Bu Blogda Ara

29 Mayıs 2015 Cuma

uyuma, dayan!

"Ve bir noktada öylece beklerken başka bir 'şey' başladı. Sokaktaydık. Yan yanaydık. Birbirimizi tanımıyorduk ama yan yanaydık. Oradaydık."

"uyuma, dayan!" sergisi 84 katılımcının ürettiği, sınırsız korkuyu, güvensizliği, belirsizlik içerisinde var olmayı olduğu kadar ümidi, gerçeği, geleceği ve o an'ı gösteren defterlerden oluşuyor.

Tütün Deposu'nda 3 haziran 2015 Çarşamba günü projeye önayak olan Selda Asal ve katılabilen sanatçılarla biraraya geliyor ve hem projenin çıkış noktasını ve ilerleyişini hem de çoğunluğu Gezi sürecine odaklanan defterleri konuşuyor.

Sergide defterleri yer alan sanatçılar:

28 Mayıs 2015 Perşembe

Hareketsiz Hareket | Actionless Action: Rahmet Kapısı | Door of Mercy - Uluslararası Kenan Rifâî Sempozyumu

[KanalKultur] - KERİM Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı, TÜRKKAD-Türk Kadınları Kültür Derneği İstanbul Şubesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ortaklaşa olarak 29-31 mayıs 2015 tarihlerinde İstanbul'da Rahmet Kapısı | Door of Mercy adıyla "Uluslararası Kenan Rifâî Sempozyumu" düzenleniyor.

Sempozyuma, Türkiye'den 30, Türkiye dışından da 8 olmak üzere toplam 38 davetli konuşmacı katılıyor ve 9 ayrı oturumda "Kenan Rifâî" hakkında sunum yapıyor.

Sempozyum, 29 mayıs 2015 günü Açılış Konuşmaları ve Konya Türk Tasavvuf Mûsıkîsi Topluluğu'nun icrâ edeceği Mevlevî Ayin-i Şerîfi ile Yenikapı Mevlevîhânesi'nde başlıyor.

Oturumlar ise, 30-31 mayıs 2015 tarihlerinde İstanbul'da Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda yapılıyor.

Ayrıca, 29 mayıs 2015 günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda (saat: 20'de) Lâ Edrî grubunun icrâ edeceği İlâhiyât-ı Ken'an konseri var.

Sempozyumda şu sunumlar tartışmaya açılıyor:

23 Mayıs 2015 Cumartesi

Bir Ressam: Aysun Aksoy

Aysun Aksoy - 'Geleneksel Anadolu Evleri - 2' sergisinden
/ 28 kasım - 22 aralık 2011;
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi Müzesi
[KanalKultur] - Resimlerinde yaşadığı kültürel çevrenin kültür birikimini ve değerlerini çağdaş popüler sanat aracılığıyla yansıtan Aysun Aksoy, artık geçmişte kalan farklı bir yaşam biçimini; farklı bir kültürü yansıtan ve birçok kişiyi doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen Anadolu evlerini de konu ediniyor.

Aksoy, kendi izlenimlerini suluboya resimleriyle meraklısına yansıtıyor, aktarıyor..

Uzun yıllardan beri çağdaş resimle uğraşan Aysun Aksoy'un, alışılmış tarzından ve tekniğinden farklı olan bu çalışmaları, bir tür eski dünyanın elçileri olan geleneksel Anadolu evleriyle anılarımızdaki izlenimleri canlandırmayı amaçlıyor.

22 Mayıs 2015 Cuma

Duygu Süzen - Echo

Duygu Süzen - "Gidiş geliş | There and back",
kâğıt üzerine mürekkep ve suluboya
| Ink & water color on paper, 120 x 126 cm., 2015
[KanalKultur] - Duygu Süzen mürekkep ve suluboya ile ürettiği büyük ebatlı kâğıt çalışmalarından oluşan “Echo” adlı üçüncü kişisel sergisiyle 4 mayıs - 6 haziran 2015 tarihleri arasında Merkur’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sergi, doğanın yankısını siyah ve beyazın tezatlığı üzerinden izleyiciye ulaştırmayı amaçlıyor.

Sanatçı, sergide yer alan işleri hakkında şunları kaydediyor:

“Kişisel deneyimlerle birlikte, doğanın var olan biçimlerini yeniden kurgulama dürtüsü, bize “öteki” olarak aşina olduğumuz bir dünyaya girme olanağı tanır. İzleyici bu dünyaya dâhil de olabilir, kendini keşfetmek ve yansıtmak için bir rolü de üstlenebilir. Seçilen imgelerin ya da kurgulanan görsellerin denizinde zihin serbestçe dolaşabilir. Yeryüzü engindir, yapraklar boşluğa uzanır, bulutlar sislerin karanlık sırlarını çözer, doğa ise baş döndürücüdür, kutsaldır, aynı zamanda intikamcıdır…

Kimi zaman biçimler bozulur, kimi zamansa tekrarlanır. Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle oluşan eko gibi, seçilen bazı görüntüler doğanın bir yankısı gibidir. Öz-yaşamsal mekânlardan toplanan bu görüntüler, dağ ve suya benzetilen fırça ve mürekkebin işbirliğiyle, yin ve yang’ın bütünlük ve birliktelik ilkesini esas alır. Siyah/beyaz’ın kontrastlığıyla, güçlü duyguları harekete geçirerek izleyiciyi resme odaklamayı amaç edinir.”

Fes ve Şapka Çatışması

[KanalKultur] - “Toplumsal Tarih”, Haziran 2007'de yayınlanan 162. sayısında Osmanlı İmparatorluğu döneminden Cumhuriyet sürecine kadar uzanan köklü bir çatışmanın izini sürüyor; “Fes-Şapka Çatışması” üzerinden Osmanlı’da modernleşme sancılarına mercek tutuyor. Osmanlı’da bir kurtuluş projesi olarak hayata geçirmeye çalışılan “Osmanlıcılık” düşüncesi, 1933 üniversite reformu, Bernard Lewis’in Irwing Kristol ödülünü alırken yaptığı konuşma, 1915 Ermeni olaylarının “The New York Times” gazetesindeki yansımaları, 16. yüzyılda Osmanlı’nın eline düşen esirler, Anadolu’da serbest ekonominin ilk izleri, Mübadele’den 84 yıl sonra İzmir’de yaşamış ve yaşayan Giritlilerin hikayeleri üzerine yazılar, 1947-48’de DTCF’deki tasfiye üzerine Korkut Boratav ile yapılan bir söyleşi ve daha pek çok nitelikli araştırma “Toplumsal Tarih”in 162. sayısında yer alıyor.

“Toplumsal Tarih” dergisi, 162. sayısında ek olarak Tarih Vakfı Sosyal Bilimler Öğretmen Platformu’nca hazırlanan ‘Eğitim Bülteni’nin ikincisini yayımlıyor.

Dilara Kahyaoğlu, Hasan Tahsin Özkaya ve Tuğrul Yakarçelik’in yayıma hazırladığı bültenin bu sayısında, 12 Eylül darbesi ile ilgili lise öğrencileri tarafından gerçekleştirilen bir sözlü tarih denemesi üzerinden, sözlü tarih çalışmalarının metodolojisi, süreci ve zorlukları aktarılıyor.

Bülten’de, Tarih Vakfı Öğretmenleri Çalışma Komisyonu’nun, İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi programı hakkındaki görüşlerini içeren, yeni ve eski müfredatın kıyaslanarak analiz edildiği bir çalışma ve “Şu Çılgın Türkler” kitabı üzerine tartışmalar yer alıyor.

22. İstanbul Caz Festivali

[KanalKultur] - İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından on sekiz yıldır Garanti Bankası’nın sponsorluğunda düzenlenen İstanbul Caz Festivali, 27 haziran - 15 temmuz 2015 tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. Dünya çapında yıldızlar ile güncel müziğin ses getiren yerli ve yabancı isimlerini ağırlanan 22. İstanbul Caz Festivali'nin programında aralarında Joan Baez, Jools Holland, Marcus Miller, Melody Gardot, Tigran Hamasyan, Roberto Fonseca, Fatumata Diawara, Tord Gustavsen, Masha Vahdat, The Bad Plus, Joshua Redman, Chris Potter, Dave Holland, Stanley Jordan ile Emin Fındıkoğlu gibi isimlerin bulunduğu 250’den fazla yerli ve yabancı sanatçıyı takipçileriyle buluşturan 22. İstanbul Caz Festivali’nde 15’i aşkın farklı mekânda 35’in üzerinde konser var.

2015'te festivale ev sahipliği yapan mekânlar arasında Almanya Sefareti Tarabya Yazlık Rezidansı, Avusturya Başkonsolosluğu/Avusturya Kültür Ofisi Bahçesi, Aya İrini Müzesi, Cemal Reşit Rey Konser Salonu, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi, ENKA Eşref Denizhan Açık Hava Tiyatrosu, Fenerbahçe Parkı ve Fenerbahçe Khalkedon, Feriye Lokantası, İstanbul Erkek Lisesi, KüçükÇiftlik Park, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi, Sepetçiler Kasrı ve Salon İKSV yer alıyor.

Festival kapsamında gerçekleştirilen ücretsiz etkinliklerle İstanbul’da caz havası parklar ve sokaklara da taşınıyor. “Parklarda Caz”lı Fenerbahçe Parkı’ndan, “Gece Gezmesi”yle Kadıköy’e, şehrin açık hava mekânları cazın enerji yüklü notalarıyla doluyor.

