Bu Blogda Ara

28 Şubat 2014 Cuma

Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimleri: Birinci Dünya Savaşı'nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller

[KanalKultur] - Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları'nın "Birinci Dünya Savaşı" temalı 2014 bahar dönemi, 6 Mart'taki ikinci buluşmayla devam ediyor. Mehmet Beşikçi'nin seferberlik konusuna odaklanan ilk konuşmasının ardından, bu defa Zeynep Kutluata, kadınların Birinci Dünya Savaşı'nı nasıl deneyimlediklerine yoğunlaşıyor.

Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı Devleti ve vatandaşları arasındaki ilişki kırılgan / hassas bir hat üzerinde ilerlemişti. Bir taraftan savaş sonrasında nasıl bir devlet ve nüfus yapısının oluşacağı belirsizliğini koruyordu, diğer taraftan da yeni bir oluşumun sinyalleri hissediliyordu. Bu sinyaller özellikle vatandaşlık pratiklerinin toplumsal cinsiyet açısından şekillenmesinde görülmekteydi. Savaş döneminde devlet ve kadınlar arasındaki ilişki savaş sonrasında kurulacak yeni devlet yapısına, bu yapıdaki devlet vatandaş ilişkilerine ve vatandaşlığın nasıl cinsiyetlendirileceğine dair ipuçları sunmaktaydı.

Zeynep Kutluata, bu çarpıcı ama geniş araştırma konusuna özellikle kadınların savaş sırasında yazdıkları arzuhaller üzerinden yaklaşıyor:

Osmanlı kadınları hangi kadınlık kategorileri ve konularda şikayet ve taleplerini dile getirmişlerdi?

Devlet kurumlarının bu arzuhallere verdikleri yanıtlar, kadınların vatandaşlık deneyimlerini ne türden kadınlık durumları ve kimlikleri bağlamında açığa çıkarmaktaydı?

Kadınlar arasındaki etnik, sınıfsal ve dinsel farklılıklar ile annelik, zevcelik, dulluk, fahişelik gibi farklı kadınlık durumları vatandaşlık deneyimlerini nasıl etkiliyordu?

Zeynep Kutluata'nın konuşmasında bunlar gibi sorular üzerinden kadınların yazdığı arzuhalleri okuyarak savaş yıllarında hangi kadınların "makbul" vatandaş kabul edildiğinin ve savaş sonrasında da "makbul" sayılmaya devam edeceğinin izi sürülebiliyor...

Zeynep Kutluata

Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladıktan sonra, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde yüksek lisans yaptı. Daha sonra Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü'nden 2006 yılında yüksek lisans derecesini aldı. Aynı üniversitede "Birinci Dünya Savaşı ve Toplumsal Cinsiyet" başlıklı doktora çalışmasını bitirmek üzere... [KanalKultur]

Zeynep Kutluata - "Savaş Döneminde Kadınların Vatandaşlık Deneyimleri: Birinci Dünya Savaşı'nda Kadınların Yazdıkları Arzuhaller" [Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları] / 6 Mart 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul

Gültekin Serbest - vira viraaa...


[KanalKultur] - Gültekin Serbest, 4 - 25 mart 2014 tarihleri arasında "vira viraaa..." isimli sergisiyle Mustafa Ayaz Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Gültekin Serbest

1955 yılında, Kosova'nın Prizren kentinde doğdu. 1978 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre İtalya ve Yugoslavya'da galeri ve müzelerde araştırma - inceleme yaptı. Çalışmalarını bir dönem New York'ta sürdürdü. Yirmiiki kişisel sergi açtı ve çok sayıda karma sergiye katıldı. Özel ve resmi koleksiyonlar ile ABD'de eserleri bulunuyor. Çağdaş Sanatlar Vakfı kurucularından ve halen bu vakfın genel sekreterliğini yapıyor. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği'nin de üyesi. İki dönem bu derneğin başkanlığını yaptı.. 2007 ve 2008 yıllarında Prizren-Kosova'da düzenlenen uluslararası resim kolonisine de Türkiye'den davetli sanatçı olarak katıldı. Çalışmalarını Ankara'daki atölyesinde sürdürüyor.

* * *

He was born in Prizren,Kosova in 1955. He graduated from the painting department of Gazi Training Institution in 1978. Afterwards, he did some research works in various art galleries and museums in Italy and Yugoslavia. He continued his work in New York for sometime.The artist opened 22 solo exhibitions and participated into various group exhibitions. His works are found in USA and in private , official collections.The artist is a founder member of The Contemporary Arts Foundation. He is currently working as the general secretary of this foundation. The artist is a member of the United Painters & Sculptures Foundation. He also worked as the chairman of this foundation for two periods. In 2007 and in 2008, he participated to the international art colony in Prizren,Kosova.He is continuing his work in Ankara. [KanalKultur] 

Gültekin Serbest - "vira viraaa..." / 4 - 25 mart 2014; Mustafa Ayaz Sanat Galerisi, Mustafa Ayaz Müzesi ve Plastik Sanatlar Merkezi Vakfı, Ziyabey Cad. No:25 Balgat - Ankara; (0312) 285 89 98

Osmanlıda Göçebeler, Göçmenler ve Sığınmacılar

"Bir Konargöçer İmparatorluk", Osmanlı İmparatorluğu tarihine yeni bir mercekle bakıyor ve Osmanlı sınırları içinde yaşayan göçer gruplara ve onların merkezi devletle değişen ilişkilerine odaklanıyor.

Kitapta daha önceki çalışmalardan farklı olarak göçer grupların Osmanlı kurumlarını ve sonuçta modern Türkiye'nin cumhuriyetçi yapılarını biçimlendirmekte önemli bir rol oynadığı savunuluyor.

Uzun imparatorluk tarihinin büyük bölümü boyunca Osmanlı devlet yetkililerinin bölgedeki çeşitli göçer grupları saflarına katmaya ve memnun etmeye çalışmalarına bağlı olarak yerel çıkarlar Osmanlı devletinin gelişimini etkiledi.

İmparatorluğun erken döneminde, özellikle sınır bölgelerinde göçebelerin var olması devlet için önemli bir güç kaynağıydı.

İmparatorluğun merkezi ile aşiret reisleri arasındaki işbirliği, merkezi devlete imparatorluğun uzak kesimlerine etkili bir erişim biçimi sağlarken, aşiret reislerinin de kendi otoritelerini pekiştirmelerine ve aşiretlerin, ayrı kültür ve kimliklerin taşıyıcıları olarak varlıklarını sürdürmelerine olanak verdi.

18. ve 19. yüzyıllarda yerel toplulukların mahalli, bölgesel ve hatta küresel fırsatları değerlendirerek ekonomik ve siyasal güçlerini merkezi devletten bağımsız olarak genişletecek yeni olanakları keşfetmesiyle bu ilişki değişti. Osmanlı merkezi devleti ile göçebe topluluklar arasındaki esnek ilişki bu değişen koşularda bir zaafa dönüştü ve Osmanlı devleti aşiretleri yerleştirmeye ve göçü denetim altına almaya yönelik ilk adımlarını attı.

Sonunda, 20. yüzyıl başlarında hareketlilik tümüyle farklı bir biçime büründü ve etnik temelli milliyet anlayışları zorunlu göçlere yol açtı...

20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos

İstanbul'da yaşayan Rum cemaati 1964 yılına kadar Türk ve Yunan uyruklular olmak üzere iki kesimden oluşuyordu. Bu uyruğun onlar için bir önemi yokken, Kıbrıs meselesinde devlet tarafından siyasi bir koz olarak kullanıldılar. Yıllar içinde kendilerine İstanbul'da bir hayat kuran, mal mülk edinen yaklaşık 12 bin Rum, medyanın yoğun kara propagandası altında Kıbrıs sorunu bahane gösterilerek çok kısa bir süre içinde sınırdışı edildi, bankalardaki hesapları ve gayrimenkulleri bloke edildi, eğitim kurumları kapatıldı.

Büyük çoğunluğu Yunanistan'ı hayatlarında hiç görmemiş binlerce Rum ülkeden sürgün edilirken yanlarına sadece 20 kilo eşya ile 20 dolar para almalarına izin verildi. Sürgüne gönderilenlere eşleri, çocukları, ortakları, sevgilileri de katıldı. Türkiye'de Rum; Yunanistan'da ise Türk olmakla suçlanan 50 bine yakın kişi birkaç ay içinde bir daha geri dönmemek üzere şehirlerini terk etti.

20 Dolar 20 Kilo projesi kapsamında Atina, İmroz ve İstanbul'da zorunlu göç mağduru olmuş veya ailelerinde bu dramatik olayı yaşamış olan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapıldı.

Sözlü tarih çalışmasının yanı sıra döneme ait belge, arşiv taramaları ve çeşitli görsel ve yazılı malzemenin de yer alacağı sergi, terk etme, terk edilme, ortada kalma gibi temalar üzerinden geçmiş, şimdi ve gelecek arasında Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük sürgün hikâyelerinden birini konu ediniyor. Yakın tarihin bilinen ancak az konuşulan bu hadisesini 50. yılında yeniden tartışmaya açan projenin koordinatörlüğünü Salih Erturan, küratörlüğünü Hera Büyüktaşcıyan yapıyor.

* * *

The ethnic Greek community in Istanbul had largely consisted of Turkish and Greek citizens up until 1964. Although their citizenship hardly mattered for them, the Turkish state used it as political leverage during the Cyprus dispute. The twelve thousand or so Greeks who had built a life and acquired property in Istanbul were soon expelled from the country as a result of black propaganda campaigns launched by the media under the false pretense of the Cyprus dispute. Their bank accounts were frozen, properties seized, private schools closed...

While thousands of Istanbul Greeks—who, by and large, had never been to Greece in their entire lives—were being deported, they were only allowed to take 20 kilos of baggage and 20 dollars with them. The exiles were accompanied by their spouses, children, partners, and loved ones. Fifty thousand exiles, who were accused of being too Greek in Turkey and too Turkish in Greece, would soon abandon their home and citizenship, never to return.

The project 20 Dollars 20 Kilos coordinated by Salih Erturan and curated by Hera Büyüktaşcıyan, focuses on this forced deportation.

Extensive interviews with the victims and/or their family members were conducted in Athens, Imbros and Istanbul. In addition to the oral history activities, documents, archive scans and various printed and visual materials pertaining to the period will be exhibited to explore and to open up a debate on concepts such as separation, abandonment, defenselessness and stigmatization for the 50th anniversary of this incident.

