965 yılında İstanbul Yıldız Porselen Fabrikasına Türk Süsleme Sanatları Uzmanı olarak atandı ve burada ilk Türk Süsleme Atölyesi'ni kurdu. Birçok resmî ve özel kurum ve kuruluşlarda açılan kurslarda eğitim görevlisi olarak görev aldı. 1980 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Topkapı Saray Müzesi'nde açılan Uygulamalı Türk Süsleme Sanatları Kursları'nda eğitim ve yönetim kurulu başkanlığına getirildi. 1982 yılında, daha önce halka açık eğitim programını yürüttüğü Mimar Sinan Üniversitesi'nde Geleneksel Türk Süsleme Sanatları Bölümü'nde öğretim görevlisi oldu. 2000 yılında Kültür Bakanlığı Mevlana Büyük Ödülü'ne layık görüldü.

Türk Süsleme Sanatlarında Desen ve Motif, Turkish Motif, Çocuklar İçin Türk Motifleri, Türk Süsleme Sanatlarında Stilize Çiçekler: Hatai, Minyatür Sanatında Doğa Çizim ve Boyama Teknikleri, Minyatürler Kitabı adında yayınlanmış eserleri bulunuyor. Cahide Keskiner adını verdiği tezhip ve minyatür atölyesinde, öğrencileri ile çalışmalarını sürdürüyor. [KanalKultur]

'İstanbul Minyatürleri' / 10 haziran - 18 temmuz 2010; Cemal Reşit Rey Sergi Salonu, Cemal Reşit Rey Konser Salonu,  Darülbedayi Caddesi - Harbiye - Şişli - 80200 İstanbul; Tel.: (0212) 231 54 97

Roz Kohen: 60'lı Yılların İlk Yarısı - Değişimin Eşiğinde

© Roz Kohen - Musevi Lisesi 7. sınıf öğrencileri,
sınıf arkadaşlarım. Halen bu arkadaşlarımın
en az on tanesi İsrail'de yaşıyor.
ABD'de olan, bildiğim kadarıyla
tek benim (ikinci sırada soldan ikinci) (1962)
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - 1960 yılların getirdiği değişimler, bizim aile birimimizde gözle görülür haldedir.

Ablam ve ben, ortaokulu da Musevi Lisesi'nde bitirirken, annem Ester Kohen'in bizler için erişilmesi daha güç beklentileri vardır: Musevi Lisesi'nin öğrenci sayısı azalırken, annemin bizleri yabancı dil öğreten Amerikan Kız Koleji'ne göndermek gibi güçlü bir isteği bulunmaktadır.

Babam ise, değişimden memnun görünmemektedir. Elinde olsa, zamanı bile durdurmak ister...

Şişhane ve Kuledibi'ndeki Museviler iyice azalmış; çoğu Taksim, Şişli, Osmanbey gibi semtlere taşınmaya başlamıştır. Çocukları, artık değişik özel ve devlet okulllarında okumaktadır...

Bizim mahallede Yahudiler arası komşuluklar, dostluklar azalmış; herkes kabuğuna çekilmiş gibidir.

© Roz Kohen - Bir bahar ziyareti:
Muazzez Hanım'ın evinin önünde.
Elimde transistorlu radyo...
Ne kadar da modern değil mi?.. (1964)
Artık Yahudi bayramlarını bile kendi kendimize kutlar hale geliriz ve Kuledibi'ne alış-verişe bile gitmez oluruz...

Ellili yıllarda eti Kuledibi'ndeki Kosher et satandan alan annem, fiyatlarını pahalı bulduğundan, Yahudi olmayan kasaplardan veya Migros'tan alır durumdadır.

Beyoğlu'nun eski canlılığı, yerini daha kalitesiz filmlere bırakırken, sinema ve tiyatro ziyaretlerimiz giderek azalır...

Gözde tiyatro ve filmler şimdi Nişantaş'ındaki Konak ve Elmadağ'daki Şan sinemalarındadır.

Bir zamanlar Şişhane ve Tünel'de yaşayan terzi, doktor ve dişçilerimiz de Kurtuluş, Harbiye ve Şişli'ye taşınmıştır.

Yazları ise İstanbul'un Kadıköy sahillerinde küçük bir yer kiralayıp denizin tadını çıkarmaya devam ederiz... [KanalKultur]

24 Nisan

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları]
199 (2010), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih, 2010 yılındaki Temmuz ayına ait 199. sayısında 24 Nisan 2010'da İstanbul, Berlin ve Kudüs'te Ermeni Tehciri'nin 95. yılı vesilesiyle yapılan anma toplantılarını değerlendiren yazılardan bir dosya oluşturarak kapağına taşıyor.

Yazılar birer tarih makalesi değil fakat had safhada siyasallaşmış tarihsel bir konunun, Ermeni Tehciri üzerine düzenlenen anma toplantılarıyla ilgili. Dosya, Ermeni Tehciri gibi gayet ağır toplumsal sonuçları olan tarihsel bir olayın anılışı ve bugün özellikle Türkiye'de ama aynı zamanda da dünyada, bu meselenin nasıl anılması gerektiği üzerine kafa yoruyor. Dosyada yer alan Çiğdem Mater'in, Christoph Neumann'ın ve Talin Suciyan'ın yazılarını birer adalet arayışı olarak da okumak mümkün.

Ece Zerman Paris'te Arlette Farge ile bilgilendirici ve ufuk açıcı bir söyleşi yapıyor. Michel Foucault'yla da çalışmalar yapmış olan Farge, polis arşivindeki çalışmalarından bahsederken, çalışma yöntemini ve tarih anlayışını ortaya koyarken her cümlesinde birikimini hissettiriyor. Söyleşinin başlığı "Tarih, Feminizm, Foucault, Beden…"

Toplumsal Tarih'in 199. sayısı için Mete Tunçay, Bertrand Russell'ın daha önce Türkçede basılmamış olan bir makalesini çevirmiş: "Tanrı var mı?". Makalede, Russell'ın olağanüstü zekâsı, Mete Tunçay'ın güzel Türkçesiyle okuyucuya sunuluyor.

Dergide, Jan Willem Drijvers'in Hollanda Araştırma Enstitüsü'nde yaptığı bir konuşmanın çevirisi de yer alıyor. Drijvers yazısında, bir 17-18. yüzyıl seyyahı olan Cornelis de Bruijn'in Persepolis'i ziyaretine ve burada gördüğü harabeleri yazıyla ve çizgiyle anlatırken gösterdiği hassasiyete yer veriyor.

Fuat Dündar 1914 yılında Ege Bölgesinde İTC yönetimince sürülen Rumların durumunu ve durumu tespit eden konsoloslar heyetinin raporunu ele alıyor.

Yol'un Yolcularının Öyküsü: Bir Ses Böler Geceyi

[KanalKultur] - Fırtınalı gecenin karanlığında bir yol, bir kaza, boş bir mezar ve bir ses... Bir hayat bilançosu... Hayatta bize yol gösteren değer yargılarımızın, bizi biz yapan inançlarımızın ve eylemlerimizin bilançosu...

Ahmet Ümit'in "Bir Ses Böler Geceyi" adlı romanından yönetmen Ersan Arsever'in sinemaya aynı adla uyarladığı film Tokat Zile'nin bir Alevi köyünde geçiyor.