“Parklarda Caz” 

Tam 12 yıldır devam eden “Genç Caz” serisi, profesyonel müzik kariyerine adım atmamış, 30 yaş altı genç caz müzisyenlerin bir topluluk kurarak İstanbul Caz Festivali’ne katılımını teşvik etmeyi amaçlıyor. Şimdiye dek 60’a yakın genç topluluğu festivale katan “Genç Caz”ın 2015 yılı değerlendirme konseri ise 10 mayıs 2015 pazar günü 16.00’dan itibaren Salon İKSV’de halka açık olarak gerçekleştirildi. Değerlendirme konserinin sonucunda Can Koçlar Quartet, Eren Akgün Septet, The Cold Vibes, The Roots of Jazz ve Vocca Acapella toplulukları İstanbul Caz Festivali kapsamında, 4 temmuz 2015 cumartesi akşamı Parklarda Caz’da sahne almaya hak kazandı. 4 temmuz 2015 cumartesi günü 17.00’dan itibaren Fenerbahçe Parkı ve Fenerbahçe Khalkedon’a konuşlanmış sahnelerde ücretsiz olarak gerçekleştirilen Parklarda Caz konseri, The Soul Rebels Brass Band ve Gettysburgh College Jazz Ensemble gibi uluslararası arenada rüştünü kanıtlamış bando ve caz orkestralarını, genç cazcılarla aynı etkinlikte buluşturarak İstanbullulara açık hava şenliği yaşatıyor.

21 Mayıs 2015 Perşembe

İmparatorluğun Açlıkla İmtihanı - Osmanlı Toplumunda Kıtlıklar

Yeniçağda insanlar pek çok doğal ve beşeri afetle mücadele etmek zorunda kaldı. Özellikle Akdeniz ve çevresinde yaşanan seller, kuraklıklar ve aşırı soğuklar ile kitlesel savaşlar ülkelerin sosyal ve iktisadi bünyelerinde tamiri zor yaralar açtı.

Üç kıtaya yayılan devasa büyüklüğüyle Osmanlı İmparatorluğu da böyle çetin dönemlerden geçti.

İmparatorlukta ortaya çıkan ve 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısını kapsayan ağır bunalımlar sonraki yüzyılların dokusunu etkileyecek derecede ciddi kayıplara neden oldu.

Tüm bu gaileler arasında gerek imparatorluk yetkilileri gerekse tebaa sosyal yapının çözülmemesi ve ekonomik istikrarın bozulmaması için ellerinden gelen tüm imkânları kullanarak bu kriz süreçlerini en az hasarla atlatmaya çalıştılar.

Neyse ki işlenmemiş büyük arazilerin varlığı, değişen iklimsel veriler ve imparatorluk idarecileriyle halkın ortak çabaları sayesinde, ekonomik ve sosyal bünye büyük sarsıntılar geçirmeden kriz dönemlerinden çıkılabildi.

Türkiye Bilimler Akademisi Sosyal Bilimler Mansiyon Ödülü (2015) alan bu çalışma, adı geçen bir asırlık dönemde Osmanlı ülkesinde yaşanan darlık ve kıtlık buhranlarını, sebep ve sonuçlarıyla birlikte incelemeyi amaçlıyor.

Modern ve gelenek arasındaki çatışma içerisinde dönüşen cinsiyet ve sınıf kavramları: Elif Uras - Nicaea

Elif Uras’ın Nicaea başlıklı kişisel sergisi 3 mayıs – 25 ekim 2015 tarihleri arasında The Aldrich Contemporary Art Museum ev sahipliğinde gerçekleşiyor.

Sanatçının İznik Vakfı’nın atölyelerinde ürettiği seramik eserler, Batı sanat tarihine yaptığı referensları İznik geleneğinden esininlenen motiflerle birleştirirken, modern ve gelenek arasındaki çatışma içerisinde dönüşen cinsiyet ve sınıf kavramlarına eğiliyor.

Uras, sergi alanını çeşme, çinili bir duvar nişi ve büyük bir duvar panosu gibi yerleştirmelerle ve eve ait objelerle donatılmış bir iç avluya dönüştürüyor.

İznik çinilerinin, tarihsel olarak, geleneksel toplumun ataerkil şartlarını yansıttığı gerçeğinden yola çıkan sanatçı, işlerinde bu yaklaşımı tersine çevirerek kadını ön plana çıkarıyor.

Uras’ın çıkış noktalarından biri de İznik’te günümüzde çini ve seramik üretiminde kadınların hem yönetici hem de işgücü olarak etkin rollerde bulunmasıdır. Kullandığı formlar ve imgelerle kadın figürünü merkeze alan Uras’ın heykelleri, cinsiyet rollerinde tarihten günümüze yansıyan bu dönüşüme dair izler de taşıyor.

Sergi alanının ortasında çini karolarla kaplı bir platform üstünde suyu akan seramik bir çeşme yer alıyor. Doğurganlığın ve refahın popüler simgesi olan su ve onun sürekli akışı, serginin zamansızlık temasını pekiştiriyor. Çinili bir duvar nişi içerisinde ise bir grup vazo sıralanıyor. Galerinin dış duvarında bulunan ve Topkapı Sarayı’nın harem duvarlarındaki bir panodan esinlenen büyük çaplı duvar resmi, art nouveau su perilerini andıran kadın figürleri içeriyor.

BİR-Î KİMLER

[KanalKultur] - Yeni Camii Hünkâr Kasrı 14 - 27 mayıs 2015 tarihleri arasında, medeniyetleri geçmişten günümüze taşıyan minyatür sanatının klasik ve modern yorumlarının birlikte harmanlandığı BİR-Î KİMLER Minyatür Sergisi'ne ev sahipliği yapıyor.

BİR-Î KİMLER Minyatür Sergisi'nde Berrin Çakin Güç ve 24 öğrencisinin toplam 70 adet eseri yer alıyor.

Religion zwischen Satire und Blasphemie. Meinungs- und Religionsfreiheit in der demokratischen Gesellschaft

Havva Engin, Mouhanad Khorchide, Mathias Rohe,
Ömer Özsoy, Hansjörg Schmid (Hg.):
Handbuch Christentum und Islam in Deutschland.
Grundlagen, Erfahrungen und Perspektiven
des Zusammenlebens. 1. Auflage,
Verlag Herder, Freiburg im Breisgau 2014,
2 Bde., zus. 1297 Seiten, ISBN 978-3-451-31188-8
Veranstaltung zum „Handbuch Christentum und Islam in Deutschland“, herausgegeben von der Eugen-Biser-Stiftung

Seit dem Attentat auf Charlie Hebdo ist die Frage, was Satire darf, virulent. Zwar ist Gotteslästerung seit 1969 in Deutschland nicht mehr strafbar. Unter Strafe stehen aber Äußerungen im religiösen Kontext, die geeignet sind, den öffentlichen Frieden zu stören.

Ist Respektlosigkeit gegenüber Religion ein solcher Störfaktor?

Ist das Grundrecht der Meinungsfreiheit nicht höher zu veranschlagen als der Schutz religiöser Gefühle?

Sind Muslime einfach humorlos?

Sind Christen bereits religiös abgestumpft und deshalb gegenüber Gotteslästerung gleichgültig?

Programm

Einführung aus Sicht der Medien und Moderation des Podiumsgespräches

Dr. Dr. Alexander Görlach · Herausgeber und Chefredakteur der Zeitschrift „The European“

Statement aus juristischer Sicht  

Prof. Dr. Mathias Rohe · Professor für Bürgerliches Recht, Internationales Privatrecht und Rechtsvergleichung an der Friedrich-Alexander-Universität Erlangen-Nürnberg · Direktor des Erlanger Zen­trums Islam und Recht in Europa (EZIRE) · Mitherausgeber des „Handbuchs Christentum und Islam in Deutschland“

Statement aus muslimischer Sicht

Prof. Dr. Havva Engin · Professorin für Allgemeine Pädagogik, Schwerpunkt Interkulturelle Pädagogik an der Pädagogischen Hochschule in Heidelberg · Leiterin des Heidelberger Zentrums für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik (Hei-MaT) · Mitherausgeberin des „Handbuchs Christentum und Islam in Deutschland“

Donnerstag, 21.5.2015, 20.00 Uhr, Saal, Literaturhaus München, Salvatorplatz 1, 80333 München

20 Mayıs 2015 Çarşamba

Dün bugünden daha uzak değil, ya yarın?

Ozan Türkkan - Fractal Ball
[KanalKultur] - Daire Galeri, "Son Sürüm" isimli sergi ile 23 mayıs – 4 temmuz 2015 tarihleri arasında çalışmalarında yeni teknolojileri sıklıkla kullanan sanatçılar Selçuk Artut, Hayal İncedoğan, Ozan Türkkan ve Cemre Yeşil’i bir araya getiriyor.

Gelişen teknolojide son nokta hep 'bugün'e ait. Teknoloji ve gelişimin birlikte kullanıldığı her anlatımda, bu birliktelik, bir önceki noktadan daha ileri bir seviyeye gelmeyi betimlemenin de aracı... Buna göre, 'bugün'ün teknolojisi gelebildiğimiz en gelişmiş, en son nokta. Yarının bugünden farklı olacağını, asla yerinde sayılmayacağını, hep gidilecek, kat edilecek bir ilerisi olduğunu da beraberinde düşündüren teknoloji olgusu, insanoğlunun gelişimi konusunda da olumluluk barındırıyor. Halbuki bugün dünyaya kuş bakışı baktığımızda karşılaştığımız görüntü tamamen olumlu mudur?