20 Dolar 20 Kilo | 20 Dollars 20 Kilos / 5 – 30 mart 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56 

25 Şubat 2014 Salı

Koşulsuz Batılılaşma ya da Özgün Modernleşme: Avrupamerkezcilik Karşısında Kemalizm

Tarih Vakfı'nın Ankara Şubesi'nde, 28 şubat 2014 cuma günü 18 - 20 saatleri arasında Ömer Turan'ın (İstanbul Bilgi Üniversitesi) "Avrupamerkezcilik Karşısında Kemalizm: Celâl Nuri ve Şevket Süreyya'nın Modernite Tahayyülleri" başlıklı konuşmasıyla "Ankara Tartışmaları" devam ediyor.

Türkiye'de tek-parti döneminin düşünce tarihi, giderek daha fazla ilgi çeken bir alan haline geliyor.

Daha ziyade Kadro dergisi üzerinden yürütülen tartışmalar genellikle kalkınma modelleri ve iktisat politikalarına odaklı kaldı.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Turan, "Avrupamerkezcilik Karşısında Kemalizm: Celâl Nuri ve Şevket Süreyya'nın Modernite Tahayyülleri" başlıklı sunumunda bir kez daha o dönemde öne çıkan bir fikir ayrılığı üzerinden, 1920'ler ve 1930'lar boyunca Kemalist entelektüellerin karşı karşıya kaldıkları temel kuramsal sorunlara, tartışmalara dikkat çekiyor.

Bu sorunların başlıcası Batı-dışı bir toplumda modernleşmenin hangi temeller üzerine inşa edileceğiydi.

Turan, esasen Kemalizm-içi bir tartışma olarak yaşanan bu farklılaşmayı, Celâl Nuri'nin Türk İnkılâbı kitabı (1926) ile Şevket Süreyya'nın Kadro yazıları bağlamında belirginleşen iki farklı modernleşme tahayyülü ("koşulsuz batılılaşma" ve "özgün modernleşme") olarak okumayı deniyor ve tekrar tartışmaya açıyor.

Ömer Turan - Avrupamerkezcilik Karşısında Kemalizm: Celâl Nuri ve Şevket Süreyya'nın Modernite Tahayyülleri / 28 şubat 2014, 18 - 20; Tarih Vakfı Ankara Şubesi, Selanik Caddesi, 82/30, Tankut İş Merkezi 5. Kat, Kızılay - Ankara; Tel.: (0312) 424 0050

24 Şubat 2014 Pazartesi

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Diyarbakır'da Bugünkü Bir Kürt Köyü - Seren

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Diyarbakır'ın Hani ilçesine bağlı, dağlık bir alanda kurulmuş bir köy Seren [Koord: 40° 30' 28'' D, 38° 24' 14'' K]. Bugün Sünnî - Şâfiî Kürtlerle meskûn… Seren'de konuşulan anadil "Kürtçe", tâlî dil "Türkçe"... Tâlî dil, okulda ve askerlik döneminde öğreniliyor...

Köy, 1925 yılındaki Şeyh Said İsyanı'na etkin olarak katılımıyla dikkati çekmiş.

Eski adı "Serder"miş ["Serdê"]... 1964 yılına gelindiğinde ismi Hükümet tarafından değiştirilmiş, "Seren" olmuş.

Aslında bir Ermeni yerleşimi...

İlk yerleşimin ne zaman olduğu, nasıl olduğu ve yerleşim yerinin kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Bilinen şey; Ermenilerin köy halkını oluşturduğu; zamanla Sünnî - Şâfiî Kürtlerin de yerleşik nüfus arasına katıldığı.

Seren [Köyü] - Hani, Diyarbakır (1980)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

"Büyük Felaket" sonucunda Ermeni nüfus azalmış. 1921 yılına gelindiğinde Sünnî - Şâfiî Kürtlerle Ermeniler arasındaki "çatışmalar"ın ardından köyde Ermeni nüfustan sadece kimi "coğrafi" isimler dışında eser bile kalmamış... "Garo", "Sarkis", "Mahle" gibi Ermenice isimler, artık "yeni sahipleri"nce, "tarlaları"nın coğrafi  sınırlarını ve yerlerini belirtir olmuş.

1925 Şeyh Said İsyanı, köyde yeni bir göç dalgasını getirmiş. Şeyh Said'e aktif destek veren köy halkı, bu desteğinin bedelini de bir şekilde ödemiş. Köyün mâkûs tâlihi bu kez Hükümet güçlerinin müdahalesine maruz kalmış. Köy 3 kez ard arda yakılmış.

Hükümetin gazabına uğrayanlar, köy mezarlığında ebedî istirahatla cezalandırılmış. Kaçabilenler dağa sığınmış. İsyan yatıştıktan sonra, dağa sığınanların bir kısmı; köyüne geri dönmüş; yıkılan - yakılan konutlar yeniden yapılmış... Dağa sığınanlardan geriye dönmeyenleri de 1928'de Suriye'de ve Irak'ta soluğu almışlar. Günümüzde köyün Suriye ve Irak'taki birinci dereceden akrabaları da bu şekilde oluşmuş...

Klasik Müzik - Halit Turgay ve Meridyen Kuartet Konseri

[KanalKultur] - Halit Turgay ve Meridyen Kuartet, 25 şubat 2014 günü saat 19:30'da Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde klasik konser veriyor.

Mersin Üniversitesi Devlet Konservatuvarı öğretim elemanlarından oluşan Meridyen Quartet, Konservatuvar Müdürü Selahattin Yunkuş'un önerisiyle Mersin Üniversitesi Oda Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi çalışma grubu olarak kuruldu. Sanat yönetmenliğini Münif Akalın'ın yaptığı grup Zülfiya Göktaş, İsabelle Kollo, Barış Kerem Bahar, Ayşe Pelin Coşkun'dan oluşuyor.

Grup, nisan 2011'de Kültür Bakanlığı'nın desteğiyle Adıyaman Üniversitesi tarafından düzenlenen Türk Halk Müziği Ezgilerinin Çokseslendirilmesi konulu yarışmanın finale kalan eserlerini icra etti.

Nisan 2013'te Berlin Opera Orkestrası solo fagotçusu Selim Aykal'la Krommer, Devienne, Mozart, Jacob ve Weber'in eserlerinden oluşan bir program ve ardından ekim ayında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Flüt Sanat Dalı Öğretim Elemanı Halit Turgay'la Mozart'ın tüm flütlü kuartetlerini seslendirdi.

Meridyen Quartet kuruluşundan bu yana Mozart, Haydn, Beethoven, Schubert gibi yaylı çalgılar kuartet repertuvarına önemli eserler veren bestecilerin yapıtlarını müzikseverlerle buluşturuyor.

Konserde, Halit Turgay (Flüt), İsabelle Monique Kollo (Keman), Barış Kerem Bahar (Viola) ve Ayşe Pelin Coşkun (Çello) W. A. Mozart Flüt ve Yaylı Çalgılar Dörtlüsü olarak şu proglamla sanatseverlerin karşısına çıkıyır: W. A. Mozart - No. 3 do majör: Allegro, Andantino con variazione; W. A. Mozart - No. 2 sol majör: Andante, Tempo di Menuetto; W. A. Mozart - No. 4 la majör: Andante, Menuetto, Rondo; W. A. Mozart - No. 1 re majör: Allegro, Adagio, Rondo-Allegretto. [KanalKultur]

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Cumhuriyet cad no 127, Harbiye - İstanbul; Tel.: (0 212) 219 16 97 

23 Şubat 2014 Pazar

Dilek Işıksel - İstanbul'un Bütün Renkleri





[KanalKultur] - Dikel Işıksel, "İstanbul'un Bütün Renkleri" adlı kişisel sergisiyle 5 - 28 şubat 2014 tarihleri arasında Galeri Selvin'de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı resimleriyle ilgili şunları söylüyor:

"İstanbul şehri yüksek temposu ve enerjisi, kendini yenilerken yorgun düşmesi, çok katmanlı kültürü, farklı inançların kutsal mekanları ve melekli kubbeleri ile sanki dünyamızın merkezi.... Ben de kuleleri, mevsimleri, kuşları ve laleleri gibi onun bir parçasıyım. Kubbeden yola çıkarak geliştirdiğim zaman çarkı, çark- ı felek, İstanbul'un yüksek dinamiğini temsil eden bir simgedir. Resimlerdeki kemerler, laleler, kuşlar dişil; kuleler, balıklar eril enerjiyi temsil ediyor. Su - Haliç ve Boğaz – uyumu; çark-ı felek de dengeyi ve yükselişi içinde barındırır.

Genelde yağlıboya, kuru pastel ve çini mürekkebi ile çalışan Işıksel'in resimlerinin teması natürmortlar, Kalamış - Fenerbahçe peyzajları, deniz ve deniz dibi, balıklar, denizkızları iken sanat hayatının 30. yılında gerçekleştirdiği "Tarihi Yarımada" adlı sergisinden bu yana zengin kültürel geçmişiyle muhteşem İstanbul.

İstanbul'un 2000 yıllık kültür mozayiğini şekillendiren camiler, Ayasofya ve melekleri, atölyesinin de yer aldığı Galata Kulesi ile çevresi, iç mekanlar, zaman kavramı kompozisyonlarının özünü oluşturuyor. Ancak eski motifleri; laleler ve balıklar da İstanbul'u simgelediklerinden resimlerde varlıklarını sürdürüyor, böylelikle sanatçının tüm temaları toplu halde görülüyor...

Dilek Işıksel

Ankara'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'ni bitirdikten sonra, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Resim Bölümü Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi'nden 1972 yılında mezun oldu. 1996 yılına kadar Ankara ve İstanbul'un çeşitli eğitim kurumlarında resim ve sanat tarihi dersleri verdi. 1997 yılından beri İstanbul - Beyoğlu / Kuledibi'ndeki atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor. 30 kişisel sergi açtı; 75'den fazla karma sergiye eser verdi... [KanalKultur] 

Dilek Işıksel - İstanbul'un Bütün Renkleri / 5 - 28 şubat 2014; Galeri Selvin, Arnavutköy Dere Sok. No:3, Arnavutköy - Beşiktaş - İstanbul; Tel.: (0212) 263 74 81

Yakın Tarihten Notlar: Âşık Sümmani ve Âşıklık Geleneği

[KanalKultur] - "Narmanlı Âşık Sümmânî'nin Kitle İletişim Kültürüne Katkısı", "Gelenek' ve 'Bireysel Gelenek", "Çıldırlı Âşık Şenlik", "Stüdyodaki Anlatıcı: Teknolojik Kültür Ortamında Âşık ve Hikâye Anlatımı", "Rabiye İle Seyi", "Göçün 50. Yılında Hollanda'da Yaşayan Bir Kültür Aktarıcısı: Erzurumlu Ozan Çelebi", "Türkistan'da Halfelik Geleneği ve Halfe Acize", "Türk-İslam Kültüründe Ümmîlik ve Âşık Sümmânî", "Azerbaycan Âşık Destanları (Safeviler dönemi)", "Sümmânî ve Felsefe", "Sümmânî'de Tasavvuf", "Âşıklık Geleneğinin Bade Motifinde Şamani Kültür İzleri", "Söz, Buta, Saz Üçgen Sisteminin Ezoterik Anlamı", "İnovatif Turizm Ürünü; Âşıklık Geleneği ve Geleneğin Sürdürülebilirliği", "Şanlıurfa Kısas Beldesinde Âşıklık Geleneği", "Âşık Sümmânî İle Gülperi Hikâyesi", "Koroğli Şeirlerinde Türkmen Şeli Arkaizmler", "Kam, Şaman, Ozan, Bahşı ve Âşıklar: Türkmen Sözlü Folklorundaki Yeri ve Sorunları", "Âşık Sanatında Dini Çalarlar", "Aşıq Şeri Terzi", "Suriye Sarınar", "Aytıs Geleneği ve Jambıl Jabayev", "Âşık Sümmanî ve Perizat Hikâyesi", "Âşık Sümmânî'nin Nefis İle Ruh Destanı"...