Yağmurlu bir gecede yaptığı kaza sonucu kendisini bir cemin içinde bulan Süha ve Hakk'ı ararken Hakk'a yürüyen İsmayil'in kesişen yaşamlarının ele alındığı film, Alevilerin 'Ölmeden evvel ölmek' olarak tanımladıkları "Görgü Cemi" etrafında, insanın kendisini sorgulamasını anlatıyor. İsmayil'i tanıdıktan sonra kendi benliğini sorgulayan Süha'nın gözünden yansıyanlar... İnsan-ı Kâmil, Hakk, Hz. Hızır, görgü, dede, talip, zakir, değnekçi, yolcu...

Süha, Üniversite için Zile (Tokat) civarındaki köylerde araştırma yapmaktadır. Fırtınalı bir gecede, hocasını karşılamağa giderken, arabası yolda kayarak duvara çarpar. Kazanın şokuyla cipten sarsılmış, yarı şuursuz çıkan Süha, hayal meyal korkutucu mezar taşları görüp kendinden geçerek yola yığılır.

Kendine gelince en yakın köye yardım istemeye giderken boş bir mezar görüp korkar. Köye bu korku ile girer; üstelik kimse çağırısına cevap vermez. Sanki evler boş gibidir. Nihayet bacasından duman çıkan bir ev fark eder. Yaklaşıp pencereden baktığında bütün köy halkının burada toplandığını görür. Duyduğu konuşmalardan burasının cem evi olduğunu anlar.

Alevi köylüler Dede ve Sofuların etrafında görgü cemi için toplanmışlardır. Bektaş Sofu, görgüye, erkan icabı, Hüseyin Dede ile başlar. Dededen şikayeti olanların konuşmasını ister. Bunun üzerine içeri bir tabutun getirilmesi olağanüstü gergin bir ortam yaratır. Ali Rıza ve Fatma, yanlarında gelinleri Gülizar ile oğulları İsmayil'in tabutunun yanına gelirler. Ali Rıza, intihar eden ama iyi bir Alevi olan oğlunun dualanmasını yapmadan gömen Hüseyin Dede'nin ve Bektaş Sofu'nun hesap vermesini ve İsmayil'in dualanarak gömülmesini ister. Hüseyin Dede ve Bektaş Sofu, Hakk'ın verdiği canı alarak büyük günah işlediği için İsmayil'i dualamadıklarını ve bugün de dualamayacaklarını söylerler.

Abant Platformu, Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak başlığıyla toplanıyor...

[KanalKultur] - Abant Platformu "Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" başlığıyla 13 - 15 aralık 2013 tarihlerinde Abant'ta (Bolu) toplanıyor.

1998 yılında ilk toplantısını düzenleyen Abant Platformu, 30. toplantısında Alevi-Sünni birlikte yaşama tecrübelerini ve ortak geleceği konuşmayı planlıyor.

Toplantı serbest müzakerelerden ibaret "Tarihsel Süreçte Ortadoğu ve Türkiye'de İnanç İlişkileri", "Kutuplaşmanın Toplumsal Bedeli (Sosyal - Ekonomik - Kültürel)", "İnanç ve Vicdan Özgürlüğü, Hak ve Hürriyetlerde Eşitlik", "Aleviler ve Sünniler: Yeniden Tanışalım" ve "Çözüm Önerileri" başlıklı 5 oturum ve "Sonuç Bildirgesi"ni içeriyor.

Abant Platformu daha önce de "Alevilik" konusunu çeşitli toplantılarda ele almıştı: Örneğin, "Vesayet ve Demokrasi" başlıklı 22. Abant Toplantısı'nda (24 - 27 haziran 2010, Abant - Bolu), başkanlığını Orhan Miroğlu yaptığı "Gündelik Hayatta Siyasal ve Toplumsal Sorunlar Karşısında Vesayet" başlıklı oturumda Necdet Subaşı "Din ve Vicdan Özgürlüğünün Devletin Nitelikleri ile İlişkisi" ile "Alevilik" hakkında görüşlerini dile getirmişti.

Keza, "Yeni Anayasa'nın Çerçevesi" başlıklı toplantısının (9 - 11 mart 2012, Abant - Bolu) başkanlığını Prof. Mete Tunçay'ın yaptığı beşinci oturumunda "İnanç Özgürlüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Din Dersleri" konu edinilmiş; Prof. Mehmet Akif Aydın (İSAM Başkanı), Prof. İştar Gözaydın (Doğuş Üniversitesi) ve Doç. Ali Yaman (İzzet Baysal Üniversitesi) tebliğ sunmuştu.

Abant Platformu "Tarihi, Kültürel, Folklorik ve Aktüel Boyutlarıyla Alevilik" başlığıyla da 17 - 18 mart 2007 tarihleri arasında (İstanbul) toplanmıştı. [KanalKultur]

Abant Platformu - "Aleviler ve Sünniler: Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" / 13 - 15 aralık 2013, Abant - Bolu

26 Kasım 2013 Salı

Yersiz Yurtsuz

[KanalKultur] - "Vadedilmiş Bir Sergi"nin paralel etkinliği olan program kapsamında, Gülsün Karamustafa'nın işlerinde sıklıkla ele aldığı hareketlilik (göç, zorunlu göç, yerinden edilme, kaçma, yer değiştirme), kimlik, kültürel farklılık ve arabesk kültür gibi temaları işleyen beş Türk filmi 20 kasım - 18 aralık 2013 tarihleri arasında SALT Galata Oditoryum'da gösteriliyor.

"Gurbet Kuşları" (Yönetmen: Halit Refiğ, Türkçe, 1964, 102'), daha iyi bir yaşam için Kahramanmaraş'tan İstanbul'a göçen bir ailenin büyük şehirdeki yaşam mücadelesini konu alıyor.

Eski bir otobüsle Türkiye'den Stockholm'e kaçak işçi olarak götürülen bir grup insana odaklanan "Otobüs" (Yönetmen: Tunç Okan; Türkçe, 1976, 75'), şaşkınlık ve çaresizliklerle dolu bir yol ve göç hikâyesi.

"Almanya Acı Vatan" (Yönetmen: Şerif Gören, Türkçe, 1979, 85'), Almanya'da işçi olarak çalışan Güldane ile formalite icabı evlendiği Mahmut'un Berlin'deki zorlu hayatlarını anlatıyor.

"Aşkı Ben mi Yarattım" (Yönetmen: Şerif Gören, Türkçe, 1979, 88'), kan davası yüzünden İstanbul'a kaçan, müziğe yetenekli Orhan'ın (Gencebay) aşk ve şöhret yolundaki dramını işliyor.