Heidegger'in görüşüne göre teknoloji, diğer tanımlarının yanı sıra, "amaca ulaşmak için gerekli bir araç." Dolayısıyla teknolojiye bu enstrümental bakış açısı da teknolojinin hep insanoğlunun gelişimine ve yararına kullanılacağı hükmünde bir ifade.

Farklı Medeniyetlerin Değerlerine Dayalı Yeni Bir Dünya Algısı

Sencer Vardarman - Ayin | Ritual, Digital C-Print, 60 x 105 cm., 2010
Uluslararası içeriğiyle tüm sanat severlere yenilikleri keşfetmeyi vadeden, 40 ülkeden 150 galerinin katıldığı ART15, 21 - 23 mayıs 2015 tarihleri arasında Londra'da gerçekleşiyor..

art ON Istanbul, ART15 Fuar’ında insanlık tarihi boyunca süre gelen toplumsal hafızadan esinlenen eserlerden oluşan bir seçkiyi sunuyor. Tunca ve Sencer Vardarman’a ait eserlerin temsil edildiği sunumda içinde bulunduğumuz dünyanın kültürel kimliğini şekillendiren önemli unsurlar gözler önüne seriliyor..

Siyasi ve toplumsal olayların etkisi üzerine çalışan Tunca ve Sencer Vardarman, eserlerinde toplumun ve belli başlı bireylerin tanıklık ettiği olguları yansıtıyor.

art ON Istanbul, ART15’de sunduğu eserlerin arasında akıcı bir diyalog oluşturarak Londra'daki sanatseverlere farklı medeniyetlerin değerlerine dayalı yeni bir dünya algısı sunuyor..

İnsan ne yerse o'dur: The Edible Infinite

Marco Di Giovanni, 14 mayıs - 16 haziran 2015 tarihleri arasında, "The Edible Infinite" isimli sergisiyle BLOK art space'de Türkiyeli sanatseverlerle buluşuyor.

"L'infinito commestibile - The Edible Infinite" Marco Di Giovanni'nin Türkiye'deki ilk kişisel sergisi.. Sergi, sanatçının üç farklı mekana dağıtmış olduğu projesinin bir parçası.

Sanatçının BLOK art space'deki sergisine paralel olarak Imola şehrinde bulunan Museo San Domenico ve BeCube'da, ayrıca Saronno'da bulunan Il Chiostro Arte Contemporanea'da da projesi sergileniyor..

BLOK art space'deki serginin bir bölümü Moleskine günlüklere adanmış; çalışmanın bu parçasının başlığı "Gran Sasso". Yerleştirme, sanatçının her yaşı için otuz sekiz günlüğün diziliminden oluşuyor ve bu günlükler sanatçının doğum yeri olan Teramo'dan Gran Sasso'nun karakalem çizimlerle tasvirlerini içeriyor. "Dünyayı ve onun saat dilimlerine bölünüşünü çizerek benim için özgün ve bu yüzden de ebedi olan mekana ulaşırım."

BLOK art space mekanının ana salonunda yer alan "The Edible Infinite" adlı dağınık yerleştirme; Marco Di Giovanni'nin son on bir ay içinde tükettiği her sıvı ve katı maddenin detaylı kaydının tutulduğu görsel bir günlük şeklinde tasarlanmış. Sanatçı 18 mayıs 2014'te (sanatçının doğum günü) sindirdiği her maddeyi çizmeye başlamış ve bu süreç 18 mayıs 2015'e kadar devam etmiş. Bu uzun süreli performans ile özellikle "trattoria"larda altlık olarak kullanılan sarı yemek kağıtlarına yapılmış mürekkep çizimler üretmiştir.

Sedat Veyis Örnek, Folklor/Edebiyat’ın Özel Sayısına Konu Oldu...

Yılda dört sayı olarak yayımlanan dil, edebiyat, iletişim, halkbilim ve sosyoloji içerikli Folklor/Edebiyat dergisinin 82. sayısı, 19 Kasım 1980'de, ünlü halkbilimci Sedat Veyis Örnek aramızdan ayrılışının 35. yılı anısına özel sayı olarak düzenlendi.

TÜBİTAK, Sedat Veyis Örnek Sözlü Tarih, Biyografi ve Belgelik Çalışması başlıklı proje kapsamında Ankara Üniversitesi DTCF öğretim üyesi Doç. Dr. Serpil Aygün Cengiz’in editörlüğünde hazırlanan bu özel sayı 820 sayfalık hacimli basılı yayın yanı sıra, içeriğinde Prof. Dr. Sedat Veyis Örnek’in öykü, şiir ve tiyatro oyunlarının profesyonel tiyatro sanatçıları tarafından seslendirilmesi ve Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi stüdyolarında kaydedilmesiyle oluşturulan bir DVD ekini de içeriyor.

DVD ekinde kapsamlı bir “sesli kütüphane” yer alıyor. Sesli kütüphane içeriğinde, Sedat Veyis Örnek’in 1968 yılında yazdığı "Pirinçler Yeşerecek", 1969 yılında yazdığı "Manda Gözü" ve "Kurt" adlı tiyatro eserleri yanı sıra, özgün ve çeviri hikayeleri ile şiirleri yer alıyor.

DVD ekinde ayrıca Sedat Veyis Örnek’in ilk basımı 1966 yılında Ankara Üniversitesi tarafından yapılan ve Folklor/Edebiyat’ın bu sayısında yer alması için izin verilen "Sivas ve Çevresinde Hayatın Çeşitli Safhalarıyla İlgili Bâtıl İnançların ve Büyüsel İşlemlerin Etnoljik Tetkiki", 1971 yılında yayımlanan "Etnoloji Sözlüğü" ile "Anadolu Folklorunda Ölüm" adlı kitapları da yer alıyor.

+ 11000 - Bir Taşın 11.000 km’lik Hikayesi: Nepal- Hindistan Fotoğraf Sergisi

Tarık Gök,  +11000, "Bir Taşın 11.00 km’lik Hikayesi" adlı fotoğraf sergisiyle [İstiklal Mahallesi, Çandarlı Sokak, No: 25, Eskişehir] değartlab’da 29 mayıs - 20 haziran 2015 tarihleri arasında sanat severlerle buluşuyor.

Himalayalar’ın tepesinden aldığı taşı Arap Denizi, Bengal Körfezi ve Hint Okyanusu’nun birleştiği Kanyakumari’ye dek taşıyan ve bu serüveni fotoğraflayan gezgin sanatçı, fotoğrafın kendisi için bir tutku olduğunu söylüyor; “fotoğraf peşinde yola çıktım ve bu aşk gezginliğe dönüştü” diyor.

Görüp öğrendikçe fotoğraf peşinde koştukça beynindeki sınırların da kalktığını ifade eden Gök, bunun bir bağımlılığa dönüştüğünü aktarıyor.

Adli Antropoloji Çalışmaları, Antropolojik Açıdan Kadın.. Beypazarı Adli Bilimler Günleri'nde ele alınıyor

Ankara Üniversitesi, Beypazarı Belediyesi, Adli Bilimciler Derneği, Adli Tıp Kurumu ve EGM Kriminal Dairesi Başkanlığı tarafından Beypazarı'nda 26 - 27 mayıs 2015 tarihleri arasında [Beypazarı Halkevi] "Beypazarı Adli Bilimler Günleri" kongresi düzenleniyor.

Kongrede "Adli Antropoloji Çalışmaları", "Antropolojik Açıdan Kadın", "Gıda Güvenliği ve Biyoterörizm", "Adli Ziraat", "Kriminolojide Kadın Suçluluğu", "Adli Toprak", "Adli Dil Bilim", "Adli Ebelik" gibi konular da ele alınıyor.

"Beypazarı Adli Bilimler Günleri"nde yer alan sunumlar şunlar:

19 Mayıs 2015 Salı

Çanakkale: Savaştan Barışa Uzanan Yol | Road to peace out of war

Çanakkale Savaşları’nın 100. yıldönümü vesilesiyle Yeni Zelanda’nın değişik şehirlerinde sergilenmesi öngörülen “Savaştan Barışa Uzanan Yol | Road to peace out of war” isimli fotoğraf sergisinin birincisi 5 - 27 haziran 2015 tarihlerinde Otaki Müzesi’nde [Otaki Museum, 49 Main Street, Otaki] düzenleniyor.

Folklor/Edebiyat Dergisi Sedat Veyis Örnek Özel Sayısı Buluşması

[KanalKultur] - Folklor/Edebiyat Dergisi, 2015 yılında yayınlanan 82. sayısında halkbilimci Sedat Veyis Örnek'i özel sayı olarak konu ediniyor.

Bu vesileyle, Cumhuriyet Üniversitesi'nde 22 mayıs 2015 günü (saat 13:30; Merkez Amfi, Kampüs, Sivas) Cumhuriyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Halkbilimi Kulübü (TÜHAK), Ankara Üniversitesi DTCF Etnoloji Anabilim Başkanlığı, Folklor/Edebiyat Dergisi ve Hayat Ağacı Dergisi tarafından ortaklaşa olarak "Folklor/Edebiyat Dergisi Sedat Veyis Örnek Özel Sayısı Buluşması" adlı bir toplantı düzenleniyor.

