Bu Blogda Ara

8 Aralık 2016 Perşembe

Seyyid ve Şerifler

Seyyidlik, İslâm dünyasında nasıl ve hangi tarihi şartlar altında doğdu?

Seyyidlerin Osmanlı hukuk teşkilat ve kültürü içerisindeki yerleri nedir?

[İsmail Engin - @kanalkulturRüya Kılıç'ın Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak yönetiminde hazırladığı ve 1994 yılında sunduğu yüksek lisans tezinin konusu "Seyyid ve Şerifler".

"Hilâfet Mücadelelerinin İslâm Tarihinde ve Osmanlı İmparatorluğu'nda Toplumsal Yapıdaki İzdüşümü: Seyyid ve Şerifler" başlığıyla Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı'nda hazırlanan tez, "Özet", "Summary", "İçindekiler", "Kısaltmalar, "Önsöz" ve "Giriş" kısımları haricinde 6 bölüm ve "Sonuç" ile "Kaynakça"dan oluşuyor.

Çalışmanın amacı, "İslâm toplumlarında ve Osmanlı sosyal tabakalaşmasında müstesnâ bir yere sahip olan seyyid ve şerif zümresinin esas olarak Osmanlı sosyal yapısının bugüne kadar üzerinde durulmamış bir kesiminin günışığına çıkarılmasına" yardımcı olabilmek şeklinde belirlenmiş. (s. vii)

Rüya Kılıç, tezinde, Seyyidlik kurumunu "Osmanlı sosyal tabakalaşmasında İslâmî mirasın tipik göstergesi" şeklinde görüyor ve değerlendiriyor. (s. vii).

Kılıç, tezinin "Giriş" kısmında (s. 1-3) "İslâmiyet'ten önce Arap toplumlarında kabileleri yöneten şefler için kullanılan ve bir çeşit asâlet simgesi olan seyyid ve şerif kelimeleri Emevî döneminden itibaren genel olarak, Peygamber ailesinden gelenleri ifade etmeğe başlamış, Peygamber'in iki amcasının çocuklarının soyuna mensup olanları, yani Ebû Talip Oğulları ile Abbâs oğullarını içine almıştır. Özel olarak ise, Peygamber'in kızı Fatıma'dan olma torunları Hasan'ın ve özellikle de dramatik bir şekilde öldürülen ve efsaneleşen Hüseyin'in soyundan olanları nitelemek için daha yaygın bir şekilde kullanılmışlardır." diyor ve ekliyor: "(...) Nitekim vekâyinâmelerde seyyid ve şerif ünvanlarının daha çok Hz. Ali'nin çocukları için kullanıldığı görülür. (...) özellikle Peygamber'in Hz. Ali ve Hz. Fatma'dan olan çocuklarından, Hasan soyundan gelenlere şerif ve Hüseyin soyundan gelenlere seyyid denilmekle beraber, bu ünvanlar Hz. Ali'nin Hz. Fatma'dan olmayan diğer oğlu Muhammed b. el-Hanefi soyu için de - aynı yaygınlıkta olmamakla beraber - kullanılmıştır." (s. 1)

22 Kasım 2016 Salı

Türkiye'deki Suriyeli 'İthal Gelinler' ve Alman 'İthal Damatlar'

[İsmail Engin - @kanalkulturTürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2 Mart 2016 günü yayınladığı 21515 sayılı "Haber Bülteni"nde 2015 yılı "Evlenme ve Boşanma İstatistikleri"ni konu ediniyor.

Söz konusu istatistiklerde "Yabancı Gelinler"e (ya da "İthal Gelinler"e) ve "Yabancı Damatlar"a (ya da "İthal Damatlar"a) da yer veriliyor.

Buna göre, "İthal Gelinler" / "Yabancı Gelinler" arasında ilk sırada "Suriyeli Gelinler" bulunuyor.

Verilerde "Yabancı Gelin" olarak adlandırılan "İthal Gelinler"in sayısının 2015 yılında 18 bin 814 olduğu belirtiliyor. Bu sayı, toplam gelinlerin % 3,1’ini oluşturuyor.

Uyruklarına göre, "Yabancı Gelinler"in ("İthal Gelinler") % 19'unu Suriyeli gelinler (3 bin 569 kişi) % 14,3'ünü Alman gelinler (2 bin 695 kişi) ve % 8,8'ini de Azerbaycanlı gelinler (bin 653 kişi) oluşturuyor.

Öte yandan 2015 yılındaki 3 bin 566 "Yabancı Damat" / "İthal Damat" arasında Alman damatlar ilk sırada yer alıyor. Bu sayı 2015 yılındaki toplam damatların % 0,6’sına denk geliyor.