1970'li yılların İstanbul'unda, Dolapdere'nin arka sokaklarından Kolera Sokağı'nda geçen "Ağır Roman" (Yönetmen: Mustafa Altıoklar, Türkçe, 1996, 121')ise, Metin Kaçan'ın aynı adlı romanından uyarlanmış. [KanalKultur]

Yersiz Yurtsuz / 20 kasım - 18 aralık 2013; SALT Galata [kurucu Garanti Bankası], Oditoryum, Bankalar Caddesi 11, Karaköy -34420 İstanbul; Tel.: (0212) 334 22 00

Süheyla Taşçıer: Balkon

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - balkon

sabah
gerim
gerim
gerinirken
güneş öper
bakir gövdesini

tanrılar
tanrıçaları dansa kaldırır

kuşlar su taşırken çiçeklere
öğle
şımarık çocuktur
mız
mızlanır

ay
keyifli saatler için sancılanır
yırtar bulutları

yüzünde güneş
yükselirlen yıldızlara
yalancı hayatlar
siyah beyaz fotoğraftan düşer

mevsim üşür
aşk balkonu terk ederken

arkamdan bakma
hüzünlü mektuplar yazma balkon

zifaf görmemiş kızlarla geleceğim [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

Halil Atılgan: Onu Azrail Apardı...

Dr. Halil Atılgan
Yallah şoför yallah apar beni / Kerkük'e tez yetir beni

[© Halil Atılgan - KanalKultur] - Bir zamanlar taş plaklar vardı. 1880'li yıllarda başlayan yolculuğunu 1948 yılına kadar sürdürdü. Çabuk kırılması, çalınan ezgilerin 2,5 dakikaya sığdırılması mecburiyetine rağmen varlığını korudu. 1948 yılından sonra 45'liklerin ve uzunçalarların çıkmasıyla taş plakların saltanatını da sona erdi. Taş plak saltanatının sona ermesiyle gramofonlar da yerini pikaplara bıraktı. Ülkemizde 45'lik plaklar plak piyasasının en şaşalı dönemini yaşadı. Taş plaklardaki 2,5 dakikalık zaman sınırlaması da 45'liklerin devreye girmesiyle tarihe karıştı. Plaklar en çok 1950 ve 1960'lı yıllarda döndü. Plak piyasası o yıllarda zirveye ulaştı, En parlak dönemini yaşıyordu ki kasetler devreye girdi. Kasetler plak piyasasını allak bullak etti. Böylece plaklar ve pikaplar da kasetlerin ortaya çıkmasıyla ömrünü tamamladı. Zaman içinde plak yerini kasete bırakırken, kasetler de yerini CD ve VCD vb. ye bıraktı.

Abdurrahman Kızılay [1940 - 2010]
- Yallah şoför yallah apar beni
/ Kerkük'e tez yetir beni"
1940'lı yıllar içinde doğan nesil, yani bizim kuşak, plak piyasasının en şaşalı döneminin tüm özelliklerini ve güzelliklerini yaşadı. Yazlık sinemalarda, bahçelerde, parklarda, dolmuşlarda, piknik yerlerinde plakların dönüşüne bizzat şahit oldu. Onlar dönmekten, insanlar dinlemekten bıkmadı. Plaklar döndü ha döndü. Ağlatan, güldüren, oynatan plaklar kasetin çıkmasıyla görevini tamamlayarak kendi kabuğuna çekildi. Ben ve benim yaşımdakiler plak ve yazlık sinema dönemini yüreklerinde hissettiler. Onun için de o yılların tüm özelliklerini plakları ve plaktaki besteleriyle ünlenen sanatçıların hepsini tanıdı. 50'li 60'lı yılların ünlülerinden Cahit Seyhanlı "Veremli kız"; Adnan Varveren "Abidik gubidik tivist"; Yıldız Tezcan "Aşkın gözyaşları"; Ayfer Başıbüyük "Artık arama beni"; Ali Ercan "Adaletin bu mu dünya"; Sevim Tanürek "Kader böyle imiş ne söylesem boş"; Malatyalı Fahri "Ezo gelin" adlı plağıyla, Abdurahman Kızılay da "Yallah Şoför yallah apar beni", "Aynaya baktım saç beyaz olmuş" ve "Esmerim güzel esmer" besteleriyle plak piyasasını kasıp kavurdu.

Saydığımız isimler o dönemde plakları en çok satılan sanatçılardı. Çok ünlenmişlerdi.

İşte o ünlülerden biri de Abdurrahman Kızılay'dı.

Biz şimdi bugünü bırakıp plakların en çok döndürüldüğü 50'li 60'lı yıllara kadar gidelim. Plak piyasasına ünlü eserler veren, yeni yakında kaybettiğimiz zamanımızın ustalarından Abdurrahman Kızılay'la tanıştıralım:

25 Kasım 2013 Pazartesi

İsmail Acar - Lale

İsmail Acar'ın 6 - 30 nisan 2013
tarihleri arasında Emirgan
At Ahırları Sergi Salonu'nda
(Emirgan Korusu, İstanbul)
açılan Lale Sergisi'nden
[KanalKultur] - İstanbul Büyükşehir Belediyesi bünyesindeki İstanbul Lale Vakfı, Emirgan Korusu'nda bulunan eski Osmanlı at ahırlarını restore ederek Lale Müzesi'ni kurdu. Osmanlı döneminde lale şehri olan İstanbul, lale konulu araştırmalara ev sahipliği yapan İstanbul Lale Müzesi ve Araştırma Merkezi  8. Lale Festivali (8th İstanbul Tulip Festival) kapsamında açılan "Lale Sergisi"yle birlikte ilk etkinliğini gerçekleştirdi. İsmail Acar'ın "Lale" temalı sergisi 6 - 30 nisan 2013 tarihleri arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi - Galeri İdil işbirliğiyle sanatseverlerle buluştu.

Amüsümünt | Eğlencelik

[KanalKultur] - Hesap geldiğinde "getrennt", demeyi öğrenince burada yaşayabilirsin.

"Sana kaç kere dedim evde 'Türkisch sprechen' et diye."

"Entegrasyon, göçmenleri kafanızda dışlamayı bıraktığınız yerde başlar."

"Hangi kanun sempatiden, empatiden, sevgiden daha etkili olabilir?"

"Entegrasyonda karşılaşılan zorluklar nelerdir?"

"İki kültür (Türk-Alman) birbiriyle karşılaştığında ne olur?"

Bir meddah sunumu: Bazen halay çekiyor, bazen oynuyor, bazen kadın, bazen Alman, bazen çocuk oluyor...

Bir meddah tavrıyla bizi hikâye ediyor.

Ney üflüyor, şarkı söylüyor, dans ediyor…

Kısacası hem eğleniyor hem de eğlendiriyor.

Ruşen Kartaloğlu'nun rol aldığı 'Eğlencelik' oyununu, Ankara Mavi Sahne'den Sedat Demirsoy Tiyatro Diyalog için yazdı ve yönetti. Lamis Klein oyunun tercümesini ve dramaturjisini üstlendi.

* * *

"Amüsümünt"

"Eine Anleitung des türkisch-deutschen und deutsch-deutschen Vergnügens"

Welche Schwierigkeiten gibt es bei der Integration? Wo sind die Fallen? Wo die Rettungsleine?

Diesen Themen widmet sich das Theaterstück mit voller Inbrunst.

Dies mag nach einem trockenen Inhalt klingen, ist aber genau das Gegenteil.

Hier bleibt kein Auge trocken und kein Lachmuskel wird geschont!

In dem Solo-Stück erzählt Ruşen Kartaloğlu - als Gastarbeiter, aber auch in vielen anderen Rollen, mal aus deutscher, dann wieder aus der Sicht türkischer Migranten – welche Blüten und zuweilen sonderbare Auswüchse das Aufeinanderprallen zweier verschiedener Kulturen mit sich bringt.