Toplantının açılış konuşmalarını Prof. Dr. Faruk Kocacık (Cumhuriyet Ünivesitesi Rektörü) ve Prof. Dr. İlhan Başgöz yapıyor.

Toplantıda ayrıca Prof. Dr. Şeref Boyraz, Doç. Dr. Serpil Aygün Cengiz, Doç. Dr. Günseli Bayraktutan, Doç. Dr. Meryem Bulut, Yrd. Doç. Dr. Özlem Demren, Öğr. Göv. Haluk Çağdaş, Dr. Müjgan Üçer, Dr. Metin Turan, Tekin Şener ve Seher Bostancı da konuşmacı olarak yer alıyor.

Şule Acar, İsimsiz adlı eseriyle 2015 Nuri İyem Resim Ödülü'nü aldı

Şule Acar - İsimsiz,
tuval üzerine yağlıboya, 80 x 110 cm., 2015
Nuri İyem adına 2006 yılından bu yana gerçekleştirilen “Nuri İyem Resim Ödülü” Resim Yarışması, Evin Sanat Galerisi tarafından bu yıl onuncu kez düzenlendi. 2015 Nuri İyem Resim Ödülü’nü Şule Acar, “İsimsiz” adlı eseriyle kazandı.

Yarışmaya 24 farklı şehirden 153 ressam 194 resimle katıldı. İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir ve Adana başta olmak üzere, Aydın, Balıkesir, Bursa, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Konya, Denizli, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Şırnak, Tekirdağ gibi bir çok şehirden katılım oldu.

Çoğunluğu öğrenci olan katılımcılar, Mimar Sinan Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi başta olmak üzere 24 farklı üniversitede öğrenimine devam ediyor..

18 Mayıs 2015 Pazartesi

Halil Akdeniz, Bedri Baykam, Bubi ve Yusuf Taktak - Dört Taraf

© Halil Akdeniz
Çağdaş Türk sanatının ustaları Halil Akdeniz, Bedri Baykam, Bubi ve Yusuf Taktak, 19 mayıs - 19 haziran 2015 tarihleri arasında, "Dört Taraf" isimli sergiyle Mine Sanat Galerisi Bodrum Yalıkavak Palmarina’da…

Az şeyle çok şey ifade eden ve motiflerinde zamanı, tarihi, zaman aşın kavramlarını kullanan Yusuf Taktak; yaşamın içinde, aşkları olan ve özellikle çevresinde ve dünyada gelişen olumsuzlara sanatıyla reaksiyonlar gösteren, hislerini dışa vuran ve taraf tutan bir sanatçı.

Bedri Baykam’ın “boyasal” bir sanat geçmişine sahip, yeni-dışavurumcu akımın öncülerinden biri olarak yaptığı multi-medya enstalasyonları, kolajlı siyasi sanat eserleri, taraf olduğunu gösteriyor.

Bubi, sürekli yeniyi, farklıyı arayan Dikişli İşler, Aplike Yüzeyler, Motifler, Şekilli Tualler ve Kafesler başlıklı dönemleriyle tanınıyor.

Dersaadet'te Gayrimüslim (Musevi - Hıristiyan) Bestekârlar | Jüdisch-Christliche Komponisten im alten Istanbul

Köln Yunus Emre Enstitüsü, 2 haziran 2015 günü [saat: 19:15, Belgisches Haus, Cäcilienstr. 46, 50677 Köln] "Dersaadet'te Gayrimüslim (Musevi - Hıristiyan) Bestekârlar" [Jüdisch-Christliche Komponisten im alten Istanbul] adıyla bir konser düzenliyor.

Konser, Georgios Marinakis yönetiminde Galata music projects tarafından icra ediliyor.

"Osmanlı Musikîsi", Akdeniz'in doğusundaki tüm halkların müzik geleneğinden öğeleri içerdiğinden, çok yönlü ve zengin bir müzik.

Yunus Emre Türk Kültür Merkezi'nce düzenlenen konser, eski İstanbul'daki gayrimüslim bestekârların seçkin eserlerine yer veriyor.

17 Mayıs 2015 Pazar

Güçlü Belgesellerin Bağımsız Festivali Documentarist’ten 8. Belgesel Şenliği ve Balkan Belgeselleri


Hayatın her alanından güçlü öyküleri bir araya getiren Documentarist İstanbul Belgesel Günleri, 13-18 haziran 2015 tarihleri arasında 8’inci yılını kutluyor. 2015 yılının onur konuğu, Ingmar Bergman’ın “İdealleri ve inançları uğruna inatla savaşan son büyük samuraylardan biri” diye nitelendirdiği İsveçli belgesel ustası Stefan Jarl.

Festivalde, bir başka usta Nikolaus Geyrhalter’in ilk gösterimi 2015'te Berlinale’de yapılan “Over the Years” (Über Die Jahre) adlı son filmi dahil üç yapıtıyla birlikte son dönemde öne çıkan Avusturya belgesellerine de özel bölüm ayrılıyor.

Göçmen trajedilerinden Çernobil’e, tüketim furyasından doğanın tahribatına kadar pek çok hayati meseleye değinen filmlerin yanısıra, programda bu sene yürek ısıtan öykülere de geniş bir yer ayrıldı. ‘Müzik ve Dans Belgeselleri’ bölümünde, bu alanda yapılmış en güzel filmlerden oluşan bir seçki izleniyor.

Dünyanın her köşesinden yüze yakın film sunmaya hazırlanan Documentarist 8. İstanbul Belgesel Günleri, 2015'te ‘sansür ve belgesel’ konusunu da masaya yatırıyor. Danimarka Ulusal Sinema Okulu’nun belgesel bölümünün konuk edildiği festivalde, ayrıca Kosova’da gerçekleşen Balkanların en büyük belgesel festivallerinden Dokufest’le ortaklaşa bir ‘Balkan Belgeselleri’ bölümü düzenleniyor.

İnsana Dair Ne Varsa: Hale Şakar Ürkmezgil Heykel ve Desen Sergisi

Hale Şakar Ürkmezgil, 4 mayıs - 30 haziran 2015 tarihleri arasında Krişna Sanat Merkezi'nde kişisel heykel ve desen sergisiyle sanatseverlerle buluşuyor.

Heykel sanatçısı Ürkmezgil, eserlerini figüratif tarzda mermer yontu ve bronz döküm ile sürdürmekle birlikte, pastel ağırlıklı desen çalışmalarına da devam ediyor.

21. kişisel sergisini açan sanatçı “yeryüzü ile gökyüzü arasına sıkıştığımda, duygumu formlaştırmak gibi bir üslubum var. İnsana dair ne varsa; acı, isyan, pişmanlık, muhabbet, sevgi, boşluk, özlem, alıp başını gitme, “gitme”, yakarış, yeniden doğuş, özgürlüğe kanatlanmak, hepsi var.

Ellerimi yönlendiren gözlerim yüreğime alet oluyor ve kütlenin statik ağırlığı böylece yerçekiminden arınıyor. İnsana, duygusuna, duyguma yenilmeyi seviyorum. Yaşama öykünmem bu yüzden.” diye ifade ediyor.

Somut Olmayan Kültürel Miras ve Etnografya Müzeleri

Ankara Etnografya Müzesi'nde Mayıs 2015 etkinlikleri konferansları kapsamında, "Müzeler Günü" vesilesiyle 18 mayıs 2015 pazartesi günü saat 14:30'da Prof. Dr. M. Muhtar Kutlu'nun konuşmacı olduğu "Somut Olmayan Kültürel Miras ve Etnografya Müzeleri" konulu bir konferans düzenleniyor.

Ankara Etnografya Müzesi'nin 20 mayıs 2015 çarşamba günü saat: 14:30'daki konuğu ise, Prof. Dr. Nakış Karamağaralı.

Prof. Dr. Nakış Karamağaralı, "Doğunun Kırmızı Şehri Ahlat" konulu belgesel gösteriminin konferansında konuşmacı.

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Serdar Kaynak - Düalite

Serdar Kaynak - Çelişki
[KanalKultur] - Serdar Kaynak, 6 - 30 mayıs 2015 tarihleri arasında; Galeri Selvin'de sanatseverlerle biraraya geliyor.

Sanatçı, “Düalite” isimli kişisel sergisinde, ikilik, ikileme, ikilem, ikili denge gibi unsurlara yoğunlaşıyor.

Serginin biçim yaklaşımını bu doğrultuda kurgulayan, doğadaki, evrendeki karşıtlık dengesini tamamlayıcı bir unsur olarak oluşturmaya çalışıyor.

Konunun içerdiği anlamlar bakımından bir bağlam olarak zıtlığı, karşıt olmayı, çelişki yaratabileceği duygusal bir yaklaşımla biçimlendiriyor.

Düalite, hayatın her alanında iken, zıtlık-karşıtlık açısından hayatın içinde önemli bir denge oluşturuyor.

Konuya tabi olan “Hayat Ağacı” bireyin zihinsel, düşsel bir çatışmanın ardından yaşadığı değişim ve dönüşümün mührü gibidir.