Atatürk Üniversitesi Narman Meslek Yüksekokulu ve TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 31 mayıs - 2 haziran 2012 tarihleri arasında Erzurum'da "Uluslararası Âşık Sümmani ve Âşıklık Geleneği Sempozyumu"na düzenlendi.

Âşık Sümmani (1861 - 1915), sanat ve kültür alanlarında da çok sayıda araştırmanın konusu oldu. Sempozyumun amacı, Âşık Sümmani'yi bilimsel bir platforma taşımak ve Âşıklık geleneğininin Türk edebiyatındaki yerini ve sorunlarını tartışmak olarak belirlendi.

Sempozyumda "Sümmani'nin Hayatı ve Sanatı", "Sümmani ve Âşık Edebiyatı", "Sümmani'nin Türk Edebiyatındaki Yeri ve Önemi", "Sümmani ve Halk Hikayeciliği", "Sümmani ve Tasavvuf", "Sümmani Ağzı'nın Halk Müziğindeki Yeri", "Bütün Yönleriyle Geçmişten Günümüze Âşık Edebiyatı" ve "Âşık Edebiyatı'nın Günümüzdeki Konumu" ana başlıklarında toplam 68 bildiri tartışmaya açıldı:

Karantina İstemezük! - Karantina İsyanları, Ortadoğu'da Kurt ve Aslanın Dansı...

[KanalKultur] - Osmanlı coğrafyasını sarsan, karantina istasyonları ve hekimlere yapılan saldırılarla doruk noktasına varan "karantina isyanları", İstanbul Emniyet Müdürü Nihat Halûk Pepeyi'nin Almanya seyahatinin perde arkası, İran Şahı Rıza Pehlevi'nin 1934 yılındaki Türkiye ziyareti, 15 - 16 haziran 1970 olaylarının nedenleri ve sonuçları üzerine Ertuğrul Kürkçü ile yapılan söyleşi, 31 Mart İsyanı'nın öyküsü, Prof. Dr. Halil Berktay'ın Fransa'da meclise sunulan yasa tasarısı münasebetiyle "Ermeni Meselesi"ne ilişkin değerlendirmeleri Toplumsal Tarih'in 2006 yılında yayınlanan 150. sayısında...

Toplumsal Tarih'in 150. sayıdaki hediyesi ise Yavuz Selim Karakışla Arşivi'nden Tarihi Kartpostal Seti...

"Karantina İstemezük!" - Prof Dr. Nuran Yıldırım, Osmanlı döneminde karantina isyanlarını anlatıyor: "II. Mahmut, ölülerin dini vecibeler yerine getirilmeden gömülmeleri gibi şeriata aykırı görülen uygulamalar nedeniyle, karantina nizamının başladığını ilan edemiyordu. Babıâli'de toplanan ve devlet ricali ile ulemadan oluşan mecliste, karantinanın tıbbi ve coğrafi yönleri şeriat açısından ele alındı. Tartışmalar sonunda, karantinanın şeriata aykırı olmadığı kabul edilip ülke genelinde bir karantina teşkilatı kurulması kararlaştırılırken, bunun bazı hoşnutsuzluklara ve ticaret hayatında zorluklara neden olacağına da dikkat çekildi. Takvim-i Vekayi'de yayınlanan bir yazıyla karantinanın yararları ve şeriata uygun olduğu anlatılarak, karantina usulünün kurulduğu ilan edildi."

"Amasya Bayezit Camii'nde kılınan öğle namazından sonra hocalar cemaatin dağılmamasını isteyip, şeriatta yeri olmayan karantinanın ve karantina hekiminin def edilmesi için bir dilekçe hazırlanacağını söyleyerek Müslümanları camiye çağırtırlar. Harekete geçen ayak takımı karantinahaneye saldırır. Rum kilisesine sığınan Dr. Paldi, kapıyı kırıp içeri girenler tarafından öldürülür."

Rafet Arslan - Röntgenci | Peeping

Rafet Arslan - Röntgenci | Peeping [Rafet Arslan'ın
25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasındaki G-art / Galleryrooms
Kumbaracı Yokuşu'ndaki (Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A,
Beyoğlu - İstanbul; Tel.: 0212 243 66 22)
Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler
adlı kişisel sergisinden]

Rafet Arslan

İlk kitabı "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı 2010 yılında 6:45 yayınevinden çıkardı. İlk kişisel sergisi "Şuuraltı Operasyonları"nı 2012 yılında Sanatorium'da gerçekleştirdi. Kurucuları arasında yer aldığı Periferi Kolektif, Sürrealist Eylem Grubu ile birlikte Yıkım 2011, Ubik Project, Gerçeklik Terörü gibi bir çok sergi, performans ve kolektif etkinliğin içinde ve koordinasyonunda yer aldı. Siber Gnosis dergisinin editörlüğü yürütüyor.

22 Şubat 2014 Cumartesi

Görsel İmajın Kırılganlığı: Selin Kohen Levi'den Cinderella Collection – 2014



[KanalKultur] - Selin Kohen Levi, "Cinderella Collection 2014" adlı kişisel sergisi ile 1 – 29 mart 2014 tarihleri arasında Galeri Apel'de sanatseverlerle buluşuyor.

"Cinderella Collection - 2014" sergisi, günümüzün izlerini taşıyan camdan kıyafetler, ayakkabı ve çantalar ile kadınların güzellik algısında giyim kuşamın önemine ve hatta bu döngüde markaların oynadığı role göndermeler yaparak, öz benliğe değer katma arzusu ile yaratılan görsel imajın kırılganlığına dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Farklı teknikler ve malzeme kombinasyonları ile yaratılmış cam eserler, kadınların yıllar içerisinde ve hayatlarının belirli dönemlerinde; gençlik, evlilik, doğum vs. gibi olguların etkisiyle değişim gösteren ruh halleri ve öz benlik algılarının giyim kuşam yoluyla dışavurumunu görsel bir masal sunumuyla simgeliyor...

Selin Kohen Levi

1977'de İstanbul'da doğdu. 1999'da Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Satış Yönetimi'ni bitirdi. 2002 – 2005 yıları arasında füzyon, vitray, cam mozaik, kalıpla cam şekillendirme, farklı kalıp teknikleri, polisaj ve finisaj teknikleri, cam için seramik, cam üfleme, ısıyla şekillendirme konularında "Cam Sanatı" eğitimleri aldı.

Firuz Kutal çizdi: Witch Hunt | Cadı Avı

© Firuz Kutal çizdi: Witch Hunt | Cadı Avı

Halil Atılgan: Avşarlarda Halk Musikisi

Dr. Halil Atılgan
[© Halil Atılgan - KanalKultur] - Mitolojide Türklerin atası Oğuz Han'dır. Türk mitilojisine göre, Oğuz Han'ın: Gün Han, Ay Han, Yıldız Han, Gök Han, Dağ Han, Deniz Han adlarında 6 oğlu vardır. Her oğul Oğuz Han'a dört torun verir. Torunların toplam sayısı 24'tür. Bunların 12'si Bozok'lardır. Sembolü yaydır. Diğer 12'si de Üçoklar'dır. Sembolü oktur. Oğuz Han'ın altı oğlundan meydana gelen 24 torun, 24 Oğuz boyunun meydana gelmesini sağlar. Bugün ülkemizde yaşayan Türklerin 24 Oğuz boyundan birine mensup olduğu görülür. Anadolu'da birçok yerleşim birimi adını da 24 Oğuz boyundan almıştır. Yüreğir, Avşar, Karkın, Bayat, Eymir, Dodurga ve Kınıklar yerleştikleri yerlere adını veren 24 Oğuz boyundan sadece birkaçıdır.

"Avşar'a gelince; 16.yy'a ait Oğuz boylarının yer adları sırasında Kayı boyundan (94 yer adı) sonra ikinci sırada gelen (86 yer adı) ve Anadolu'nun Türkleşmesinde birinci derecede rol oynayan büyük bir boydur. Türkiye ve İran'da kalabalık oymakları bulunan Avşarlar, hükümdar çıkarmış 5 boydan birisidir[1]."

Avşarlar: 11. yy.dan bugüne kadar adını duyurmayı başarmıştır. Bu boy: Oğuzların Bozok kolundan Yıldız Han'ın dört oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundandır. Dede Korkud Destanı'nda Oğuzeli diye geçen Sir-Derya bölgesinde yaşamışlar. Büyük göçle Huzistan ve Horasan yoluyla Irak'a, Suriye yoluyla da Anadolu'ya gelmişler. Anadolu'nun dışında; İran, Azerbaycan, Irak, Türkmenistan, Afganistan ve Suriye'ye kadar yayılmışlar. Avşarlar, Oğuz'un öteki torunları Kınık ve Kayılar gibi devlet kurmuş, ünlü hükümdarlar, devlet adamları yetiştiren bir boy olarak tarihe geçmiştir.

"İslamiyet'in kabulü ile birlikte özellikle Gazneli Mahmud zamanında Oğuzlar'a Türkmen denmeye başlanmış. Türkmen, Müslüman olan göçebe Oğuzlar'ın ikinci adıdır. Malazgirt Savaşı'ndan sonra, Anadolu'ya diğer Türkmen boylarıyla beraber göç eden Avşar Türkmenleri, Anadolu Selçuklu Devletinin uç bölgelerine yerleştirilmişlerdi.

Anadolu Avşarlarını iki gruba ayırmak mümkündür. Birinci grup, Selçuklular zamanından itibaren Anadolu'nun çeşitli illerine dağılmış, çok eskiden yerleşik hayata geçmiş olan gruptur. Karamanoğulları gibi. İkinci grup ise, 1865 yılına kadar, Güney Anadolu'da göçebe hayat sürmekte iken, bu tarihten sonra yerleşik hayata geçen Avşarlardır.