Mit viel Humor und Ironie zeigt er, wie türkische und deutsche Mitbürger in Deutschland leben, feiern und sich amüsieren. Allerdings hemmen die verschiedenen Lebensgewohnheiten die Integration, die von allen Seiten verlangt wird. [KanalKultur]

Amüsümünt | Eğlencelik - Tiyatro Diyalog / Yazan - Yöneten: Sedat Demirsoy; Çeviri ve Dramaturji: Lamis Klein; Oyuncu: Ruşen Kartaloğlu

İlham Enveroğlu - Pençe-i Âli Abâ, Ruh Kuşu ve Şaman

İlham Enveroğlu'nun
3 - 23 şubat 2010 tarihlerinde
Artisan Sanat Galerisi'nde
(Müfide Küley (Poyracık) Sok.
28/C, Nişantaşı – İstanbul,
Tel.: 0212 247 90 81)
açtığı 9. "Kişisel Resim Sergisi
- Şaman Duası"ndan
"Pençe-i Âli Abâ",
tual üzerine karışık teknik,
80 x 120 cm., 2009
[KanalKultur] - "Şaman Duası" adlı resim sergisinde İlham Enveroğlu, İç Asya'nın derinliklerinden Anadolu'ya uzanan köklü bir kültürün mitolojik sembollerle renk, çizgi ve dokuların ahengini, çağdaş soyutlamalarla sundu.

* * *

Bir toplumun belleğindeki rüyalara açılan masal ve söylence kapılarından kendi benliğine yol bulmaya çalışan sanatçının resimlerinde, şiir, tutku ve karakteri renklerle, soyut simgelerin yalınlığı ve gizemi ile harmanlanmış mistik bir atmosfer yaratıyor. Kimi zaman lekesel lirik soyutlamaları çağrıştıran bu resimlerde, önceden kurgulanmışlıkla rastlantısallığın organik bütünlüğü ve ritmik öğeler göze çarpıyor.

İlham Enveroğlu, Şamanist kaynaklı figürlü süslemeleri farklı değişikliklerle bizlere ağır basan bir yumuşaklıkla sunuyor. Sanatçı eserlerinde tıpkı Şamanlar gibi sanatsal eğlemlerin insanlar üzerinde iyileştirici etkileri olduğuna inanmış ve bunu gerçekleştirmeye çalışmış. Bu istek resimlerindeki tüm mistik donanımıyla beraber gerçek ve görkemli bir eyleme dönüşüyor. Kökleri Şaman estetiğine yaslanan bir tutum ve sezgiyle ürettiği çalışmalar hem konu hem de plastik değerler açısından geleneğin yeni bir söylemi niteliğinde. Sanatçının bireysel olarak geliştirdiği teknik, izleyiciye sunduğu yeni ve farklı simgeler aracılığı ile günümüz plastik sanatlarının denge ve değerlerini göz ardı etmeksizin çağdaş yorumları içeriyor.

İlham Enveroğlu

1970'de Azerbaycan, Karabağ'da doğdu. 1989'da Azim Azim-zade Azerbaycan Devlet Ressamlık Mektebi'ni bitirdi. 1987–88'de Prof. Dr. Hudu Memedov'un, Türk sanatının temel prensiplerini fen bilimleri yöntemleriyle araştıran seminerlerine katıldı. 1995'de Azerbaycan Devlet İnşaat Mühendisleri Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'nden mezun oldu. 1998'de S.Ü. Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü'nde Öğretim Elemanı olarak göreve başladı. 2000'de S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Eğitimi Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans yaptı. 2005'de S.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı Resim İş Öğretmenliği Bilim Dalı'nda Doktorasını tamamladı. 2006'da S.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesinde Yrd. Doç. Dr. olarak öğretim üyeliğine atandı. UNESCO (A.I.A.P) Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği Üyesi. [KanalKultur]

İlham Enveroğlu,
"Ruh Kuşu ve Şaman",
tual üzerine yağlı boya, 2008
Kişisel Sergileri

1997 Sulu Boya Resim Sergisi, Konya
1999 "Mitler" Resim Sergisi, Konya
2003 "Hazan" Sulu Boya Sergisi, Konya
2006 "Asyadan Anadoluya" 13 Kare 8. Uluslararası Sanat Festivali Altınkoza, Adana
2007 "Orta Asya'dan Anadolu'ya Türk Sanatında Motifler" Uluslar arası Türk Sanatı Ve Arkeolojisi Sempozyumu (R. Arık ve M. O. Arık'a Armağan), Konya
2007 Resim ve Grafik Sergisi, İDEA Kültür Sanat Galerisi, Konya
2008 "Ömrüm Bir Nağme ki..." Resim Sergisi, Kempinski Hotel, Bodrum
2009 "Kutsal Şehirler Kayıp Gemiler" Resim Sergisi, Vakıf Bank Sanat Galerisi, İstanbul

Firuz Kutal çizdi: Putin'in yeri sağlam...

© Firuz Kutal çizdi: "Putin'in yeri sağlam..."

Yaşar Kalafat: Dedem Korkut Kültür Ellerinde Adlanma

Dr. Yaşar Kalafat
Giriş

Biz bu incelememizde halk kültüründe ad verme, ad alma, adlanma, ad yakma, ad vurma, ad çalma, ad yakma, ad kaldırma gibi şekillerde de geçen adlanma üzerinde duracağız. Adlanma Türk kültürlü halklarda bir kültür kodudur. Dede Korkut Destanı ise, Türk kültürlü halkların kültür alanındaki kaynak eserlerindendir. Hal bu olunca adlanmayı, Dede Korkut'taki adlanış esas alınıp, bu konu itibariyle günümüze dikey ve yatay göz atılabilir. Biz bunu yapmayacağız. Bu metotdan çok da farklı olmayan bir başka yöntem izlemeğe çalışacağız. Biz, Dede Korkut'u halk inançları kültürünün merkezine alıp, adlandırma öncelikli verileri bir kültür coğrafyası alanında irdelemeye çalışacağız. Bu coğrafya Dedem Korkut coğrafyasıdır. Hal bu olunca bu coğrafyayı tanımlamak ve daha da önemlisi Dedem Korkut'u konumuz olan halk inançları itibariyle izleyebilecek derecede de olsa tanıtmak gerekecektir.

Dede Korkut'un dili malumdur ki Türkçe idi. Dede Korkut Destanlarının dili de haliyle Türkçe idi. Ancak Dede Korkut kültür coğrafyasındaki halkların hepsi, ana dilleri Türkçe olan halklar değillerdi. Nitekim Dede Korkut Destanı'nın Kafkas dillerinden alandan derlenilmiş nüshaları ve Doğu Anadolu yerel dillerinden de tespiti yapılmış bölümleri vardır. Dede Korkut kültürünün kültür dili, bu coğrafyada ortak halk kültürü dilli idi. Dikkat edilir ise, dilin kültüründen bahsetmiyoruz, halkların dil kültürlerinden de bahsetmiyoruz, ortak halk kültürünün dilindeki ortaklıktan bahsediyoruz. Dede Korkut kültürlü, farklı ana dilli halklarda da, ortak halk kültüründen hareketle ortak olan bir dil doğurmuştur. Bu öz, Dede Korkut Destanının tamamen veya bölümleri halinde bu coğrafyanın Gürcü, Ermeni yazılı edebiyatına, Zaza, Kırmanç gibi halkların da sözlü edebiyatına yansıyacak ve örnekleri günümüze kadar gelecektir.