Toygun Orbay - ad libitum

Toygun Orbay, son dönem özgün yağlıboyalarıyla "ad libitum.." adını verdiği sergisiyle Nurol Sanat Galerisi’nde 7 - 23 mayıs 2015 tarihleri arasında Ankara'da ve 12 haziran - 4 temmuz 2015 tarihleri arasında Bodrum'da sanatseverlerle buluşuyor.

Ressam Toygun Orbay, insan ögesine ağırlık verdiği resimlerinde kendine özgü bir karışık teknik uyguluyor.

Toygun Orbay 

1956'da İstanbul'da doğdu. Ankara Fen Lisesi (1973) ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni (1979) bitirdikten sonra uzmanlık eğitimini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirürji (Beyin-Sinir-Omurilik Cerrahisi) Anabilim Dalı'nda tamamladı (1986). Bu arada 1 yıl süre ile Zürih Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Prof. Dr. Gazi Yaşargil'in yanında çalıştı. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahisi Anabilim Dalı'ndaki görevini Yardımcı Doçent (1987), Doçent (1990) ve Profesör (1998) olarak sürdürüp, 2006 da kendi isteği ile emekliye ayrıldı. Halen Ankara Güven Hastanesi’nde görev yapıyor.

İsmail Engin: Haydar Kaya Alevilik Tanıtımı ve İlkeleri El Kitabı'nı yazmış..

[© İsmail Engin] Haydar Kaya tarafından, Türkiye'de ilk kez olarak Aleviliğin tanımını gerçekçi bir şekilde yapma ve ilkelerini de Kur'an-ı Kerim'deki esaslara göre açıklama iddiasıyla hazırlanmış olan bu eser, "Sunuş" kısmının dışında on bölümden oluşmaktadır.

Aleviliği kapsayan o güne kadarki yayınları irdelediği "Sunuş" kısmında yazar, konu üzerine olan yayınları

a) yazarların kendi siyasi görüşlerini yansıtan ve Aleviliği kullanma yolunun seçildiği siyasi amaçlı;

b) gerçeklerden ziyade Alevilerin istemleri eğilimleri gözetilerek kaleme alınan kâr amaçlı ve

c) Alevilerin inancının, ibadetinin ve felsefesinin gözetilerek öz kaynaklara (Kur'an'a, Hz. Muhammede'e ve Ali'ye) dayanarak bilgilendirmeyi içeren gerçek amaçlı

olarak üçe ayırmakta (s. 5-9); eserini "gerçek amaçlı eserler" kategorisinde görmekte; Aleviliği "İslamın minhâc yolu, tasavvufu ve felsefesi" şeklinde algıladığını açıklamaktadır (s. 7).

Eserin birinci bölümünde (s. 11-30), Alevilikle ilgili kavramların genel bir tanımlamasını ve betimlemesini yapmaya çalışan Kaya, sırasıyla "Alevi", "Alevilik", "Kızılbaş", "Kızılbaşlık", "Râfizi", "Râfizilik", "Şii",  ve "Şiilik" üzerinde durmaktadır.

Yazara göre "Alevi", Hz. Ali'nin soyundan gelip, onun tasavvufi yolunu izleyenle; onun soyundan gelen seyyid, şerif ve hacegân kollarından herhangi bir mürşide ikrar verip, bağlanandır (s. 11).

Alevileri a) soydan gelenler ve b) soy dışından gelenler şeklinde iki grupta değerlendiren Kaya, soydan gelenleri de 1) "Evlâd-ı Resûl" ve 2) "Haşimiler" olarak ikiye ayırmakta; "Evlâd-ı Resûl"leri şeriflerle (ki yazar onların Zeydiyye mezhebine bağlı olduğunu belirtmektedir) seyyidler (Hüseynî, Musayî vb. gibi onları da İmamiyye mezhebine bağlamaktadır); "Haşimileri" de Hanefiyye ya da Keysaniyye mezhebine bağlı hacegânlar (Ahmet Yesevi gibi) ve evlâdanlar (İmamiyyeye bağlı) diye sınıflandırmaktadır (s. 13-14).

12 Mayıs 2015 Salı

Mehmed Şirzad - Ezelden Ebede

Prof. Mehmed Şirzad, ''Ezelden Ebede'' adlı kişisel sergisiyle 1- 30 haziran 2015 tarihleri arasında "Online Sergi" kapsamında Alta Sanat Galerisi'nde konuk oluyor. Bu, Alta Sanat Galerisi'nin 4. Online Sergisi.

Alta Sanat Galerisi Afyon Kocatepe Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Mehmed Şirzad'ın eserlerine yer verdiği 4. online sergisinde, sanatçının 6 adet tuval üzeri yağlıboya eserini sanatseverlerle buluşturuyor.

Sanatçı bu sergisindeki eserlerinde çeşitli konuları ele alıyor; yaşamsal faaliyetlerden elma ve buğday toplayıcıları, ayrıca bebek bekleyen kadınlar, şiddet gören kadınlar ayrıca bir sonbahar peysajı ve de hızla koşan hayal atlar ile felsefi düşüncelerini de tuvallere yansıtıyor.

Şirzad, eserlerinde köy ve kent yaşantısının ıstırabını ve dinamizmini felsefi bir duygu ile dile getiriyor.

Mehmet Yardımcı: Geleneksel Kültürümüzde Saz ve Zile Kıl Kopuzu

Yrd. Doç. Dr. Mehmet Yardımcı
Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Avlasam çöllerde saz ile seni
(Âşık Veysel)

[© Mehmet Yardımcı] - Âşıklar deyiş ve ezgilerini halk şiirinin çeşitli biçimleriyle şekillendirerek yüzyıllar boyunca varlıklarını koruyup günümüze ulaşmasını sağlamışlardır.

Yaşamımızın her aşamasında görülen, Anadolu'nun binlerce yıllık sesi olan saz, halk müziğimizin kök hücresi, âşıklık geleneğinin kültürel hafızası, kültürümüzün parmak izi, özgün motifiyle en önemli kültürel değerlerimiz arasındadır. Türk insanı sevincini, hüznünü, acısını sürekli sazla dillendirmiştir. "Saz başlar, söz susar" sözü de saza ve âşığa duyulan saygının önemini göstermektedir. "Saz, âşığın sembolüdür. Âşık ve saz o kadar bütünleşmiştir ki, bu sanatçılara 'saz şairi', 'sazlı ozan', 'çöğür şairi' gibi adlandırmalar verilmiştir."[1]

Sazla ilgili Bayram Durbilmez'in ileri sürdüğü: "Sazın 'tedavi etme', 'iyi ruhları çağırma / kötü ruhları kovma', 'ulularla haberleşme', 'ilhamı kuvvetlendirme','sözü daha etkili kılma', 'doğmaca söylerken âşıklara düşünme imkânı verme', 'şiirin ölçüsünü ve türünü belirleme', 'bade içen âşık adayını rüyadan uyandırma ve dilinin çözülmesini sağlama' gibi işlevleri olduğu tespit edilmektedir. Bu işlevler yanında 'âşıklık simgesi' kabul edilmesi de 'âşığın dert ortağı' olan sazın kutlu sayılmasını sağlamıştır" ifadeleri gözden kaçırılmaması gereken önemli yargılar içermektedir.[2]

Mustafa Sekban - Yel Uçurur Ağları

Hiperrealist akımının sanatçılarından Mustafa Sekban “Yel Uçurur Ağları ” isimli yeni sergisiyle 6 mayıs - 6 haziran 2015 tarihleri arasında Galeri İdil’de sanatseverlerle buluşuyor…

Yorumuyla özellikle Boğaziçi görünümlü büyük boyutlu panaromik İstanbul resimlerinin yanı sıra Göksu ve Balıkçılar temalı eserlerinin yer aldığı “Yel Uçurur Ağları…” isimli sergide Sekban, resimlerinde özellikle balıkçı kenti olan İstanbul’un değişen eski silüetini unutturmamak ve dünyaya tanıtmak amacıyla balıkçılarını ve boğaziçini ön plana çıkarıyor.

Sanatçı sergisinde mekan olarak büyük bir tutkuyla bağlandığı İstanbul’u seçiyor. Bir deniz kenti olan İstanbul'a olan ilgisi bu kentin emekçi deniz insanlarını kaçınılmaz bir biçimde tuvale taşırken serginin ismini de onlara ithaf (“yel uçurur ağları”) ediyor…

İstanbul’un deniz renginin her tonunu ayrı ayrı empresyonist ressamlar gibi tuvaline aktarırken; kendine has uslubu ve tekniğiyle fotorealist tablolar karşımıza çıkıyor.

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Soma'da Anne Olmak

Soma’da yaşanan maden kazası sonrasında “Soma’ya El Ver Kampanyası”nı başlatan Türk Eğitim Derneği, Soma’da dünden bugüne gelinen noktayı ve yapılan çalışmaları 11 mayıs 2014 tarihinde "Soma'da Anne Olmak" panelinde Soma anneleri ve uzmanlarla birlikte masaya yatırdı.

Gazeteci İsmail Küçükkaya moderatörlüğünde düzenlenen panelde Somalı anneler Hidayet Tokgöz ve Leyla Cambal’ın yanı sıra sanatçı Filiz Akın ve Hacettepe Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferhunde Öktem yer aldı.

Panelin açılış konuşmasını Türk Eğitim Derneği Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu yaptı.