Avşar: Türklerin tarihi coğrafyası içinde pek çok yer bu ismi taşımaktadır. Ayrıca yaygın bir soyadı olarak günümüze kadar gelmiştir. Balkanlar'da da Avşar boyuna mensup insanlar vardır. Bu aileler Karamanoğulları Beyliğinin Osmanlı tarafından ortadan zorla kaldırılmasıyla birlikte 15. 16. 17. ve 18. yüzyılda sürgün yoluyla Konya, Karaman, Adana, Mersin, Yozgat, Kırşehir ve Sivas civarından gönderilip toplu şekilde yerleşmişlerdir. Bulgaristan'da Kırcaali, Hasköy, Razgrad, Yunanistan'ın Gümülcine, Selanik, İskeçe bölgelerinde toplu, Makedonya, Kosova yine Bulgaristan'da Deliorman ve Yunanistan'da Dimetoka civarında dağınık şekilde yaşarlar. Buralarda yaşayanlar arasında Alevi-Bektaşi inancını sürdürenlerde vardır. Anadolu'daki en güçlü Türkmen aşireti olduğu ve devlet yönetmiş sayılı aşiretlerden olduğu kayıtlarda yer alan Avşarlar İran Devletinin başına Safevilerden sonra geçen ikinci Anadolu kökenli Türk-Alevi-İslam Aşiretidir. Sonuçta Oğuz boylarından biri olan ve Anadolu'nun Türk-İslamlaştırılmasında büyük rol oynayan ancak İslam'ı hiç bir zaman Arap Emevileri gibi algılamamış tarih boyunca buna karşı durmuşlardır. Bu aşiret geniş bir bölgenin tarihinde belirleyici unsur olmuştur.[2]"

Mehmet Yardımcı: Bütün Yönleriyle Âşık Veysel

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
[© Mehmet Yardımcı - KanalKultur] - Âşık Veysel'in Yaşamı ve Sanatı

Âşık Veysel'in dedesi Şatıroğullarından Ali Ağa, Kars'tan göçerek önce Sivas'ın Divriği ilçesine bağlı Kaledibi köyüne, oradan da Şarkışla ilçesine bağlı Söbealan şimdiki adıyla Sivrialan köyüne yerleşmiş ve burayı kendine yurt edinmiştir.

Çiftçilikle geçinen Ali Ağa'nın oğlu Karaca Ahmet Âşık Veysel'in babasıdır. Ali Ağa, Soyadı kanunda Ulu soyadını almıştır. Veysel'in aile soyadı Ulu'dur. Sivas âşıklar bayramına da Veysel Ulu adı ile katılmıştır. Aşık Veysel daha sonraki yıllarda soyadını aile lakabı olan Şatıroğlu'na çevirttirmiştir. (Cahit Külebi'nin de Erencan olan soyadını aile lakabı olan Gullebi'yi Külebi biçiminde soyadı olarak aldığı bilinmektedir.)

Veysel'in anlattığına göre anası Gülizar Hatun Veysel'i 1310 (Miladi 1895)'da koyun sağmadan dönerken tarla kenarında doğurmuştur. Doğum tarihi şiirlerinde:

Üç yüz onda gelmiş idim cihana
Dünyaya bakmadım ben kana kana
Kader böyle imiş çiçek bahana
Levh-i kalem kara yazmış yazımı

biçiminde yer almaktadır.

Veysel Karanî'nin Yemen çöllerinde kaybettiği devesini Sivas Emlek yöresindeki Beserek Dağı'nda bulduğuna inanılarak kutsal sayılan bu tepeyi yöre halkı ziyaret edip, dilek dileyip kurban keser. Veysel'in babası da bu tepede dilek dileyerek "Oğlum olursa adını Veysel koyacağım." der. Oğlu olunca da dileğini yerine getirerek adını Veysel koyar.

Âşık Veysel'in gözünü kaybetmesi ile ilgili anlatılar bir birine benzese de Veysel'in babasını suçlamamak ve vicdanen rahat olmak için ilk anlattığından vaz geçip farklı bir nedene bağladığı görülmekte ve kimi kitaplarda bu anlatım yer almaktadır.

21 Şubat 2014 Cuma

Ferzan (Genç) Çuhadaroğlu Resim Sergisi


[KanalKultur] - Ferzan (Genç) Çuhadaroğlu, 22 şubat – 14 mart 2014 tarihleri arasında Galeri İdil'de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı resimlerinde soyut çalışmalarının yanında kadın müzisyenlere, kalabalık sokakları, İstanbul ve nü çalışmalarına daha çok yer veriyor.

Ferzan (Genç) Çuhadaroğlu

1970'de Rize-Pazar'da doğdu. 1993 yılında İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nden mezun oldu. 1999-2001 İstasyon Sanat Merkezi'nde desen ve yağlı boya dersleri aldı. Hülya Düzenli ile çalıştı. 2001 - 2006 yılları arasında Gülten Tokgöz, İlhan Sivri, İrfan Önürmen ve Temur Köran atölyelerinde; 2003 - 2004 yılları arasında da Holiday Inn İstanbul City atölyesinde çalıştı. Karma sergilere katıldı. 2006 yılından bu yana Martan Sanat Atölyesi'nde Sait Günel'le yağlı boya ve suluboya çalışmalarına devam ediyor.

Kişisel Sergileri

2006 Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Çanakkale
2008 Tolga Eti Sanat Evi, İstanbul
2008 Atlantis Otel Sergi ve Kongre Merkezi, Antalya
2008 Nuru Ziya Sergi Salonu, İstanbul
2009 Anka Art Galeri, İstanbul
2010 Büyük Kulüb Sergi Salonu, İstanbul
2012 Büyük Kulüp Sergi Salonu, İstanbul
2013 Tolga Eti Sanat Evi, İstanbul [KanalKultur]

Ferzan (Genç) Çuhadaroğlu Resim Sergisi / 22 şubat – 14 mart 2014; Galeri İdil, Ebulula Mardin Cad.4.Gazeteciler Sitesi, Ülgen Sokak No:132, Levent - İstanbul; Tel.:0212 283 23 83

Serkan Bayer - Üstad'ın Ruhu | Master's Spirit

Serkan Bayer - Üstad'ın Ruhu | Master's Spirit,
Özel Karışım ve Tuval Üzerine Akrilik
/ Special Blend and Acrylic on Canvas,
120x130 cm., 2013 [Serkan Bayer'in
22 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri arasında;
Mine Sanat Galerisi'ndeki (Teşvikiye Mah.
Prof. Dr. Müfide Küley Sok. No:1/1
Yasemin Apt. D:5 Nişantaşı - Şişli - İstanbul;
Tel.: 0212 232 38 13)
"Rasdelka" adlı kişisel sergisinden]

Serkan Bayer

1975'te Elazığ'da doğdu. Cemal Arslan ile 4 yıl süren desen eğitimine başladı. Devamında akademik eğitimini ve master eğitimini tamamladı. 2004 Ankara, 2007 İzmir 2010 Berlin ve 2011 - 2012 yıllarında İstanbul sergileriyle sanat kariyerine devam etti. 2011 yılında TAÇED vakfı tarafından altın yüz ödüllerine layık görüldü. Halen sanat hayatına İstanbul Ortaköy'deki atölyesinde devam ediyor. [KanalKultur]

Ekrem Kahraman - Açık Adres | Open Full

Ekrem Kahraman - Yeni yasa tekifi,
tuval üzerine yağlıboya, 205 x 205 cm., 2012
[KanalKultur] - Ekrem Kahraman, "Açık Adres" başlıklı sergisi ile 14 şubat - 5 mart 2014 tarihleri arasında Ankara Galeri Soyut'ta sanatseverlerle buluşuyor.

Kahraman, her zaman geçmişi ile hesaplaşmaktan, geçmişin geleneksel, modern ve çağdaş sanatın, kültürün özlerini tartışmaktan kaçınmayan ve bunların özlerinden benimsediği sonuçlarını da kendi en son yeni bütünü ile sentezlemeyi başarabilen ender sanatçılardan biri.. "Açık Adres" kavramı da her anlamda bu durumu ima ediyor...

Sanat çevreleri Ekrem Kahraman'ı dünyayı, düşünceyi, nesneleri olduğu gibi alıp kullanmak yerine kendine ait bir yol ile zaman zaman çok boyutlu, zaman zaman da birbirine alabildiğine zıt görünen diller ile ifade etmekten kaçınmayan bir sanatçı olarak değerlendiriyor...

Sanatçıya göre "Artık masumiyet çağı kimliklerimizi, adreslerimizi ve ütopyalarımızı kaybettik. Oysa tanıklarımız var, daha dün oradaydık. Fakat şu an neredeyiz, kimlerleyiz, neyiz bilenlerimiz pek az! Aramızda kaybettiklerini 'artık hükümsüzdür!' diye ret ilanları verenlerimiz bile var.

Hayatın sokaklarında sahte yüzlerimiz, kimliklerimiz ve adreslerimizle dolaşmaktayız...
Oysa elimizde açık adres var ve kaybettiğimiz ne varsa o adreste..."

Ekrem Kahraman - Ortak paradoks,
tuval üzerine karışık teknik, 205 x 235 cm., 2012
Sanatçı "Açık Adres" sergisiyle ilgili bir de manifesto yayımladı:

"1985 yılında Avrupa'da çağdaş sanatın en önemli dört ismi olarak kabul edilen Alman sanatçılar Joseph Beuys, Anselm Kiefer, İtalyan sanatçı Enzo Cucchi ve Yunanlı sanatçı Jannis Kounellis ile sanat tarihçi Jean-Christophe Ammann İsviçre Basel'de bir araya geldiler.

Avrupa'da çağdaş modern sanatın artık çökmeye yüz tutmuş ideolojik alt yapısını, kültürel kaygılarını, temel ölçütlerini, estetik, ahlaki çıkmazlarını ve diğer yaratıcılık sorunlarını saatlerce tartıştılar, kendilerince bir çözüm aradılar.

Birlikte üretebildikleri tek çözüm ise eskisinin yerine yeni 'Bir Katedral İnşa Etmek' ve bu gerçekleşene kadar da sanat yapmayı bir süre ertelemekti.

Türkiye'de günümüzde 'çağdaş sanat'lıktan güncel çağdaş sanatlığa dönüştürülen yeni sanatın söylemleri, koordinatları da benzer bir çıkmazda.

Artık 1990'lı yıllardan itibaren altı çizilerek ısrarla öne sürülen post-modern ideolojik iddia da tıkanmış görünüyor. Bütün iddialarına karşı artık bütün dünyada çağdaş sanat bir kez daha büyük bir ideolojik, ahlaki kriz ve tarihsel bir çöküşle karşı karşıya...

Çünkü küreselleşmeyle birlikte tüm insanlık ve çağdaş uygarlık değerleri de ahlaki, sanatsal ve kültürel olarak önemli ölçüde derin bir krize girmiş durumda...