Dedem Korkut farklı yüzyıllara tarihlendirilebilmiş ve bu tezlerin savunmaları da uzmanlarınca müstakil çalışmalarıyla yapılmıştır. Destan tarihlendirilme mantığından hareketle, Dede Korkut'un farklı dönem ve coğrafyaların kahramanı olabileceği de savunulmuştur. Bu konular bizim çalışmamızın öncelikli meseleleri değildir. Bunlara da değinilmesi gerekiyordu deyindik. Esasen bu savlar, kurgumuzu güçlendirici mahiyettedirler.

24 Kasım 2013 Pazar

Mehmet Yardımcı: Öğretmen

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
[© Mehmet Yardımcı - KanalKultur] Öğretmen

-Külebi'ye-

Elma çürüğü tadı içkilerin
Dolaştırıp duran düz yolda ayakları

Balıklardır yalnız özgürlüğe tok
Sevmezler ama bizler gibi toprağı

Kırsalar dalımızı en kötü huylarıyla
Severiz yine o haylaz çocukları

Bilerek adamışız kendimizi bu yola
Yoksa olur muydu uzak köy okulları [© Mehmet Yardımcı - KanalKultur]

Öğrenmek Güç Verir! / Lernen macht stark! - Okuma ve Eğitim / Lesen und Bildung - 6



Öğrenmek Güç Verir! / Lernen macht stark! - Okuma ve Eğitim / Lesen und Bildung

Ayrıntılı bilgi için bkz. → lernenmachtstark.de

Roz Kohen: İlkokul Yılları...

© Roz Kohen
- Soldaki kişi din dersi hocamız Mösyö Sherez'dir.
Bense en on sırada sağda, en başta oturan kız...
Nedense yaşıtım sınıf arkadaşlarımdan daha iri
biri olduğum fotoğraftan da anlaşılıyor.
Oturduğumuz halde ayakları yere değen tek benim...
(1956)
Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - İlk ve ortaokulu babamın da öğrencisi olduğu Yahudi okulunda okudum.

Okulun adı 1914 yılında Midraşa Yavne'ydi ve binası Yemenici Sokak'taydı.

Midraşa Yavne, İstanbul Yahudi toplumunun çocuklarına lise seviyesinde eğitim veren ilk lise olarak da isim yapmıştır. Ayrıca bu okul, Türk Yahudi toplumunun çabalarıyla kurulan ve sürdürülen ilk liseydi.

Okul, Galata'da Yemenici Sokak'tan Hoca Ali Sokağı'na, oradan Drogmanat Sokağı'na ve nihayet Kumbaracı Yokuşu'na taşındı...

Babam, 1920'li yıllarda lise sondan, okulu bitirmeden ayrılmış ve çalışmaya başlamıştı.

1940'ta ise, önceleri Goldschmidt okulu olan Şişhane'de Mektep Sokak'taki binasında, önce Bene Berit Lisesi ve sonra da Özel Musevi Lisesi olarak 1994 yılına kadar Şişhane'de; babaannem Varnalı Devora'nın da oturduğu Mektep Sokak'ta varlığını sürdürdü.

© Roz Kohen
- Birinci sınıfın mükafat dağıtım
töreninden.
Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun
önünde çekilmiş. Elimde sıkıca
tuttuğum mükafat kitap da
Mark Twain'in klasik tarihi romanı
"The Prince and the Pauper"
("Çalınan taç")... (1957)
Ben ve ablam, 1955-63 yıllarında öğrenciydik.

Okul, 1994'te Ulus'taki binasına taşınınca, adı Özel Musevi Lisesi; 1998'te ise Ulus Özel Musevi Lisesi olarak değişti.

Bizim öğrenci olduğumuz yıllarda aklıma gelen öğretmenler arasında Fahrinusa Hanım - Türk Edebiyatı -, Nihal Hanım - biyoloji öğretmeni -, Nebile Hanım- ilkokul Türkçe öğretmeni -, Mösyö Sherez - din ve İbranice öğretmeni -, Mösyö Ovadya - fizik ve matematik öğretmeni -, Hayat Hanım- Fransızca öğretmeni -, Naile Akıncı - resim hocamız -, Matmazel Bert Behar ve Matmazel Matalon - Fransızca öğretmenleri -, Nezih Bey - müzik öğretmeni - var...

Birinci sınıf fotoğrafımızda soldaki kişi din dersi hocamız Mösyö Sherez'dir. Bense en on sırada sağda, en başta oturan kız... Nedense yaşıtım sınıf arkadaşlarımdan daha iri biri olduğum fotoğraftan da anlaşılıyor. Oturduğumuz halde ayakları yere değen tek benim...

Musevi Lisesi'nin kahverengi bir forması vardı o zamanlar. Gene de çocukların bir kısmı beyaz yakalı siyah önlük, bir kısımı da kahverengi formayı kullanırdı.

İkinci fotoğraf, birinci sınıfın mükafat dağıtım töreninden. Tepebaşı Dram Tiyatrosu'nun önünde çekilmiş. Elimde sıkıca tuttuğum mükafat kitap da Mark Twain'in klasik tarihi romanı "The Prince and the Pauper" ("Çalınan Taç")... [KanalKultur]

23 Kasım 2013 Cumartesi

Osmanlılara Mahsus Bir Ramazan Geleneği Mahya

Toplumsal Tarih [Tarih Vakfı Yayınları]
201 (2010), 96 S., ISSN 1300-7025-9-1
[KanalKultur] - Toplumsal Tarih, 2010 yılı eylül ayında yayınlanan 201. sayısında Osmanlı-Türk özellikle de İstanbul Müslümanlarına has bir gelenek olan mahyanın tarihini, değişimini ve mahyacıları ele alıyor.

İsmail Kara tarafından kaleme alınan "İstanbul'da Doğan ve Diğer Şehirlere Yayılan Mahyanın Tarihi, Değişimi, Mahyacılar" başlıklı yazıda yer alan ilginç mahya örnekleri, cumhuriyetin ilk döneminde din-devlet ilişkilerini değerlendirmeye olanak sağlıyor.

Zülfikar Özdoğan, Nazilerin İktidara Gelmesinden Sonra Marx-Engels Arşivi'nin uzun ve serüvenli yolculuğunu anlatıyor.

Önder Çetin, Avusturya-Macaristan'ın 1878'deki ilhakının ardından başlayan ve 20. yüzyıla da taşan, Bosna'da "Türkiye'ye göç hicret sayılır mı?" tartışmasını okuyucuya sunuyor.

Vangelis Kechriotis, 1911'de hazırlanan Rum Cemaatine ait nizamnameyi merkeze alarak 20. yüzyılın başında Antalya'daki Rumlar'a dair bir inceleme yazıyor: "1911 Rum Cemaati Nizamnamesi: 20. Yüzyılın Başında Antalya'daki Rumlar".