Uyruklarına göre, "Yabancı Damatlar"ın ("İthal Damatlar") % 38,4'ünü Alman damatlar (bin 368 kişi), % 7,9'unu Avusturyalı damatlar (282 kişi) ve % 6,8'ini Suriyeli damatlar (241 kişi) oluşturuyor.

Buna göre, Türkiye toplumu, erkek tarafından Suriyelilerle, Almanlarla, Azerbaycanlılarla ("İthal Gelinler"le); kadın tarafından da Almanlarla, Avusturyalılarla, Suriyelilerle ("İthal Damatlar"la) evlenme yoluyla birinci derecede akrabalık bağları kuruyor...

21 Kasım 2016 Pazartesi

Türkiye Toplumunun Tecavüzcüsünün ve Cinsel İstismarcısının Profili

[İsmail Engin - @kanalkulturGeçtiğimiz günlerde TBMM'ye bir grup Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekili tarafından "16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçunda, mağdurla failin evlenmesi, mağdur ile failin evlenmesi halinde fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya cezanın ertelenmesine imkan veren düzenlemeye ilişkin (...)" yasa tasarısı önerisi verildi. Kamuoyunda "Cinsel İstismar Önergesi" olarak tanınan girişim, 15 yaşından küçük çocuklara yönelik "cinsel istismar suçu"nun faillerini "cezasız bırakacağı" ve mağdurla failin evlen(diril)mesine yasal zemin hazırlayacağı, "tecavüzü meşrulaştıracağı" düşünceleriyle toplumun değişik kesimlerinde tepki buldu.

Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) cinsel suçlar, kişilerin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden fiiller ve kişisel değerlere yönelik tecavüzler olarak değerlendiriliyor. Kanunda cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar; cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki ve cinsel taciz şeklinde düzenleniyor.

2010 yılında, İsmail Altan Tülü, Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Disiplinlerarası Adli Tıp Anabilim Dalı'nda Prof. Dr. Hatice Gülsen Erden danışmanlığında "Tecavüz Suçlularında ve Çocuk Cinsel İstismarcılarında Suç Analizi" başlıklı bir yüksek lisans tezi hazırladı.

Ankara L1 ve L2 Tipi, İstanbul Ümraniye T Tipi, Çankırı, Kırşehir, Konya, Nevşehir, Adıyaman, Malatya, Elazığ ve Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumlarında bulunan 106 tecavüz suçlusu ve 157 çocuk cinsel istismarı suçlusu olmak üzere, toplam 263 yetişkin erkek hükümlünün ve hiç suç işlememiş 100 yetişkin erkek bireyin konu edinildiği araştırmada, cinsel suç nedeniyle hüküm almış yetişkin erkek bireylerin, demografik özellikleri, gelişimsel ve ailesel faktörleri, adli geçmişleri ve suç davranışları, sosyal ilişkileri ve suça ilişkin bilişsel çarpıtmaları ile psikopati arasındaki olası ilişkileri irdeleniyor.

Araştırmanın sonuca göre, çocukluğunda cinsel istismar mağduru olmuş olma durumu ile daha sonra çocuk cinsel istismarcısı olma arasında bir ilişki bulunuyor. (s.108) Keza, çocuk cinsel istismarcısının çocukluğunda yaşadığı cinsel istismar mağduriyet yaşı ile daha sonra bir istismarcı olarak mağdur ettiği çocukların yaşı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki var. (s.110, 142) Aratırmada, çocukluğunda cinsel istismar mağduru olmuş olma durumu ile daha sonra çocuk cinsel istismarcısı olma arasında ve yanı sıra çocukluğunda cinsel istismar mağduru olduğu yaş ile daha sonra cinsel istismar ettiği çocukların yaşı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuş. (s.147)

Araştırma bulgularına göre:

1 Kasım 2016 Salı

Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen

İsmail Engin / Erhard Franz (Haz. | Hrsg.): 
Aleviler / Alewiten. Cilt 2 Band: 
İnanç ve Gelenekler / Glaube und Traditionen. 
Deutsches Orient-Institut, Mitteilungen 60, 
Hamburg 2001, 320 S., ISBN 3-89173-061-6
Deutsches Orient-Institut tarafından yayınlanan ve alanında uzman olan araştırmacıların makaleleriyle katkı yaptığı 3 ciltlik Türkçe ve Almanca (iki dilli) Aleviler / Alewiten adlı eserin 2. cildi, "İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben", "Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten", "Dini Yansıması Olarak Sanat ve Zanaat | Kunst und Handwerk als Spiegel des Glaubens" adlı üç ayrı bölümden ve toplam 22 makaleden oluşmaktadır.