Ne yazık ki artık masumiyet çağı adreslerimizi, kimliklerimizi ve ütopyalarımızı kaybettik. Hala tanıklarımız, tanıklıklarımız, belgelerimiz var ama bir türlü bulamıyoruz!

Daha dün orada ve onlarlaydık oysa...

Fakat şu an neredeyiz, neyiz, nereye doğru yürüyoruz bilenlerimiz pek az! Aramızda kaybettiklerini 'artık hükümsüzdür!' diye ret ilanları verenlerimiz bile var.

Hayatın artık alabildiğine kirlenmiş sokaklarında sahteleşmiş yüzlerimiz, kimliklerimiz ve adreslerimizle melül melül dolaşmaktayız...

Oysa ellerimizde açık adreslerimiz var ve kaybettiğimiz ne varsa o adreslerde...

Atilla Galip Pınar - Yüzleşme | Face off

Atilla Galip Pınar - Yüzleşme  | Face off,
tuval üzeri akrilik | acrylic on canvas,
60 x 144 cm., 2013 [Atilla Galip Pınar'ın
24 ocak – 23 şubat 2014 tarihleri arasında
Galeri İlayda'daki (Hüsrev Gerede Cad.
No:37, Teşvikiye - İstanbul; Tel.: 0212 227 92 92)
"Farkında | Aware" adlı kişisel sergisinden]

Gülçin Aksoy - Duble Hikâye | Double Story

Depo, 90'lar kuşağından bir kadın sanatçının, Gülçin Aksoy'un, geniş kapsamlı kişisel sergisini sunuyor.

Gülçin Aksoy, hem farklı mecra ve teknikteki bireysel üretiminde ve yer aldığı ya da işbirliği yaptığı kolektif oluşumlarda, hem de akademide sürdürdüğü eğitimciliğinde, gündelik ve kurumsal hayata sinmiş her tür iktidar mekanizmasını ve sıradanlaşmış ideolojik kurguyu görünür kılmayı amaçlayan bir dil bulmaya çalışıyor.

Depo'nun iki ayrı katına yayılan "Duble Hikâye"nin merkezinde, 1980 darbesinin sanatçının ailesinde yarattığı ağır sarsıntı ve doğup büyüdüğü Samsun'da darbe dönemi ve sonrasında yaşanan dönüşümler yer alıyor. Serginin bu merkezden büyüyen çerçevesi, 80 sonrasında yükselerek devam eden kentleşme ve kentsel dönüşüm meselelerini, kişisel ve toplumsal boyutta hakikatle yüzleşememe sorununu içermeye başlıyor. Aksoy, süregelen üretiminden bu sergi için seçtiği video, fotoğraf, halı, resim ve yerleştirmelerinde darbe rejimini, ulus devlet sembollerini ve kurumsal hiyerarşileri, hayatının farklı dönemlerinde bütün bunlarla kurduğu ilişkiler ve deneyimleri üzerinden sorguluyor.

Sanatçının tasarladığı ve elle ürettiği "Duble Hikâye" kitabı, Birtakımşeyler Stüdyosu'nda ipek baskı (serigrafi) yöntemiyle 100 adet çoğaltıldı.

Depo'daki sergiye söyleşi ve yazıların yer aldığı bir yayın eşlik ediyor. Yayında, Ahu Antmen'in ve BEKS'ten (Bellek ve Kültür Sosyolojisi Çalışmaları Derneği) Derya Fırat ve Öndercan Muti'nin yazıları, Serra Özhan-Yüksel'in Gülçin Aksoy'la “Duble Hikâye”nin hikâyesi üzerine yaptığı söyleşi ve Aksoy'un Samsun 78'liler Vakfı üyelerinden Suat Baysal'la söyleşisi bulunuyor.

7 Mart Cuma günü saat 19:00'da sanatçı Gökçe Erhan ve Gülçin Aksoy'un hazırladığı, kanuni Utku Yiğit ve erkekler korosunun eşlik ettiği sergi içeriğiyle bağlantılı "Beraber ve Solo Şarkılar" performansı da izlenebilir.

Gülçin Aksoy - Duble Hikâye | Double Story / 27 şubat - 13 nisan 2014; Tütün Deposu, Lüleci Hendek Cad. No:12, Tophane - 34425 İstanbul; Tel.: (0212) 292 39 56

Ön-Asya Etnografyası - Köylerimiz: Dobruca'dan Ankara'ya, Eski Bir Tatar Köyü - Ballıkpınar

Ballıkpınar [Köyü] - Gölbaşı, Ankara (1968)
/ Havva & İsmail Engin koleksiyonu

[© KanalKultur] - Kökenleri Kırım'a uzanan; Romanya'nın Dobruca [(Rumence: Dobrogea; Bulgarca: Dobrudja, Добруджа] yöresinden sökün edip Türkiye'ye İç Anadolu'ya, Ankara yöresine ulaşan Müslüman Tatarların oluşturduğu bir yerleşim birimi Ballıkpınar.

Kuzey Dobruca, 93 Harbi'nin akabinde; 1878'de imzalanan Berlin antlaşmasından sonra oluşan Romanya idaresine bağlandı. Burada azınlıkta kalan ve Türk unsurları olarak görülen / nitelenen Müslüman Tatarlar siyasi haklarından yoksun kaldı; Rumenceyi öğrenmede büyük sıkıntılar yaşadı.

Kuzey Dobruca'daki Müslüman Tatarların bir kısmı, gemilerle Köstence [Rumence: Constanța], Varna [Bulgarca: Варна], Balçık [Bulgarca: Балчик] ve Kavarna'ya [Bulgarca:  Каварна]; bir kısmı İstanbul, Sinop, Sansun, Zonguldak iskelelerine ulaştı.... Zaten sürekli göçler, Dobruca'nın yazgısı.

Ruslarla Osmanlılar arasındaki savaşlarda Dobruca'nın çoklukla el değiştirmesi; 15. yüzyıldan beri ahalisinin büyük çoğunluğunu oluşturan Müslüman Tatarların yağma, kundaklama ve baskınlar neticesinde sık sık Osmanlı ordusuyla birlikte güneye çekilmelerine yol açmış. Onların bir kısmı barış dönemlerinde tekrar Dobruca'nın kuzeyine dönmüş; dönmeyenler ise Rumeli'de ve orada kalmayanlar Anadolu içlerinde yerleşmiş. Tabii ki bunlar; tifo, tifüs, dizenteri ve uyuz gibi hastalıklardan da sağ kalanlarmış...

Dobruca'da henüz yok olmamış harabeler veya daha kırıl(a)mamış mezar taşları, tarihin ve göçlerin; ora(lar)da kimlerin yaşadıklarının ve göçlerin yol güzargahlarının tanıkları; savaşlardan, mübadelelerden, yangınlardan, yıkımlardan nasibini almış "göçmenlerin" abideleri olarak duruyor...

Yakın Tarihten Notlar: Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları

[KanalKultur] - Atatürk Araştırmaları Merkezi ile Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü ortaklaşa olarak 27 ekim 2010 günü Ankara Üniversitesi Rektörlüğü Yüzüncü Yıl Salonu'nda "Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları" adlı bir sempozyum düzenledi.

Sempozyum açılış konuşmalarını Prof. Dr. Temuçin Faik Ertan (Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Müdürü), Prof. Dr. Cezmi Eraslan (Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı), Prof. Dr. Cemal Taluğ (Ankara Üniversitesi Rektörü) ve Prof. Dr. Mehmet Aydın (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bakanı) yaptı.

"Türkiye'de Cumhuriyet Politikaları" Sempozyumu'nda "İç Politika", "Dış Politika", "Eğitim ve Kültür" ile "Ekonomi" başlıklı 4 oturumda "1940'lı Yıllarda Türkiye'nin Kültürel Görünümü", "Cumhuriyetin Kuruluşundan 1950'lere Kadar Uygulanan Genel Seçimler", "Cumhuriyetin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine Yönelik İç Siyaseti", "Türk Dış Politikasında Çok Yönlülük Eğilimleri", "Türk Dış Politikasında Filistin Meselesi", "Cumhuriyetin İnsan Anlayışı" vb. konularda şu 12 bildiri tartışmaya açıldı:

20 Şubat 2014 Perşembe

Roz Kohen: Fotoğrafın göçü - 116 yaşındaki bir fotoğrafın St. Louis'e varışının öyküsü... - Balat'lı Baruh Romano

© Roz Kohen - Balat'lı Baruh Romano,
Abdullah Biraderler Fotoğraf Stüdyosu,  ~ 1897

Roz Kohen "Yahudi İstanbul'unu / İstanbul Yahudileri'ni" anlatıyor: İstanbul'da Yahudiler ve Yahudi Yaşamı

[KanalKultur] - Rahmetli ablamın fotoğraf koleksiyonunda bizler doğmadan vefat etmiş olan büyük babamız Baruh Romano'nun daha önce görmediğim bir fotoğrafını buldum.

Fotoğrafta Baruh yirmi yaşlarında görünüyor. 1877 doğumlu olduğuna göre fotoğrafın 19. yüzyılın sonlarında, 1897 civarında çekildiğini tahmin ediyorum.

Fotoğrafın eski ve yıpranmış görünüşü, Osmanlıca ve Fransızca arka kapağı, bu belgeyi diğer aile fotoğraflarından ayrı ve özel kılıyor.

Baruh'un elimizde olan en eski fotoğrafı ve diğer gördüğüm fotoğraflarından çok farklı: Gözleri ışıldıyor, ümitli, kıyafeti özenli. Fotoğrafın ön yüzündeki "Abdullah Frères" (Abdullah Biraderler) adı özenle konmuş ve dikkati çekiyor.

Araştırdığımda umduğumdan çok daha fazlasını buluyorum:

Alptekin Yüksel - Düş Kırığı

Alptekin Yüksel - Düş Kırığı, tuval üzeri akrilik,
100 x 100 cm. [Alptekin Yüksel'in 19 şubat - 4 mart 2014
tarihleri arasında Galeri Eksen'deki (Maçka Caddesi
No:29, Nişantaşı - İstanbul; Tel.: 0212 2190850)
"Aynadan Düştüm" adlı kişisel sergisinden]

Alptekin Yüksel

1967'de İstanbul'da doğdu. U.Ü.E.F. Resim ana sanat dalından mezun oldu. Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Grafik Sanatlar Dalı'nda yüksek lisansını tamamladı. Reklamcılık ve dekorasyon sektöründe profesyonelleşti. Kişisel ve karma birçok sergiye katıldı. Çalışmalarını İstanbul'daki atölyesinde sürdürüyor.