Taner Akçam ile Fuat Dündar arasında 1915 Ermeni Tehciri üzerine gerçekleştirdikleri oldukça geliştirici tartışma, Fuat Dündar'ın bu sayıda yayınlanan cevabı ile devam ediyor.

Alexandre Toumarkine, Osmanlı İmparatorluğu'nda da Türkiye Cumhuriyeti'nde de görev yapan Auguste Sarrou adında bir Fransız subayının kariyerini ve Sarrou'nun Türkiye Cumhuriyeti'nin Fransa ile olan ilişkilerindeki rolünü "Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nde Görevli Fransız Subayı Sarrou" başlıklı makaleyle değerlendiriyor.

22 Kasım 2013 Cuma

Ayhan Türker - Aldatmayan Resimler

Ayhan Türker - "Göksu'da Kayık İskelesi",
Tuval Üzerine Yağlı Boya
[KanalKultur] - Günümüz Türkiye'sinde empresyonist tarzın önemli ressamlarından olan Ayhan Türker, "Aldatmayan Resimler" isimli sergisiyle 27 kasım – 17 aralık 2013 tarihleri arasında Galeri İdil’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, İstanbul şehir pitoreskini tuvaline aktarırken bir taraftan belgesel niteliğinde kalıcı eserler üretmeye devam ediyor. Özellikle Çınaraltı, Kandilli, Göksu, Bebek Koyu, İstinye Koyu, Yeniköy boğaz sırtlarından yaptığı doyumsuz peysajları ve natürmortları sanatla ilgilenenler tarafından tanınıyor.

Ayhan Türker

1938'de Diyarbakır'ın Çermik ilçesinde doğdu. 1960 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ni (şimdiki Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) Yüksek İç Mimar olarak bitirdi. 1963 – 1995 yılları arasında iç mimar ve mobilya mağazası sahibi olarak mesleki faaliyette bulundu. Bu süre zarfında resme devam etti. İlk sergisini 1985 yılında Beyoğlu Vakko Sanat Galerisi'nde açtı. O tarihten günümüze kadar resim çalışmalarını çok yoğun bir şekilde ve aralıksız olarak sürdürüyor. 2000 yılında metnini Prof. Kaya Özsezgin'in yazdığı (Ayhan Türker Bir İstanbul İzlenimcisi) adında basılmış bir kitabı bulunuyor. [KanalKultur]

Ayhan Türker - Aldatmayan Resimler / 27 kasım – 17 aralık 2013; Galeri İdil, Ebulula Mardin Cad.4. Gazeteciler Sitesi, Ülgen Sokak No:132, Levent - İstanbul; Tel.: (0212) 283 23 83

Meraklısı için: Farklı Kültürlerde Güzeli Arayış

"Farklı Kültürlerde Güzeli Arayış", 16 mayıs – 17 ağustos 2008 tarihleri arasında Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde (İstanbul) açılan ve Anadolu topraklarındaki güzeli arayışın 10 bin yıllık öyküsünü anlatan bir serginin adı.

Sergide Arkeoloji Müzesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Ayasofya Müzesi, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Antalya Müzesi, Afyonkarahisar Müzesi ve Malatya Müzesi gibi yedi farklı müzeden derlenen mücevherler, kaftanlar, elyazmaları, mühürler, Kâbe örtüleri, tılsımlı gömlekler, buhurdanlar, halılar, cam ve ahşap işleri, deri, sedef, çini ve seramikler gibi toplam 700 eser, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde, müzenin 4 bin metre karelik kapalı salonlarında sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Anadolu topraklarında varlığını sürdürmüş olan uygarlıkların kullandıkları simgeler yer aldı.

HSBC'nin katkılarıyla düzenlenen ve hazırlık aşaması yaklaşık iki yıl süren sergi, 'Güzeli Arayış' başlığıyla on bin yıllık bir süre zarfında üretilmiş eserlerdeki hayat ağaçları, rozet çiçekleri, kartallar, grifonlar, ejderler, kuşlar, aslanlar, kalpler, eller ve gözler gibi simgeleri karşılaştırmalı olarak sundu; her dönemde ve kültürde güzele olan arayışın devam ettiğini gösterdi.

Kanuni Sultan Süleyman'ın 4 farklı fermanının ilk kez ziyarete açıldığı sergide, yine Kanuni Sultan Süleyman'ın ejder motifli kılıcı, Cizre Ulu Camii'nin ejder motifli kapısı dikkat çekti.

Milattan önce 7'nci ve milattan sonra 8'inci yüzyıllarda yapılmış iki farklı 'atlı insan' figürünün de ilgi gördüğü sergide, Troya altını bileklik, Selçuklu dönemine ait tılsımlı gömlek de önemli eserler arasında yer aldı.

Meraklısı için: Türkiye'de Ulusalcılık ve Mimarlık

[KanalKultur] - 19. yüzyılın sonlarından, hatta "Usul-i Mimari-i Osmani"nin yayımlanmasından bu yana, Türkiye'de mimarlık ortamının ve estetik tahayyülün şekillenmesinde etkili olan siyasal düşüncelerin başında ulusalcılık geliyor. Gündemdeki yeri hiç aşınmazmış gibi gözüken bu ilişkiye geniş bir kronolojik açılım içinde doğrudan değinen pek az çalışma bulunmasıysa şaşırtıcı.

Osmanlı Bankası Müzesi (OBM), "Sedad Hakkı Eldem II, Retrospektif" sergisi kapsamında, 2 haziran 2009 tarihinde Sedad H. Eldem'in anısına "Türkiye'de Ulusalcılık ve Mimarlık" adlı bir sempozyum gerçekleştirdi.

Osmanlı Bankası Müzesi tarafından doğumunun 100. yılı vesilesiyle gerçekleştirilen iki sergi ve iki kitapla anılan Sedad Hakkı Eldem, yaşamının ve yapıtının önemli kesiminde ulusalcılığın mimarlıkla buluşmasını temsil ediyordu. Ona adanan sempozyumda, ulusalcı yaklaşımların Eldem'in çalışmalarıyla sınırlı olmayan bir ölçekte ele alınması amaçlandı.

Katılımcılar, Türkiye'deki erken başlangıçlarından bugüne uzanan bir aralıkta, ulusalcı ideolojinin mimarlıkla ilişkisini istedikleri kronolojik ve tematik kapsamda tartıştı. Amaç, ulusalcılık sorunsalını mimarlık bağlamında yeniden gündeme taşımak ve olası yeni başlıkları belirlemek olarak tanımlandı. Dolayısıyla, mimarlık düşüncesi, koruma-restorasyon, şehircilik, mimari mesleki pratik, siyasal iktidar yapıları-mimarlık ilişkileri gibi konular çerçevesindeki katkılara açık ve esnek bir toplantı hedeflendi.