Filiz Akın panelde Soma’da tanık olduğu yürek burkan öyküleri aktarmasının ardından şunları söyledi: “Soma’da cok acıklı hikayeler var. Yaklaşık on bin kişinin etkilendiği tahmin ediliyor. Çok büyük acılar yaşandı, halkımız bunu derinden hissetti, gözyaşı döktü. Oradaki anaların bir kısmı evlatlarını, daha genç anneler kocalarını kaybetti. Biz onların acılarını alamayız ama yardımda ve katkıda bulunabiliriz.”

Somalı anneler Hidayet Tokgöz ve Leyla Cambal, Soma’da anne olmanın hem anne hem baba olmak demek olduğunu vurgulayarak eşlerinin çocuklarını okutabilmek için madende çalıştığını söyledi. Soma faciasının unutulmaması ve çocuklarına sahip çıkılması isteklerini dile getirdiler: “Soma’da anneler dayanması çok zor acılar yaşıyorlar. Bir yandan eşlerinin, yoklukları bir yandan yetişmesi gereken evlatlar. Bizler isteriz ki çocuklarımıza olduğu kadar annelerimize de eğitim seminerleri verilsin desteklensin. Kaygı içinde olmasınlar. Soma’daki eşler ve anneler psikolojik ve toplumsal baskı altındalar. Üzerlerine renkli bir bluz bile giyemiyorlar. Türk toplumunda yalnız yaşayan, eşini kaybeden bir kadının yaşaması çok zor. Çocuklar resimlerinde mutlaka kömür, siyah, sürekli koyu renkler kullanıyorlar. Bunun için Soma’ya el verin.”

Exlibris Sergisi

[KanalKultur] - İstanbul Exlibris Deneği Akademisi sanatçı üyeleri 2 - 15 mayıs 2015 tarihleri arasında" Balat Kültür Evi'nde Exlibris Sergisi açıyor.

Sergi, İstanbul Exlibris Akademisi Derneği, Lions 118-E Yönetim Çevresi Cağaloğlu iki ve Piyerloti Lions Külüpleri, Lions 118-T Yönetim Çevresi yeni Fındıklı Lions Kulübü organizasyonu ile düzenleniyor.

Sergiye İstanbul Exlibris Akademisi Derneği'nin sanatçı üyeleri Ayşe Anıl, Ayşen Erte, Betül Uras, Birgül Hacıalioğlu, Canan Bilge, Dilara Oktar Gürses, Doğu Erte, Erol Ünal, Esra Kizir Gökçen, Gülden Günaydın, Suğgur Kars, İnci Çokneşeli, Münevver Cillov, Nazan Erkmen, Nazan Sönmez, Nermin Kutri, Neşe Meral, Tülay Öktem, Ümran Polat, Vildan Çolak Yıldız Exlibrisleriyle katılıyor.

Exlibris

Exlibris, kütüphanelede kitapların iç kapaklarına yapıştırılması amacıyla düşünülen sanatçılar tarafından üretilen en geniş kenarı 13cm. boyutunda olan özgün grafik resimlerdir.

Exlibrisler kitabın sahibini tanıtır ve ödünç alan kişiye geri getirilmesini hatırlatırlar.

Şaman Geleneğinden Bir Bakış: Demet Demirhan - Kır Zincirlerini

[KanalKultur] - Gergedan Sanat Galerisi, Çukurcuma’da yer alan mekânında Demet Demirhan (Karayazıcı)’nın eserlerinden oluşan “Kır Zincirlerini” adlı resim sergisine 15 - 31 mayıs 2015 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor.

"Kır Zincirlerini" sergisinde; başta kadına ve kadının kalabalık içindeki yalnızlığına yönelen bakışı Demet Demirhan’ı bir yandan varoluşçuluğa yakın bir noktaya ulaştırırken bir yandan da kadının başat karakter olduğu Şaman geleneğinin eteklerine kadar taşıyor.

Yazgısı benzeşen, yüzleri ve adları farklı olan kadınlar, kendi bedenlerine bile bakamayan soğuk duruşlu nesnelere dönüştürülmüşlerdir ama derinlerdeki ışık, çevrelerindeki ışıltılı aydınlık, devinime açık duran gizilgüç, her birinin içindeki patlamaya hazır buzdan yanardağın varlığını sezdirmektedir.

Sergide bir meydan okuma, patlamaya hazır duran birikimiyle, yaratıcılığı ve üretkenliğiyle yaşamı değiştirme gücüne sahip eyleme geçmeye hazır kadın figürleri ile karşılaşılıyor. Kadın figürleri çoğu zaman yalnızlığa itilen yaşamları, kompozisyona karışan Şaman inancına ait imgelerle kalabalıklaşıyor.

8 Mayıs 2015 Cuma

Venüs, Şebnem İşigüzel'e 2015 NDS Edebiyat Ödülü'nü getirdi...

"Venüs" adlı romanıyla Şebnem İşigüzel 2015 NDS Edebiyat Ödülü'nü kazandı; mansiyon ise Tuğba Doğan'ın "Musa’nın Uykusu" adlı romanına verildi.

Notre Dame de Sion Fransız Lisesi ile Notre Dame de Sion'lular Derneği tarafından düzenlenen NDS Edebiyat Ödülü'nü bu yıl, yazar Şebnem İşigüzel, "Venüs" adlı romanıyla kazandı.

Jüri Başkanı Tomris Alpay bu sene ödül alan eserleri şöyle tanıtıyor:

"Şebnem İşigüzel 'Venüs' romanında kahramanları Venüs, Zühre, Şekina aracılığıyla kadının, yıllar boyu değişmeyen yazgısını, aile albümünün sayfalarını çevirerek, geniş bir coğrafyada geniş bir zaman diliminde dinamik, fantastik, romantik, dramatik, masalsı bir ortamda anlatıyor.

Tuğba Doğan 'Musa’nın Uykusu' adlı eserinde kuşağının kadın hikâyesini, aile bağları, hakikat ve kader açısından derinlikle inceleyip bizi Zeliha’nın hayat açmazına konuk ediyor."

2015 NDS Edebiyat Ödül Töreni 26 mayıs 2015 salı akşamı Fransız Sarayı’nda, Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Laurent Bili’nin himayelerinde gerçekleşiyor.

Dönüşümlü olarak bir yıl Türkçe yazan bir Türk yazarın eserine; bir sonraki yıl ise Fransızca yazan ve eseri Türkçeye çevrilmiş Türk veya yabancı bir yazarın eserine verilen NDS Edebiyat Ödülü yedi yaşını doldurdu.

NDS Edebiyat Ödülü Jürisi NDS mezunu yazar, gazeteci, öğretim üyesi olan dokuz kişiden oluşuyor: Tomris Alpay (Jüri Başkanı), Yazgülü Aldoğan, Liz Behmoaras, Emel Kefeli, Arzu Öztürkmen, Mayda Saris, Zeynep Sabuncu, Özlem Yüzak, Mine Haksal.

yaramız, türkülerimiz | our wounds, our ballads

“Yıldızlar karmakarışık sarnıçta
sarnıç eski avlunun ortasında
kapalı odanın aynası gibi.

Sarnıcın çevresinde güvercinler
ayın çerçevesinde çiçek saksıları kireçle boyanmış
yaramızın çevresinde türkülerimiz şarkılarımız.”

Tanık Şiirler kitabından
Çevirenler: Özdemir İnce, Ioanna Kuçuradi

Murat Germen - Haybeden Enerji Santrali, 2015
art ON Istanbul, 27 mayıs – 5 eylül 2015 tarihleri arasında “yaramız, türkülerimiz” isimli karma sergide farklı disiplinlerde çalışan sanatçıların çalışmalarını bir araya getiriyor. Ünlü Yunanlı şair Yannis Ritsos’un “Benzeşim” isimli şiirden alınan başlık, serginin şiirsel imge ile görsel imge arasında yeni ortaklıklar kurmayı hedefleyen yapısına gönderme yapıyor. Daha önce, İlhan Berk’in şiir evrenine yoğunlaşan bir sergi de açan art ON Istanbul, bu kez Türkiye'de ilk olarak Ritsos’un bir çalışmasının da yer alacağı sergiyle, günlük yaşamın farklı metaforlarına gönderme yapmayı hedefliyor.

“yaramız, türkülerimiz” farklı kuşaklara ait sanatçıların değişik tekniklerle gerçekleştirdikleri çalışmaları içeriyor. Sergi, Ritsos’un düş ve düşünce dünyası üzerinde “yara” kavramına yakınlaşıyor.

Osmanlı Mutfağından Söz Edilebir mi? Haydi Sofraya! Mutfak Penceresinden Osmanlı Tarihi

Yemek varoluşun temel unsuru, aynı zamanda da bir kimlik, kültür ve sınıf göstergesi. Lakin tüketimi, üretimi, taksimi, tanzimi, sunumu, muhafazası ve temsiliyle yeme içme çalışmaları Osmanlı tarihi çalışmalarında henüz yeterince olgunlaşmış değil.

Amy Singer’in derlediği kitap, yemekler, gıda maddeleri, yemek tarifleri, yeme içme alışkanlıkları, öğünler ile mutfak ve sofra gereçlerini başlangıç noktası olarak alıp yemek çerçevesinde tarihsel bir incelemeye girişiyor.

Bunu yaparken de aslında yekpare ve durağan bir “Osmanlı mutfağı”ndan söz edemeyeceğimizi ortaya koyuyor.