Bektaşi Mücahit Alayı ve Balabanlılar - 2. Meşrutiyet Zamanı

[KanalKultur] - Toplumsal Tarih, temmuz 2006 tarihli 151. sayısında 2. Meşrutiyet'i ele alıyor. 2. Meşrutiyet'in ilanıyla birlikte Osmanlı toplumunda ve uzunca bir süre Türkiye Cumhuriyeti'nde de kutlanan 10-23 Temmuz Hürriyet Bayramları'nın anısına yayımlanan "Osmanlı başkentinde Hürriyet Bayramı Kutlamaları", "Cumhuriyet döneminde Hürriyet Bayramı Kutlamaları" yazıları, 2. Meşrutiyet'in ilan edildiği gün dağıtılan bir beyanname ve bazı gazetelerin yayımladığı ilaveler, "Toplumsal Tarih"in Temmuz sayısında tarih meraklılarını bekliyor.

Derginin Toplumsal 151. sayısının hediyesi, II. Meşrutiyet'in ilanı vesilesiyle bastırılan afiş.

"Osmanlı'da İlk Anayasayı Hazırlayan Aydın ve Eylem Adamı: Velestinli Rigas" - Herkül Milas'ın kaleminden ilk Osmanlı Anayasasını kaleme alan Velestinli Rigas'ın öyküsü... Ekim 1797'de Rigas, bir ayaklanmayı ve Fransa'daki rejime benzer bir gelişmeyi hedefler; 'İnsan Hakları Bildirgesi'ni ve 'Anayasa İlkeleri'ni hazırlar ve bastırır. Rigas'ın Anayasası'nda politik değişikliği kimin için istediğini okuyoruz: "Hellenlerin evlatları olan halk, ki Rumeli'de, Küçük Asya'da, Akdeniz'in adalarında, Eflâk-Boğdan'da yaşamaktadır ve iğrenç Osmanlı despotluğu altında inlemekte olan bütün herkese (...) ayrıntısız herkes diyorum, Hıristiyanlar ve Türkler, hiçbir din farkı gözetmeden, çünkü herkes Tanrı yaratığı ve evladıdır."

Osmanlı Modernleşmesinde Kızılay'ın Rolü: Hilal-i Ahmer Cemiyeti - Ernest Tucker, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin, nam-ı diğer Kızılay'ın Osmanlı modernleşmesindeki rolünü anlatıyor: "Hilal-i Ahmer Cemiyeti hem Kızılhaç ilkelerine hem de Osmanlı'nın siyasal, dinsel ve toplumsal yapısına uygun bir şekilde idare edilmeye çalışılıyordu. Cemiyet, çağdaş tıp ve halk sağlığı ilkelerini benimsiyordu. Çağdaş tıbbı kabul etmek, dünyaya bakış açısında büyük değişiklikler gerektiriyordu. 19. yüzyılın ortalarında, aydınlanma ile birlikte çağdaş tıp da Avrupa'nın temel bir parçası olmuştu. Bu süreç, Osmanlılarda geleneksel değerlerin değişimini kapsamıyordu çünkü bilim anlayışında değişiklik yapmak ve bu bilimden nasıl istifade edilmesi gerektiği esasına dayanmaktaydı."

19 Şubat 2014 Çarşamba

Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması

Rafet Arslan - Bilinçaltı Mekanizması
[Rafet Arslan'ın 25 ocak – 22 şubat 2014 tarihleri
arasındaki G-art / Galleryrooms Kumbaracı Yokuşu'ndaki
(Tomtom Mah. Kumbaracı Yokuşu No: 37/A - 38/A,
Beyoğlu - İstanbul; Tel.: 0212 243 66 22) 

Babil Kitaplığı 2: Ardışık Totemler ve Diğer Hikâyeler
adlı kişisel sergisinden]

Rıfat Arsen: Rafet Arslan Hakkında 

Rafet Arslan; ilk kitabı "Çağdaş Sanat Manifestoları"nı 2010 yılında 6:45 yayın evinden çıkarmış, ilk kişisel sergisi "Şuuraltı Operasyonları"nı ise 2012 yılında Sanatorium'da gerçekleştirmişti. Arslan kurucuları arasında yer aldığı Periferi Kolektif, Sürrealist Eylem Grubu ile birlikte Yıkım 2011, Ubik Project, Gerçeklik Terörü gibi bir çok sergi, performans ve kolektif etkinliğin içinde ve koordinasyonunda yer almıştır. Ayrıca Siber Gnosis dergisinin editörlüğü yürütmektedir.

Arslan'a göre 21. yüzyılın "yeni" sanatçısı sürekli denemek, yeni ifade yolları bulmak, çağın akışkan ruhu ile uyum içinde olmalıdır. Bunun Arslan için neticesi; 21. yüzyıl sanatçısı "mutant" bir sınır ihlalcisi olmalı, hiç bir disipline bağlı kalmadan ruhsal ilişki kurduğu alanlarda üretmekten çekinmemelidir. Farkındalığın ve empatinin arttığı bir çağda sanatçı kendini gerçekleştirme düşü yanında, sanatın herkesçe yapılabileceği bir dünyanın da düşünü içinde büyütebilmelidir.

Bilge Olgaç: Açlık, İpekçe ve Kaşık Düşmanı - 12. Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Ölümünün 20. Yılında Bilge Olgaç'ı Anıyor

"Sinema aşk gibi. Ben sinemacı olmasaydım ölmüştüm diyorum. O benim hayat kıvılcımım oldu. Ben başladığımda tek başıma idim, kadın asistanımız bile yoktu. Biraz zorlandım ama bu bende kaldı. Erkek arkadaşlarıma bunu yansıtmadım. Fakat burada bir hata yaptım. Yıllar sonra diğer kadın arkadaşlar bizim kervanımıza katılınca anladım. Ben onlara, erkeklere benzemeye çalıştım, aksamayayım aralarında diye. Oysa kadın kalıp bunu kabul ettirmek belki daha doğruydu. Ama o şartlarda bana o daha uygun geldi." [Bilge Olgaç]
15 - 23 mart 2014 tarihlerinde İstanbul'da, 5 - 6 nisan 2014 tarihlerinde Mersin'de, 12 - 13 nisan 2014 tarihlerinde Adana'da, 19 - 20 nisan 2014 tarihlerinde Muğla-Bodrum'da düzenlenen 12. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye sinemasının en çok film yönetmiş kadın yönetmeni Bilge Olgaç'ı, ölümünün 20. yılında özel bir bölümle selamlıyor.

Cahide Sonku, Nuran Şener ve Feyturiye Esen'den sonra, Türkiye sinemasının dördüncü kadın yönetmeni olan Bilge Olgaç festivalde "Açlık", "İpekçe" ve "Kaşık Düşmanı" filmleri ve bir panelle anılıyor. Perihan Savaş ve Füsun Demirel'in konuşmacı olduğu panel 20 mart 2014 perşembe günü saat 19.30'da İstanbul Modern'de.

Bilge Olgaç

1940 yılında Kırklareli Vize'de doğDU. 1962 yılında senaryosunu yazdığı "Kısmetin En Güzeli" filminde Memduh Ün'ün asistanlığını yaparak sinemaya başladı. 1965'te, ilk filmi "Üçünüzü de Mıhlarım" dahil, dört film yaptı. 1980 öncesi, ona Adana Film Festivali'nde en iyi yönetmen ödülü de getiren Linç filmi ile yönetmen olarak adını duyurdu. Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı 1975 tarihli "Bir Gün Mutlaka" en tartışmalı filmi oldu. Sansürden, bazı sahnelerin kesilmesi koşuluyla ve Danıştay kararıyla kurtuldu. Avantür filmlerle başladığı sinema yolculuğunu toplumsal sorunlara, sınıfsal ve ekonomik koşullarla ilişkili gördüğü kadın sorunlarına eğildiği filmlerle sürdürdü. "Siyasal sinema" örneği olarak da gösterilen filmler ürettiği yıllarda sinemaya dokuz yıl ara vermek durumunda kaldı. Sinema sektörünün krizde olduğu 1975 - 1984 yılları arasında sektör erotik filmlerle ayakta kalmaya çalışırken, o erotik film çekmeyi reddederek bu yıllarda televizyona reklam filmleri çekerek geçindi. Çoğunun senaryosunu da yazdığı 37 filmi olan yönetmen, 1994 yılında kedisiyle yaşadığı evde çıkan yangında hayatını kaybetti.

Toplu Gösterim: Bilge Olgaç – Filmler 

Açlık - Senaryo: Bilge Olgaç Görüntü Yönetmeni: Ali Uğur Müzik: Yalçın Tura Yapım: Funda Film Oyuncular: Türkan Şoray, Mehmet Keskinoğlu, Mümtaz Ener, 1974, Renkli, 79', Türkçe

Bir köy ağası genç bir kadına tecavüz eder. Kadını köydeki yoksul bir erkekle evlendirir. Kadın ve adam zamanla birbirlerini severler. Bu arada büyük bir kuraklık başlar; bunu açlık izler. Ağa köydekilere yardım ederken, genç çifte buğday vermez, onları zor durumda bırakır. Adam çalışmak için büyük kente gider, kadın açlıktan ölecek haldedir. Yardım istemek için ağaya gidecek kadar çaresiz durumda kalırsa da yardım değil şiddet görecektir.

İpekçe - Senaryo: Bilge Olgaç, Osman Şahin Görüntü Yönetmeni: Aytekin Çakmakçı Müzik: Serdar Yalçın Yapım: Varlık Film  Oyuncular: Perihan Savaş, Berhan Şimşek, Gülsen Tuncer, 1987, Renkli, 92', Türkçe

Bir tırla köye getirilen, beline kadar uzanan ipeksi saçlarıyla ahalinin dikkatini çeken bir kadın... Köylüler kadını bir kulübeye yerleştirir. Kadın kulübesini süsleyen nakışçıya aşık olunca köylülerin ataerkil ahlak anlayışları ile karşı karşıya kalır.

Kaşık Düşmanı - Senaryo: Bilge Olgaç Görüntü Yönetmeni: Ümit Gülsoy Müzik: Mutlu Torun Yapım: Tek Film  Oyuncular: Perihan Savaş, Halil Ergün, Mesut Engin, 1984, Renkli, 90', Türkçe, Fransızca altyazılı

Bir köy düğünü sırasında meydana gelen tüp patlaması sonucu, çoğunluğu kadın ve çocuk olan pek çok insan ölür. Köyde, düğüne katılmayan tek bir kadın hayatta kalır. Köye, yaşanan tüp gaz felaketi üzerine film yapmak için bir Alman ekip gelir. Köyün yaşayan tek kadını, artık ruh sağlığını yitirmiş olsa da bu ekibin hilesini ilk fark eden kişi olur.