Süheyla Taşçıer: Bir El Var

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer - KanalKultur] - bir el var

bir el var bir yaman el
soframızdan ekmeğimizi bölen
şarabımızı döken
gül çiçek koparan bahçemizden
fidan kıran
sevgilimizi  kaçıran
mutluğumuzu çalan
baharlarımızı tepeleyen
türkülerimizi bozan
bir el var bir yaman el
bizi böylesi güzelliklerden yoksun kılan

bir el var bir yaman el
koyundan kuzudan et
inekten süt çalan
demiri çimentoyu yutan
emek kuyularında yanan teri sömüren
doymayan
doydukça acıkan
insan kanıyla beslenen
bir el var bir yaman el
bizi böylesi sefil bırakan

bir el var bir yaman el
kuzeyi güneye
güneyi batıya
batıyı doğuya düşman kesen

ve silahı bize veren
ve tetiği bize çektiren
ve kardeş kanı üzerinde kahkahalar atan

bir el var bir yaman el
bizi böylesi kardeş düşmanı kılan [© Süheyla Taşçıer - KanalKultur]

Halil Atılgan: Tarsus'ta Folklor Araştırmaları

Dr. Halil Atılgan
[© Halil Atılgan - KanalKultur] - Tarsus; Çukurova'ya bağdaş kurmuş oturan verimli topraklar diyarıdır. Toprağına can eksen biter. Güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Toroslar en büyük nişanesidir. Mersin'e daha yakın olup, Adana–Mersin arasında âdeta bir köprü gibidir. Adana'ya, 40, Mersin'e ise 30 km. olup nüfusu iki yüz bine yakındır. Birçok şehir merkezinden büyük olmasına rağmen, il olamamış şansız ilçelerimizden biridir. Tarsuslular Çukurova'nın zalim sıcaklarından kurtulmak için yazın yaylalara göçerler. Belirli zamanlarda yapılan yayla göçü halkın yaşayışında bir gelenektir. Onun için Toroslar'a tırmandıkça çamlar arasındaki lüks villalara, görkemli yayla evlerine rastlamak mümkündür. İlçe olduktan sonra sınırlarını Tarsus'tan ayıran Çamlıyayla (Namrun) bölgede yaylacılık sektörünün başkahramanıdır. Geçmişten günümüze birçok kavimlere yurt olan Tarsus; şalvarıyla, şapkasıyla, cezeryesiyle, küncülü helvasıyla, şeker sucuğu ile üzümüyle, humusuyla, gelenekleriyle, Çukurova'da ayrı bir özelliğe sahiptir.

Yöre kültürü; şehre göç, yozlaşma ve asrileşme vb. etkenler sonunda büyük kayıplar vermiş, bazısı unutulmuş, bazısı da hayatını idame ettirmek için can çekişmektedir. İşte bu sıkıntıları bilen ben, Tarsus ve köylerinde yapılmak üzere Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'ne konuyla ilgili bir proje sunmuştum. Proje uygulamaya konuldu.

Projenin uygulamaya konulmasıyla Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü'nün ekipleri bölgeyi halk edebiyatı, el sanatları, gelenek görenek, halkoyunları, halk müziği ve seyirlik oyunlar konusunda dört grupta inceleyerek yapılan tespitlerin arşivlenmesini sağladı. Son grup 16–29 mart 1998 tarihleri arasında halkoyunları, halk müziği, seyirlik oyunları araştırmak üzere görevlendirilmişti. Ekipte HAGEM Şube Müdürlerinden Ahmet Çakır, kameraman İrfan Saatçi, Tanju Ozanoğlu ve bir bayan vardı. Arkadaşlar Ankara'dan ben de Adana'dan gelecek, 17 mart 1998 tarihinde İçel Kültür Müdürlüğü'nde buluşacaktık. Gerçekten de kavilleştiğimiz yer ve tarihte saat 10'da buluştuk. İl Kültür Müdürlüğü'yle başlayan protokol ziyareti Tarsus Kültür Merkezi, Halk Eğitimi Merkezinden sonra ilçe kaymakamlığında son buldu.

Bu ziyaretler esnasında gidilecek köyler ve güzergâhlar tespit edildi. Nereye gidilirse daha çok malzeme bulunacağı konuşuldu. Bizi götürecek araba, halay çekecek köy delikanlılarına eşlik edecek davul zurna ekibi de değerli Kaymakam Sn. Ali Ülger tarafından organize edildi.

Hüseyin Arıcı, Ali Şentürk, Alper Aydın - buraya bakarlar | they look here

© Ali Şentürk

© Alper Aydın

© Hüseyin Arıcı
 
Hüseyin Arıcı, Ali Şentürk, Alper Aydın
- buraya bakarlar | they look here
/ 26 kasım - 16 aralık 2013;
CerModern, HUB Sanat Mekan
[KanalKultur] - HUB Sanat Mekan'ın 3. sergisi "buraya bakarlar", CerModern'in sanatçı ikamet programına katılan Hüseyin Arıcı ve Ali Şentürk'ün yanı sıra Alper Aydın'ın katılımı ile 26 kasım - 16 aralık 2013 tarihleri arasında gerçekleşiyor.

Üç genç sanatçının projelendirdiği bu slogan cümlesi, farklı açılardan ele alınıyor, ortak bir noktada birleşiyor. Bu nokta ise ait oldukları disiplinin onlara sunduğu tek bir malzemeyle sınırlı kalmayıp, farklı disiplinlerin malzemelerini de kullanarak kavramlarına anlatım zenginliği getirmeleri. Bu iradeyle işlerine koyulan sanatçıların yaşadıkları deneyimleri anlatan "buraya bakarlar", aslında bir reklam şirketinin kendi billboardlarına alıcısını çekmek ve ürününü satmak için kullandığı slogandan ibaret.

Bu projede sanatçıların derdi, ne sanat piyasasını ne de başka bir pazarın alıcısına karşı kullandığı üslubu yermek.

Sanatçılar, "buraya bakarlar" ibaresini ait olduğu yerdeki soğuk anlamından koparıp, kendi pazarının çerçevesi içine koyarak bir ironi yaratıyor. Bu sloganı işleriyle harmanlamadan önce aralarında geçen diyalogları kısaca derleyerek, kavramlarını ve proje metinlerini oluşturuyor.

Soru cevap şeklinde geçen bu konuşmalar, üretilen işlerle birlikte Cermodern HUB Sanat Mekan'da izleyici ile paylaşılıyor.

© Hüseyin Arıcı
* * *

The 3rd exhibition of HUB Art Space, "they look here", consists of Hüseyin Arıcı, Ali Şentürk, guests of the CerModern's artist-in-residence program, and Alper Aydın.

The slogan phrase was considered in different ways by these three young artists, and brought together in a common point. This point is to enrich the expression ways of their concepts by using the materials of different disciplines, rather than being limited by the single material of their own discipline. "they look here", which tells of the experiences of the artists who started working by this decision, is actually a slogan of an advertisement company that is used on billboards to attract their customers and sell their products.

In this project, the manner of the artists is neither to criticise the art market nor to criticise another market's language used to interact with their customers.

The artists create an irony, by taking the phrase "they look here" from the cold meaning where it belongs and putting it in their markets frame. They generate their concepts and project text by compiling their dialogues before blending the slogan with their works.

This dialogues are also shared with the audience beside the works in Cermodern HUB Art Space. [KanalKultur]

Hüseyin Arıcı, Ali Şentürk, Alper Aydın - buraya bakarlar | they look here / 26 kasım - 16 aralık 2013; CerModern, HUB Sanat Mekan, Altınsoy Cad. No:3, Sıhhıye - 06101 Ankara; Tel.: (0312) 310 00 00

21 Kasım 2013 Perşembe

Yok Anasının Soyadı | Mrs. His Name



 
[KanalKultur] - "Yok Anasının Soyadı" kadınların evlendikten ve boşandıktan sonra değişen soyadları üzerine bir belgesel. Türkiye'deki kadınlar kimliklerini koruyabilmek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvuruyor. Erkekler bu konuda ne düşünüyor? Kadınlar ne hissediyor? Satır aralarında neler yaşanıyor?