Nicolas Trépanier’nin “Oruç ve Erken Dönem Mevlevi Tarikatı”nı ele aldığı makalesi, Mevleviliğin ilk dönemlerine ait kaynaklarda yemeğin (yemekten imtina etmenin) rolünü ele alıyor ve tarihsel değişimleri meydana çıkarıyor.

İklil Selçuk’un “Bursa’da Bozacılığa Dair Bir İnceleme”si, az miktarda alkol ihtiva eden bozanın 15. ve 16. yüzyıl Bursa’sının ticari ve toplumsal hayatında teşkil ettiği yeri ele alıyor.

Rachel Goshgarian “Kaynaşmak ve Ayrışmak”ta, 16. yüzyıl Anadolu Ermeni yemek ve ziyafet tasvirlerine başvurarak Sünni Osmanlı ile Şii Safevi imparatorlukları arasındaki savaşın kültürel bağlamında Ermeni Hıristiyan kimliğinin oluşum süreçlerine eğiliyor.

Bir Vardı Bir Yoktu. Çok Vardı Hiç Yoktu: Onsun - Ağacın Masalı

"tek başına kalmış bir elma ağacının, bir günahı anlatır gibi fısıltıyla paylaştığı masaldır…

Bir vardı bir yoktu. Çok vardı hiç yoktu...

Eskiden insanlar az sene yaşardı ama hayatları uzundu. İnanmıyorsanız kargaya sorun şahidimdir! Şimdi kalabalıksınız; çok arabalı, çok katlı çok binalısınız. Hızdan başınız dönüyor, günü geceyi karıştırıyorsunuz. Gündeminiz kaotik ve çok kaba  adamlı. Saatlerinizin zembereği boşalmış günler size yetmiyor.

Uzun yıllar oldu gerçek bir oğlak sesi duymadınız. Yol kenarlarında açmaz olan unutma beni çiçekleri, unuttu sizi. Distopyanızı kurdunuz (hayırlı olsun muydu?), hayallerinizi kaybettiniz ellerinizle...

Resimler size bir sırrı söylüyor, "bütün mesele üç-beş ağaçtır." hoyrat ellerde ağaç borsadır, nehirler göller, dağlar, denizler bile... Simsarlara inandınız, sandınız ki ağaçları kesince çok havanız olacak. Dağdaki pınardan çıkan suyu, kuşlara parayla satmaya kalktınız.

Resimdeki kuşlar doğruyu söylüyor. "Rüzgarları estiren yapraklara kulak verin. Şarkılarımı söylerken konacak dallarım olmalı. Gözlerimizi kamaştıran canlı renkleriyle, inadına ağaç inadına gökyüzü olmalı."

Bülbülün sesini unuttunuz. Bir taş plakta belki hatırlarsınız...

7 Mayıs 2015 Perşembe

Hıdırellez | Herdelezi, Berlin'de 7. kez Komşuluk ve Kültür Festivali olarak kutlanıyor...

Amaro Foro Derneği (Amaro Foro e.V.), Hıdırellez'i "Herdelezi" adıyla, 9 mayıs 2015 günü [saat 14 -18; Boddinstraße, Neukölln - Berlin] Berlin'de 7. kez "Komşuluk ve Kültür Festivali" olarak kutluyor...  

"Herdelezi" ya da "St. Georgstag" Güney-Avrupa Romanlarının ilkbahar bayramı olarak kutladığı bir gün.

Herdelezi'de Romanya ve Bulgaristan'dan şarkıcılar ve gruplar da Balkan müziklerinden örnekler veriyor.

6 Mayıs 2015 Çarşamba

Erdoğan Karayel çizdi: Deniz Gezmiş / Yusuf Aslan / Hüseyin İnan

© Erdoğan Karayel - Deniz Gezmiş / Yusuf Aslan / Hüseyin İnan
donquichotte.org/

Havva Engin: Çocuğun Dijital Medya Kullanmasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar

Prof. Dr. Havva Engin
[© Havva Engin] Bir süreden beri, velilerden çocuğunun dijital medya kullanmasında neye dikkat etmesi gerektiğine dair sorular ve bununla ilgili problemler ulaşıyor.

Çocuğun teknolojik araç kullanma yaşına net bir cevap vermek zordur; çünkü medya araçlarını kullanma bilinci sosyal çevreden öğrenilen bir beceridir.

Genel olarak, bilim insanları internet bağlantısı olan „akıllı telefonların“ ve „tablet bilgisayarların“ 13 yaşından küçük çocuklara verilmesinin doğru olmadığını söylüyorlar. Küçük yaştaki çocuklar, özellikle „sosyal ağlarda“ karşı karşıya kalabilecekleri tehlikeleri idrak etmekte zorlanırlar.

Çocuk, “gerçek dünya” ile “hayal dünyası”nın arasındaki farkı ayırd edebiliyorsa, onun reklam ve klipleri izlemesinde pek bir problem yoktur. Lakin, gösterilen reklam senaryosunu ve reklam kahramanlarının kurgu olup olmadığını anlamadığı zaman, sosyal problemler başgösterebilir ve bu durum onun gelişimini bir şekilde etkiler.

Örneğin, çocuk sadece ve özellikle bu ürünleri tüketmek ister, ki bazılarını fazla tüketimi sağlığı tehdit edebilir veya reklamda gördüğü kahramanlar gibi giyinmeye, konuşmaya ve davranmaya başlar. Bu da sosyal davranış bozukluklarına kadar gidebilir.

Keza, yine unutulmamalıdır ki, geçmişte en uç örnek olarak, bazı ülkelerde çocuklar örneğin, çizgi filmlerde kendilerini hayranlık duydukları kahramanlara o kadar çok kaptırmışlardır ki, camdan atlayıp, ağır ve ölümcül kazalara neden olmuşlardır.

„Elektrosmog“

Dünya Sağlık Örgütü’nün ve saygın üniversitelerin yaptığı çalışmalar, „akıllı“ diye adlandırılan değişik elektronik aletlerin yüksek dozda elektromanyetik dalga yaydığını ve bu „Elektrosmog“ adı verilen durumun özellikle küçük çocuklarının sağlığını ciddi şekilde tehdit ettiğini gösteriyor.

Bu tür bir tehdit altında olan çocuklarda, baş ağrısı, konsantrasyon eksikliği, aşırı duraksız olmak ve uyumama semptomları görülüyor.

5 Mayıs 2015 Salı

Süheyla Taşçıer: Çocuklar Küs Oynarmış

Süheyla Taşçıer
[© Süheyla Taşçıer] çocuklar küs oynarmış

annem
ölgün sesiyle
haydi çocuklar hazırlanın dikmene gidiyoruz dedi
minderleri havalara fırlatmadık
divanların üzerinde
yaşasın ağaçlara tırmanacağız çığlıkları atmadık
küs baktı sevincimiz

annemin
naftalin kokan sandık odasında
saklamak için yolunu gözlediği
üç fidan asılmış

evde herkes ağlıyor
dört kardeş sessiz alanlara çekildik
boğuluyorduk

acele hazırlandık dışarı çıktık
pus taşıyordu bulutlar
mayıs gibi bakmıyordu gökyüzü

mahalle
ve
sokaklar hiç uyumamıştı
gözler kan çanağı

bakkal amcaya koştum
ekmek gelmemiş
ekmek almaya gelmedim ismet amca
ağlamıyorsan
şeker almayacak çocuklar senden demeye geldim

manav amca ağlıyor
kasap cemil ağlıyor
kapıda asılı süslü sinekliği ile oynamadım

annemin sesine döndüm
süheyla gel evladım
kardeşlerimle taş binanın kapısında
elimi sıkıca tuttu
caddeye indik

durakta insanlar ağlıyor

Dünyadan Geleneksel Kadın Kıyafetleri Defilesi

Ankara Üniversitesi Öğrenci Destek Komisyonu, 7 mayıs 2015 perşembe günü [Saat: 14.00 / A.Ü. Tıp Fakültesi Morfoloji Yerleşkesi, Abdulkadir Noyan Konferans Salonu, Ankara] öğrenci yararına “Dünyadan Geleneksel Kadın Kıyafetleri” konulu bir defile düzenliyor.

İsmail Engin: Abe, sizin de Kakava'nız kutlu olsun!

Gogocular gogo yapar
Aç karınla sükse satar

Aman gogocular
Canım gogocular

Plakalar elimizde
İki buçuk cebimizde

Aman gogocular
Canım gogocular

Karkaput mahalleyi bastı
Melek abla yan yan kaçtı

Aman gogocular
Canım gogocular[1]

[© İsmail Engin] Üniversiteye yeni başlamıştım... "Sosyal Antropoloji'de Alan Araştırması Yöntem ve Teknikleri" dersimizin öğretmeni [Prof. Dr.] Sabri Çakır'ın yönlendirmesiyle "Çingeneler" üzerine bir çalışma yapıyordum.

Muhtemelen 1981 kışıydı. Edirne'de zamanın Sağlık Müdürü Dr. Ratıp Kazancıgil'e görüşüyordum. Ratıp bey, ünlü tıp tarihçisi Ahmet Süheyl Ünver'in de yönetiminde Edirne hakkında bir doktora tezi hazırlamış ve Osmanlıcası son derece iyi olan bir akademisyendi aynı zamanda. Akabinde Trakya Üniversitesi'nde tıp tarihi kürsüsünde öğretim üyesi oldu.