Ödüller

21. Altın Portakal Film Festivali, En İyi Senaryo Ödülü

7. Creteil Kadın Filmleri Festivali , En İyi Film Ödülü / Basın Ödülü

Klasik Müzik - Alena Kozlova


Piyano Yarışması İstanbul - Orchestra'Sion'un Birincilik Ödülü'nü paylaşan sanatçı Alena Kozlova, 20 şubat 2014 günü saat 19.30'da Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde (İstanbul) klasik müzik konseri veriyor. Konserde J.S.Bach (İngiliz Süit 6 BWV 811 D-minör), Ali Darmar (Prelude: 1, 2, 6) ve R. Schumann'dan ('Kreisleriana' op.16) örnekler veriliyor.

Alena Kozlova

1979 yılında Ukrayna'nın Çerkassi kentinde doğdu. İlk piyano derslerini Çerkassi Müzik Okulunda, O. Ierusalimsky'den aldı. Bu okulda, 1998'de mezun olana kadar Profesör M. Grobmann ile çalıştı. Sanatçı, eğitimi sırasında sayısız konserler verdi; birçok ulusal yarışmaya katıldı ve çeşitli ödüller kazandı. 1998 yılında, Ukrayna'nın Kiev Çaykovski Müzik Üniversitesi'nde, Profesör V. Kozlov'un sınıfında çalışmalarına başladı. 2003 yılında 'Uzman' unvanıyla mezun oldu. Bu dönemde N. Neuhaus Piyano Yarışması'nda ve S. Taneyev Oda Müziği Yarışması'nda ulusal ve uluslararası ödüller kazanmaya devam etti. 2009'da Bern Sanat Üniversitesi'nde Profesör Tomasz Herbut'un öğrencisi oldu. İsviçre'deki eğitimi sırasında, Uluslararası Paderewski Piyano Yarışması'na, (Polonya, 2010) Kurt Leimer'in Piyano Yarışması'na, (İsviçre, 2011) ve J. S. Bach Uluslararası Piyano Yarışması'na (Würzburg , Almanya 2013) başarılı bir şekilde katıldı. 2012 yılında, Çerkassi Filarmoni Orkestrası ile Rachmaninoff'un 1 No'lu Piyano Konçertosu'nu çaldı. 2010 ve 2011 yıllarında Bern'de gerçekleştirilen F. Chopin Festivali'nde sanatını icra etti. Son olarak İstanbul - Orchestra'Sion Uluslararası Piyano Yarışması'nda birincilik ödülünü paylaştı. Halen Bern'de yaşıyor; solo piyano dalında yüksek lisansını tamamlamak üzere...

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi, Cumhuriyet cad no 127, Harbiye - İstanbul; Tel.: (0212) 219 16 97

Belgesel Buluşmaları: Yunanistan'dan Güney İtalya'ya Müzikal Bir Dilin Peşinde - Encardia - Dans Eden Taş



Tütün Deposu'nda 22 şubat 2014'te saat 19'da "Belgesel Buluşmaları" kapsamında yönetmeliğini Aggelos Kovotsos'un yaptığı "Encardia - Dans Eden Taş" adlı film gösteriliyor. Bu bağlamda, etnomüzikolog Burcu Yıldız'la da "Yunanistan'dan Güney İtalya'ya Müzikal Bir Dilin Peşinde" konulu bir söyleş düzenleniyor.

Burcu Yıldız

2010 yılından beri İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarı Müzikoloji Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Lisans eğitimini Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde, yüksek lisans ve doktora eğitimini ise İstanbul Teknik Üniversitesi Müzik İleri Araştırmalar Merkezi Etnomüzikoloji Bölümü'nde sürdürdü. 2012 yılında, "Cultural Memory, Identity and Music: Armenians of Turkey" başlıklı tezi ile doktorasını tamamladı. Araştırma konuları etnomüzikoloji, toplumsal cinsiyet, dünya müzikleri, popüler müzik ve medya çalışmaları...

Encardia - Dans Eden Taş | Encardia - The Dancing Stone - Yön. | Dir.: Aggelos Kovotsos, Yunanistan | Greece, 2012, 82' 

Film, Güney İtalya'nın zengin müzik geleneğinden beslenerek şarkı yapıp müziklerini icra eden Yunan müzik grubu Encardia'yı izliyor. Grup, Güney İtalya'da yolculuk yaparken bölgedeki halk kültürünün temel öğelerini araştırıp gün ışığına çıkarır. Bunlar esas olarak Güney İtalya'nın Grecia Salentina yöresinde konuşulan ve içinde İtalyanca sözcükler de barındıran antik Yunan lehçesi 'Grigo' ve çok bilinen İtalyan dansının yerel yorumu olan ve bölgede sihirli, dini ve iyileştirici boyutlar kazanan 'tarantela pizzica'dır. Günümüzde genç ve yaşlı yerel müzisyenler, araştırmacılar ve şairler kutlamalar sırasındaki şarkı ve şiirleriyle bu güçlü Akdeniz geleneğine hayat verirler.

* * *

The film follows the Greek band Encardia that is inspired by, creates and performs music and songs derived from the rich musical tradition of South Italy. They travel to South Italy searching and bringing to light basic elements of the folk culture that developed there. Mainly 'Grigo,' an ancient Greek dialect that also contains Italian words, which is spoken in the area of Grecia Salentina of South Italy and 'tarantela pizzica' a local variation of the well-known Italian dance which in the area took on magic, religious and therapeutic dimensions. Today, through their songs and poetry during celebrations, the local musicians, poets and researchers old and young alike, bring to life this powerful Mediterranean tradition.

* * *

Tütün Deposu, Lüleci Hendek cad. No: 12 Tophane, İstanbul

Birsen Çeken - Ömür Sokağı


[KanalKultur] - Birsen Çeken, "Ömür Sokağı" adlı sergisiyle 21 şubat - 11 mart 2014 tarihleri arasında Kursart Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Birsen Çeken

1962 Yılında Rize-Çamlıhemşin'de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara'da tamamladı. 1984 yılında Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Uygulamalı Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim Anabilim Dalı'ndan mezun oldu. 1992 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde Sanatta Yeterlik derecesi aldı. 1996–2002 yılları arasında Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümünde Bölüm Başkanı Yardımcı Doçent olarak çalıştı. 2002–2011 yılları arasında Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi Uygulamalı Sanatlar Bölümünde Yardımcı Doçent olarak görev yaptı. 2011 yılında Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü'ne Doçent olarak atandı. Halen Gazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Grafik Tasarımı Bölümü'nde Bölüm Başkanı olarak görevini sürdürüyor. GESAM ve TÜRKSAV üyesi.

* * *

She was born in Çamlıhemşin, Rize, in 1962. She completed her primary and secondary education in Ankara. She graduated from the Branch of Painting of the Department of Applied Arts Education, Faculty of Vocational Education, Gazi University in 1984. She obtained the proficiency in art degree at the Institute of Social Sciences in Selçuk University, in 1992. She worked as an assistant professor and the head of the Department of Painting at the Faculty of Education in Çanakkale Onsekiz Mart University between the years 1996-2002. She worked as an assistant professor in the Department of Applied Arts at the Faculty of Vocational Education, Gazi University between the years 2002-2011. She was appointed as an associate professor to the Graphic Design in the Faculty of Art and Design, Gazi University in 2011. She is still the head of the Department of the Graphic Design in the Faculty of Art and Design, Gazi University. She is a member of the associations of GESAM and TURKSAV.

18 Şubat 2014 Salı

Seferberlik Devletinden Ulus-Devlete: Cihan Harbi'nde Osmanlı İnsangücü Seferberliğine Eleştirel Bakışlar - Türk Ulus-Devletinin Demografik Temeli

[KanalKultur] - Geçtiğimiz dönem "Kent, Bellek, Hareket" temasına odaklanan Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları, bu yıl Bahar Dönemi'nin ilk yarısında "Birinci Dünya Savaşı"nı ele alıyor. 20 şubat 2014'te başlayacak serinin ilk konuşmasını Mehmet Beşikçi gerçekleştiriyor.

Mehmet Beşikçi, Birinci Dünya Savaşı'ndaki insangücü seferberliği tecrübesinin Osmanlı Devleti'ni nasıl daha merkezî, otoriter ve milliyetçi bir çizgiye ittiği üzerinde duruyor.

Sürekli ve büyük ölçekli seferberlik tecrübesi, Birinci Dünya Savaşı'nda devleti, gerek mevcut mekanizmaları takviye ederek, gerekse ihtiyaç duyulduğunda yeni mekanizmalar tesis ederek yerel düzeydeki kontrol gücünü artırmaya ve taşraya daha derinlemesine nüfuz etmeye zorluyordu.

Öte yandan, savaş gayreti için devletin kendi halkına bağımlılığının artması, paradoksal bir biçimde halkın devletle münasebetinde ona daha geniş bir hareket alanı da açıyordu.
Bu anlamda, toplumsal aktörlerin, Osmanlı seferberlik tecrübesi esnasında devlete karşı tamamen edilgen ve pasif olmadıkları, devletin seferber edici politikalarının hedefi olan insanların fail oldukları ve kendilerini etkileyen politikaları yeniden şekillendirebilen tepkiler ürettikleri üzerinde durmak elzem.

Bu sürecin, Birinci Dünya Savaşı'nın sonrasına ve Türk ulus-devletinin inşası sürecine tesir eden önemli sonuçları oldu.

Devlet otoritesinin Anadolu'da yerel birimlerde etkin kılınması çabası, pürüzlerle de olsa Birinci Dünya Savaşı'nın son anına dek işleyen bir insangücü seferberliğini sürekli kıldığı gibi, Milli Mücadele dönemindeki (1919-1922) yeniden-seferberlik çabasını da görece kolaylaştırdı.

Mehmet Beşikçi, bu çerçevede Birinci Dünya Savaşı esnasında devletle Anadolu'daki çeşitli Müslüman nüfus arasında yeniden şekillenen ve tazelenen bağlar ile yeni Türk ulus-devletinin demografik temelinin atılması üzerinde duruyor.