Yönetmeni ve yapımcısı Hande Çayır belgesel hakkında şunları kaydediyor:
"Kadınlar evlenince ya da boşanınca kendilerine sorulmaksızın değişen soyadları hakkında ne hissediyor? Neden çift soyadı kullanımı arttı? İki soyadı yan yana kullanıldığında erk ikiye mi katlanıyor? Yoksa bir tür direnç mi yaşanıyor? Gündelik hayat pratiklerine bu durum nasıl yansıyor? Çocuklar bu süreçten nasıl etkileniyor?
Var olan soyadı devam ettirmek, kadının aile kavramını reddetmesi olarak okunuyor. İki soyadı yan yana kullanmak, "evliyim, buradayım" anonsu gibi değerlendiriliyor.
Kocanın soyadını almak, "kimliğinden nasıl da vazgeçiverdi" gibi algılanıyor. Bazen o soyadını, bazen bu soyadını kullanmak, "şiş de yanmasın, kebap da" düşüncesini akıllara getiriyor. Sistemin işlemeyişi ya da kadınlar üzerinden kurulumu, aile olurken de kadının üstüne yük bindiriyor. Boşanma halinde kadınlardan soyadları kocaları ve devlet tarafından geri alınabiliyor. Çocuk hasar görmesin diye anneler boşanmıyor ya da okulu her aradıklarında özel hikâyelerini kamusal alanda paylaşmak durumunda bırakılıyor: "İyi günler, ben Hatice Dinçer, Okan Yılmaz'ın annesiyim…" der gibi."
Hande Çayır

1982 yılında Eskişehir'de doğdu. Lisans eğitimini Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve Görsel İletişim Tasarımı programında tamamladı. İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon yüksek lisans Bölümü'nden mezun oldu. Yazıları PukkaLiving, Whichcontent, KAOS GL, Kural Dışı, Psikeart, Memlekent ve Radikal İki’de yayımlandı. [KanalKultur]

Yok Anasının Soyadı | Mrs. His Name - Yönetmen: Hande Çayır; Senaryo: Hande Çayır; Yapımcı: Hande Çayır; Görüntü Yönetmeni: Hande Çayır; Kurgu: Hande Çayır; Ses: Hande Çayır; Müzik İpek Görgün; HD, Renkli, 2012, 17'

Meşk Zincirinde Hocalar ve Talebeleri

[KanalKultur] - Pera Müzesi'nde devam eden Türk Müziği Konserleri serisinin üçüncüsü "Meşk Zincirinde Hocalar ve Talebeleri" konseri 24 kasım 2013 günü, saat 15:30'da, Pera Müzesi Oditoryumu'nda gerçekleşiyor.

Günümüzün usta yorumcuları ve sazendelerinin, büyük bestekârların seçme eserlerini seslendirdikleri programların Meşk Zincirinde Hocalar ve Talebeleri" konseri misafir solisti Mustafa Doğan Dikmen.

Türk Müziği Konserleri serisinde; Türk müziğinin tarihsel, kültürel, geleneksel, sosyolojik, antropolojik, felsefî ve edebî yönlerinin ele alınacağı sunuş ve sohbetler de yer alıyor.

24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle hazırlanan konserde Tanburî İsak'dan Alâeddin Yavaşca'ya Meşk Zinciri'nde yer alan hocalar ve talebeleri konu ediliyor. [KanalKultur]

Türk Müziği Konserleri - "Meşk Zincirinde Hocalar ve Talebeleri" / 24 kasım 2013, 15:30; Misafir Solist: Mustafa Doğan Dikmen; Saz Sanatçıları: Osman Nuri Özpekel – Ud, Lütfiye Özer – Kemençe, Volkan Yılmaz – Ney, Safinaz Rizeli – Kanun, Volkan Ertem - Viyolonsel; Pera Müzesi Oditoryumu, Meşrutiyet Caddesi No.65, Tepebaşı - Beyoğlu - 34443 İstanbul; Tel.: (0212) 334 99 00

Sinema ve Eleştiri

[KanalKultur] - İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin katkısı ve ev sahipliğiyle, Türk Sineması, 18 - 22 kasım 2013 tarihleri arasında "1. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu"nda "Sinema ve Eleştiri" altbaşlığıyla ele alınıyor.

Sempozyum kapsamında "Düşünce Geleneği ve Eleştiri" başlıklı panelde Türkiye ve Avrupa karşılaştırmaları çerçevesinde felsefi düzeyde, eleştirinin geleneği ve düşünce geleneği arasındaki ilişkiler, eleştiri ve kimlik, eleştiri ve akıl gibi başlıklarda ele alınıyor ve ve sorgulanıyor. Konuşmacılar arasında Prof. Dr. Hüsamettin Arslan, Prof. Dr. Tahsin Görgün ve Prof. Dr. Nezih Erdoğan bulunuyor. Panelin moderatörü Doç. Dr. Rıdvan Şentürk (İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü).

"Sanat, Sinema ve Eleştiri" başlıklı panelde, sanatın Batı'da ve Türkiye'de, estetik kimlik ve kendi geleneği içindeki gelişim sürecinde, eleştirel estetik, aklın sanat teorileri, akımları ve kimlik oluşumları üzerinde oynadığı rol irdeleniyor. Konuşmacılar Yrd. Doç. Dr. Neşe Kaplan, Yusuf Kaplan ve Zait Atam. Moderatör Yrd. Doç. Dr. Ebru Karadoğan İsmayılov (İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü).

"Türk Sineması ve Eleştiri" başlıklı paneldeyse Türk Sinemasının estetik ve kültürel geleneği, kimliği, siyaset / ideoloji ve eleştiri diliyle ve toplumsal dönüşüm süreçleriyle ilişkisi ele alınıyor; isimler, dönemler ve iddialar tartışılıyor. Panelin konuşmacıları Prof. Dr. Peyami Çelikcan, Doç. Dr. Nigar Pösteki, Doç. Dr. Zeynep Çetin Erus ve Burçak Evren; moderatörü İhsan Kabil (Sinema Yazarı). 

Sempozyumda ayrıca "Yabancı Konuşmacı Yönetmen ve Film Gösterimi" başlığıyla düzenlenen etkinlik "Hollywood'da bir yönetmen: Mohyeddin I. Quandour" adını taşıyor. Etkinliğin moderatörü Akd. Uzm. Gözde Sunal (İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü).

"Usta Yönetmeni Anma ve Film Gösterimi: Lütfi Akad" başlıklı etkinliğin konuşmacıları arasında Serdar Pehlivanoğlu, Hülya Koçyiğit, Nebahat Çehre ve İzzet Günay yer alıyor. Moderatörü Doç. Dr. Ala Sivas (İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Bölümü). [KanalKultur]

1. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali Sempozyumu - "Sinema ve Eleştiri" / 18 - 22 kasım 2013, İstanbul