Dr. Ratıp Kazancıgil'in saatler süren ve kayda aldığım konuşmasında, bana Edirne tarihinden söz ederken, Çingenelerin de tarihini anlatıyordu. Bilhassa Edirne'deki "Araplar mahallesi"nin...

Ona Çingeneler üzerine bazı bilgiler edinmek istediğimi belirtip, bu konuda kiminle görüşebileceğimi sordum. Bana "Kınacı Muhittin"i önerdi.

Türkçe konuşan bir Kapadokyalı: Pavlos Karolidis’in Farklı Kişilik ve Aidiyetleri - Atina'da Kapadokyalı, İzmir'de Atinalı, İstanbul'da Mebus...

Toplumsal Tarih mayıs 2015'te yayınlanan 257. sayısında Vangelis Kechriotis’in “Pavlos Karolidis’in Farklı Kişilik ve Aidiyetleri” başlıklı yazısını kapağa taşıyor. Karolidis, Türkçe konuşan bir Kapadokyalı olarak Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya’da eğitim görmüş; İzmir, Atina ve İstanbul’da kültürel mirasını, etnik ve dini kimliğini savunmak zorunda kalmış bir Meclis-i Mebusan üyesi.

Cemil Koçak, “Atatürk’ün Zehirlendiği İddiası” başlıklı makalesinde, 6 Nisan 2015 tarihli Yeni Şafak gazetesinin Atatürk’ün İnönü ve çevresince zehirlendiğini kanıtlama iddiasıyla yayımladığı “belgeler”i mercek altına alıyor.

Gülhan Balsoy, “19. Yüzyıl İstanbul’unda Bikes ve Bimesken Bir Kadın Olmak” başlığı altında, Haseki Hastanesi’nin 19. yüzyıl boyunca geçirdiği dönüşümü inceliyor; kimsesiz ve yoksul kadınların karşı karşıya olduğu eşitsiz ortama bu kadın hastanesinin penceresinden bakıyor.

Arsen Yarman, “Anadolu Ermeni Tıbbına Kısa Bir Bakış”ta Ani, Kilikya, Amasya ve Sivas Okulları üzerinden, Ermeni tıbbının birikimini ve oluşturduğu geleneği ele alıyor.

“Kitlelere: Komintern’in Üçüncü Kongresinin Tutanakları, 1921” başlıklı yazısında Mete Tunçay, aynı adlı kitaptan yola çıkarak, Üçüncü Kongre’yi Türkiye solu açısından değerlendiriyor.

Mehmet Beşikçi ve Alexandre Toumarkine, Avrupa tarihçisi John Horne ile I. Dünya Savaşı üzerine yaptıkları söyleşide Horne, konuya ulus-aşırı perspektiften yaklaşıyor ancak ülkelerin özgül deneyimlerinin de altını çiziyor.

Çetin Pireci - Yekvücut

[KanalKultur] - Çağımızın vazgeçilmezi hâline gelen dijital dünyada yaşanan gelişmelerin yol açtığı sonuçları sorgulayanlardan mısınız?

Çetin Pireci, ‘Yekvücut’ adını verdiği sergide, hiçbir elektronik cihazdan faydalanmadan, tamamen doğal yollarla meydana getirdiği eserleriyle bambaşka bir bakış açısını 12 mayıs - 6 haziran 2015 tarihleri arasında D’art Gallery’de sanatseverlere sunuyor.

Teknolojinin perçinlediği, artık bir açmaza dönüşen bireysellik ve yalnızlık üzerine tekrar tekrar düşünmemizi hedefleyen Pireci, dijitali bir kenara iterek yaptığı çalışmalarını paylaşıyor.

‘Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz’ her gün, bizi yalnızlığa sürükleyen nedenleri bulmaya daha çok yaklaşıyoruz.

Pireci, sizi dijitalin içinden doğala, yalnızlık bunalımına karşı ‘yekvücut’ soru sormaya çağırıyor.

1 Mayıs 2015 Cuma

Erdoğan Karayel - İşçinin ve Emekçinin Bayramı Kutlu Olsun!

© Erdoğan Karayel çizdi -
"İşçi sınıfının emeğine göz dikenleri tarih hiç affetmemiştir..
Dünya siyaset mezarlığı bu emeğe göz dikenlerle doludur..
İşçinin ve emekçinin bayramı kutlu olsun!"
donquichotte.org/

Peruze Hamurcu - Güneşe Yürümek

Peruze Hamurcu - "Mahşerin Dört Atlısı"
tuval üzerine yağlı boya, 114 x 146 cm., 2015
Peruze Hamurcu’nun "Güneşe Yürümek" adlı kişisel resim sergisi 25 nisan – 13 mayıs 2015 tarihlerinde Galeri Soyut / B Salonu’nda sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, insana ait değerlerin darmadağın olduğu bu yüzyılda insana ve insan yaşamına dair konularıyla hepimizi içsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Sanatçının kendine özgü bakış açısıyla kurguladığı resimlerindeki figürler, bazen tanıdık bir yüz gibi geliyor.

Ancak onlar bir düş aleminde yaşayan yaşanılan gerçek mekandan alınmış kendilerine özgü bambaşka bir sahnede rol alıyor.

Figürlerin zaman zaman olanaksızmış gibi görünen duruşları ve ilişkileri, kendi varoluşlarını imgesel bir boyuta taşımak için kurguladığı bir oyun.

Peruze Hamurcu'nun resimlerinde renk, tuval yüzeyinde sınırlanmış biçim ve form ilişkisinde sınırlanmıyor.

Gaggenau'da 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı | 23 Nisan Internationales Kinderfest kutlamaları

[KanalKultur] - 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, "23 Nisan Internationales Kinderfest" olarak Gaggenau'da 2 Mayıs 2015 günü [Jahnhalle, 76571 Gaggenau, saat 14:00'ten itibaren] kutlanıyor.

"23 Nisan Internationales Kinderfest", Gaggenau Türk Okul Aile Birliği tarafından düzenleniyor.

Kudüs Yolculuğu - Edirne, İstanbul, İzmir, İskenderiye 1868-1869

Mihail Macarov Osmanlı tebaasından Avratalanlı (Koprivşitsa) bir Bulgar ailenin çocuğudur. Babası İvan Macarov ömrünü gurbette geçirerek aba imalat ve ticareti yapmaktadır. İstanbul’da Çorapçı Han’da dükkânı vardır.

Genç Mihail de burada çalışacak, sonra 1873’te girdiği Robert Kolej’de eğitim görerek Bulgar aydınları arasındaki yerini alacaktır.

Ama Macarov’un bu kitaptaki Kudüs yolculuğu anıları daha önceye 1868-69’a aittir.

İvan Macarov 1868’de yanına karısını ve oğlu Mihail’i alarak hacı olmak üzere Kudüs’e doğru yola çıkar. Yanında Mısır’daki ortağının karısı ve iki oğlu da vardır.

At arabasıyla yola çıkan kafile önce Filibe’ye, sonra Edirne’ye varır.

On dört yaşındaki Mihail Selimiye Camii’ne hayran olur, hemen minarelerden birinin üçüncü şerefesine tırmanır. Burada bir gün kalırlar sonraki etapta Tekirdağ yolculuğu vardır.

Buradan İstanbul’a vapurla giderler ve Fener’de bir eve yerleşerek kentte üç ay kalırlar. Ayasofya’yı, Vlaherna (Ayvansaray) Kapısı’nı, Yeniçeri Müzesi’ni, Hipodromu görür. Bir İstanbul yangınında tulumbacıların peşine takılır.

Ardan Özmenoğlu - Değmesin Yağlıboya | Watch Out

Ardan Özmenoğlu - Rögarın Altındakiler (İstanbul)
 | Down in The Sewer (Istanbul),
Post-it notlar üzeri karışık teknik | Mixed
media on post-it papers, 120 x 90 x 5 cm., 2015 
Alışılmış kalıpların dışında özgün, orijinal fikir ve tekniği ile göz dolduran ender çağdaş sanatçılardan olan Ardan Özmenoğlu 17 nisan - 17 mayıs 2015 tarihleri arasında “Değmesin Yağlıboya | Watch Out”  isimli solo sergisiyle Galeri İlayda’da sanatseverler ile buluşuyor.

Ardan Özmenoğlu özgün baskı tekniğiyle buluşturduğu post-it notlar ile yarattığı eserleri ve enstalasyonlarıyla tanınıyor. Özmenoğlu kendisiyle özdeşleşen neon ve kavramsal işleriyle, bu sergide sanatseverlerin karşısına sergiye adini verdigi neon isi ve ve yeni çalışmaları ile çıkıyor.

Serginin adı, “Değmesin Yağlıboya” Gırgır dergisinin bir zamanlar en ünlü karakteri En Kahraman Rıdvan’dan sıkça rastladığımız bir replik, halk dilinde bir şey taşınırken kalabalıktan hızlı geçilmesi gerekiyorsa söylenen söz ve Barış Manço’nun değerli plaklarından biri; yedinci albümü. Sergiyle ayni ismi taşıyan eser, Barış Manço’nun aynı adlı albümüyle aynı karakterde yazıldı. Sergi bunlardan referans alıyor ama gerçekliğinde bir sanat görüsü var. Bu sanatta çokça rastladığımız, özellikle ressamların yağlıboya tablolarında önem verdiği ve eseri taşırken çokça söylediği, bütün bu anlamlarından çok başka bir yaklaşım. Aynı zamanda çağdaş sanatçıların günümüzdeki bir tutumu!