Mehmet Beşikçi 

Lisans derecesini Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde tamamladıktan sonra aynı üniversitenin Tarih Bölümü'nden 1999 yılında yüksek lisans ve 2009 yılında doktora derecesini aldı. Doktora tezini temel alan çalışması 2012 yılında Brill Yayınevi tarafından "The Ottoman Mobilization of Manpower in the First World War: Between Voluntarism and Resistance" başlığıyla kitap olarak yayınlandı. Başlıca ilgi alanı son dönem Osmanlı askerî tarihi. Bu alanda Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanmış çeşitli makaleleri bulunuyor. Yeni Askerî Tarihçilik olarak adlandırılan perspektif içerisinde askerî tarihle sosyal ve kültürel yaklaşımlar arasında bir sentez arayışı içerisinde. Halen Yıldız Teknik Üniversitesi İnkılap Tarihi Bölümü'nde çalışıyor. [KanalKultur]

Seferberlik Devletinden Ulus-Devlete: Cihan Harbi'nde Osmanlı İnsangücü Seferberliğine Eleştirel Bakışlar / 20 şubat 2014, Saat: 18:30-20:30; Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray - Beyoğlu - İstanbul

Elternakademie Heidelberg – Informationsveranstaltung in Gaggenau






Die Informationsveranstaltung der Elternakademie Heidelberg am 15.02.2014 in Gaggenau, bei der die Ziele und Teilnahmebedingungen durch die Projektleiter/innen vorgestellt wurden, stieß bei den dortigen türkischsprachigen Eltern auf deutliches Interesse. Bemerkenswert rege verlief die Diskussionsrunde nach dem Vortrag von Frau Prof. Dr. Havva Engin zum Thema "Die Rolle des Elternhauses in der Bildungsbiografie der Kinder". Viele Teilnehmer/innen beklagten, dass für viele Migranteneltern der Aufbau des deutschen Bildungssystems schwer verständlich bliebe und an den Schulen Personen, die ihnen kultur- und sprachsensibel helfen könnten, fehlten.  Besonders schwierig sei es für Eltern, die als Heiratsmigranten nach Deutschland gekommen seien und das Bildungssystem aus der eigenen Biografie nicht kennen würden.

Einige Väter regten an, künftige Informationsveranstaltungen auch in den Veranstaltungsräumlichkeiten von Moscheeverbänden anzubieten, um so noch einen größeren Kreis an interessierten Eltern zu erreichen, was von den Projektverantwortlichen positiv aufgenommen wurde und künftig entsprechend berücksichtigt werden wird.

Çiğdem Buçak Telli - Kaat İşler


[KanalKultur] - Çiğdem Buçak Telli, kağıt üzerine desen-resim anlamındaki ilk kişisel sergisiyle 11 mart - 11 nisan 2014 tarihleri arasında Krişna Sanat Merkezi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide yer alan resimlerden iki tanesi A4 ebadında, kaliteli resim kağıdına basılarak kısıtlı sayıda çoğaltılıyor ve açılışa gelen ilk 50 kişiye, sanatçının ıslak imzası ile armağan ediliyor.

Hülya Koloğlu, sergi hakkında şunları kaydediyor:
"Çiğdem Buçak Telli; resim ve desenlerini her türlü yüzeyde uygulayabilen usta bir sanatçıdır. Foto gerçekçi yapıtları ile ün salmış bir sanatçı... Bu işlerini, büyük bir titizlikle, kendine has yorumları ile çağdaş figürler kullanarak yapar. İşlerine bakanlar, onun ne denli güçlü bir deseni olduğunu rahatlıkla görebilir. Bugüne dek sergilerinde, kağıt üzeri desenlerden iki ya da üç adet sergilediği olmuştur. Ancak ilk kez kağıt üzeri Çiğdem Buçak Telli sergisi açılmaktadır." 
Çiğdem Buçak Telli

1958'de Antakya'da doğdu. 1975'te Ceyhan Lisesi'ni, 1978'de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü'nü bitirdi. 1980'de Resimli Çocuk Kitabı yayınlandı. 1992'de Milli Eğitim Bakanlığı, Talim Terbiye Kurulu, Resim İhtisas Komisyonu Üyeliği'nde bulundu. 1994'te Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde lisans tamamlama eğitimini aldı. 1990 – 2001 arasında Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi Resim Öğretmenliği yaptı.1995'te Ankara Devlet Güzel Sanatlar Galerisi Koruma ve Yaşatma Derneği kurucu üyesiydi ve Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği üyeliği; 1999'de Türk-Macar Kültür ve Dostluk Derneği üyeliği, 2006'de SUMMA – TÜRYAK üyeliği ve SUMMART kulüp üyeliğine başladı. 2008'de Grup Sanat Galerisi Art Direktörlüğü'ne geldi.

17 Şubat 2014 Pazartesi

Firuz Kutal çizdi: Âşık olduk, yollara düştük...

© Firuz Kutal çizdi: Âşık olduk, yollara düştük... 

Topkapı Sarayı Haremi - İktidar Sınırlar ve Mimari

17. yüzyılda Fransız seyyah J. B. Tavernier, Topkapı Sarayı'nı tasvir ederken, hareme ilişkin bilgi vermesinin mümkün olmadığını, zira hareme girmenin neredeyse imkânsız olduğunu söyler.

Tavernier'in, fazla görünmediklerini söylediği hareme mensup kadınların etkinlikleri, perde arkasından da olsa hiç küçümsenemeyecek ölçüdeydi ve her biri birer başrol oyuncusuydu.

17. yüzyılda gelişen olayların ve şartların tanıdığı olanaklar ölçüsünde konumları yükselen valide sultanlar her alanda etkinliklerini artırdı. Artık "saray" ve özellikle "harem" siyaset oyununun sahnelendiği yerdi. Bu oyunda sultan başrolden düşmüş, yerini başkaları almıştı.

16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Topkapı Sarayı Haremi ön plana çıkmaya başladı.
Özellikle valide sultanların artan siyasi gücünün yanında darüssaade ağalarının siyasi güce kavuşmaları da bunda önemli bir rol oynadı. Ancak Harem'in asıl etkin bir rol oynamaya başlaması, 17. yüzyılın başında şehzadelerin sancaklara gönderilmeyip yerine haremde yaşamaya başlamasıyla oldu.

Bu yeni durumla birlikte Osmanlı hanedanı içinde süregelen iktidar oyununun sahnelendiği yer harem oldu.

Yazar Murat Kocaaslan, Topkapı Sarayı haremini ele aldığı bu çalışmasında, Osmanlı hanedanı üyelerinin yaşadığı haremin mimari örgütlenmesini ve kadınların mimariye olası etkilerini, özellikle IV. Mehmed'in saltanat dönemi çerçevesinde tartışıyor.

Bununla birlikte haremdeki mimari örgütlenmenin beraberinde getirdiği "bilinçli" veya "bilinçsiz" olarak oluşturulan sınırlara dikkat çekiyor.

Osmanlı hanedan üyelerinin yaşadığı haremde mimari şekillenmenin doğrudan statüyle ilgili olduğunu, bu örgütlenme içinde haremde yaşayan her bir bireyin sınırlarının kesin olarak çizildiğini ve bu sınırların aşılmasına izin verilmediğini ileri sürüyor. Haremdeki bu sınırların mimariye bire bir uygulandığını ortaya koyuyor. Bu anlamda haremdeki mimari örgütlenmenin sarayın genel mimari örgütlenmesiyle de örtüştüğünü belirtiyor.

Dr. Murat Kocaaslan, halen Hacettepe Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü'nde çalışıyor.

Murat Kocaarslan: IV. Mehmet Saltanatında Topkapı Sarayı Haremi - İktidar Sınırlar ve Mimari. Kitap Yayınevi, İstanbul 2014, 303 S., ISBN : 978-605-105-123-9

Sami Gedik - Buluşma


[KanalKultur] - Peker Sanat Evi'nin şubat 2014'teki konuğu sanatçı Sami Gedik. "Buluşma", genç sanatçının son dönem yapıtlarından oluşan, özel bir seçki.

Ressam İbrahim Balaban, Fikret Otyam, Turan Erol, Burhan Doğançay, Duran Karaca, Mustafa Ayaz, Zafer Gençaydın, Yalçın Gökçebağ, Hasan Pekmezci, Habip Aydoğdu, Yıldız Doyran, Lütfi Özden ve koleksiyoner Erhan Peker'in portreleri sergide sanatseverle buluşuyor...

Ayrıca, Peker Sanat tarafından "Buluşma" adlı bir kitap hazırlandı.

Kitapta Peker Grup sahibi Erhan Peker’in özel bir sunu yazısı, sanat eleştirmeni İbrahim Karaoğlu’nun genç sanatçının yaratıcı duyarlılığını övgüyle yüreklendiren yazısı ve sergide portreleri bulunan her sanatçının, genç sanatçı hakkında yazdığı özel yazılar yer alıyor.

Sami Gedik, "Buluşma" adlı resim sergisine ilişkin düşünlerini bir manifestoyla sunuyor:

16 Şubat 2014 Pazar

Netzwerk türkischstämmiger Lehrkräfte, Referendare und Lehramtsstudierender in der Rhein-Neckar-Region




Auf Einladung des Hei-MaT trafen sich am 13.02.2014 in den Seminarräumen des Zentrums rund 15 Lehramtsstudierende, Lehrkräfte und Schulleiter mit türkischstämmigem Zuwanderungshintergrund aus den verschiedenen lehrerbildenden Hochschulen der Rhein-Neckar-Region zu einem ersten Kennenlernen und Austausch im Rahmen der Gründung eines "Netzwerk türkischstämmiger Lehrkräfte, Referendare und Lehramtsstudierender in der Rhein-Neckar-Region".

Prof. Dr. Havva Engin und Sylvia Selke begrüßten die Gäste und freuten sich darüber, dass ihrer Einladung viele Interessierte gefolgt sind.

Das zentrale Ziel des Netzwerks ist es, eine Plattform für den ungezwungenen Austausch zwischen Pädagoginnen und Pädagogen bzw. Lehrkräften zu etablieren, die sich in den unterschiedlichsten Phasen ihrer Ausbildung bzw. Tätigkeit befinden.

Zu den geplanten Vorhaben des Netzwerks zählt die Etablierung eines halbjährlich stattfindenden Workshops, bei dem (Examens-)Themen, Projekte und andere anliegende Themen besprochen werden sollen.

Einmal im Jahr soll durch das Netzwerk eine Tagung zu einem migrationsspezifischen Thema geplant und ausgerichtet werden.

Darüber hinaus ist es geplant, Netzwerkmitglieder/innen und anderen Interessierten Fort-/Weiterbildungsangebote in den Bereichen "Wissenschaftliches Arbeiten", "Projektpräsentation", "Unterrichtsvorbereitung" sowie "Examensvorbereitung" anzubieten. Dies soll in gemeinsamer Kooperation mit der Leitung des Netzwerks "Migranten machen Schule" des Staatlichen Schulamtes Mannheim - Miriam Aaklerund und Ümit Arabaci- die beide auch anwesend waren, erfolgen. Sie erklärten sich bereit, ihre beruflichen Kompetenzen aus ihrer langjährigen beruflichen Tätigkeit mit in das sich gründende Netzwerk einfließen zu lassen.

Es wurde von den Teilnehmer/innen insbesondere der Wunsch geäußert, sich im vertrauten  Kreis auch über Probleme und schwierige Situationen, die sich im Studium, in der Seminarphase oder in der schulischen Praxis ergeben, auszutauschen, um gemeinsame Handlungsoptionen zu entwickeln.

Die Aufnahme in das Netzwerk ist jederzeit offen. Den Termin und das Thema des nächsten Workshops können Sie unter mail(at)hei-mat-online.de erfragen.