Kitap, »Önsöz | Vorwort«un yanı sıra, makalelerde geçen kaynakların topluca sunulduğu »Kaynaklar | Bibliographie« kısmından sonra İsmail Engin ile Erhard Franz'ın kaleme aldığı »Alevilerde ve Bektaşilerde Dini Yapı | Zur religiösen Führungsstruktur bei Alewiten und Bektaschi« adlı bir detaylandırma; açıklamalı »Tarihsel Kişiler Dizini | Index historischer Persönlichkeiten« ve birinci cildin içindekilerle sona ermektedir. Çalışmada, yeri geldiğinde resimlere, çizimlere, tasarımlara ve karikatürlere yer verilmektedir.

"İnanç Biçimleri ve Dini Hayat | Glaubensvorstellungen und religiöses Leben" adını taşıyan ilk bölümde, beş makale vardır. Bu bölümde Musa Baran »Tahtacılarda Musahiplik Töreni | Die Musahiplik-Zeremonie bei den Tachtadschi« adlı makalesinde, genel bir girişten sonra, Tahtacılar üzerine kısa bilgiler vermekte; ardından musahiplik törenini betimlemektedir. Törende oniki hizmetliler üzerinde de duran yazar, "hayırlı" ve nefeslere açıklık getirmekte, örnekler sunmaktadır. Meydan döşeği, muhabbet ve erkân yetirmeyi de açıklayan yazar, aşına, peşine ve çiğildaş olma konularına da eğilmektedir. Mehmet Yaman, »Alevilikte Kurban Geleneği | Opferriten im Alewitentum« adını taşıyan makalesinde kurban ve dini özelliği ile Alevilikte içeri ve dışarı kurbanlarını, Kurban Bayramı'nın anlamını konu edinmektedir. »Alevi-Bektaşi Kültüründe Semahlar | Der Semah in der Kultur des Alewiten- und des Bektaschitums« başlığını taşıyan ve İlhan Cem Erseven tarafından yazılan makalede semah ve oyun, Anadolu kültürü ve oyun, İslam ve dans ilintilerini irdelenmekte; semahın çeşitleri, oynanışı ve türleriyle ilgili bilgiler verilmektedir...

"Halk İnançları ve Uygulamaları | Volkglaube und Riten" adlı ikinci bölümde altı makale yer almaktadır. Konuyla ilgili ilk makale Kutlu Özen'in »Sivas Alevilerinde Kutsal Yerler ve Yatır İnancı | Heilige Orte und Gräber in der Provinz Sivas« adlı makalesidir. Özen, burada adak, adak adamak, cöher, kurban vb. kavramları açıklamakta; adak yerlerinin fonksiyonlarını değerlendirmekte; yer-su, dağ, taş-kaya, orman-ağaç, evliya kültlerine bağlı adak yerleri üzerinde durmakta; Sivas ve Divriği örneğinde de konuyu ele almaktadır. »Seyyid Battal Gazi Külliyesi'nde Adak ve İnanç Gelenekleri | Wallfahrtsbräuche am Grab des Seyyid Battal Gazi« adlı makalesinde İlyas Küçükcan Battal Gazi ile külliyesi etrafında kümelenen adak, inanç ve sağaltma uygulamalarını aktarmaktadır. »Balıkesir Yöresinde Sağaltma İşlevli Bazı Bektaşi Ocakları ve Bazı Alevi Köylerinde Yatırlar, Kutsal Ağaçlar ve Sağaltma Ocakları | Heiligengräber, Kultstätten und Heilpraktiken der Bektaschi und der Alewiten in der Gegend von Balıkesir« adlı makalesinde Aydın Ayhan Barak Baba, Gazi İnebey Subaşı, Garip Dede, Çırpılı Dede, Uzandede yatırları ile bu yatırlar etrafında kümelenen adak, sağaltma uygulamaları ile yöredeki Alevi-Çepni köylerindeki sağaltma ocaklarını konu edinmektedir. Veli Asan »Tahtacılarda Cenaze Törenleri | Bestattungs- und Totenbräuche bei den Tachtadschi« adlı makalede Tahtacı kültüründe ölüm üzerinde durmakta; ağıtları betimlemekte ve örneklemekte; ölünün kaldırılması, onun yıkanması, giydirilmesi konularını irdelemekte; cenaze töreni ve ölü yemeğine de açıklık getirmektedir. Kemal Astare, »Glaubensvorstellungen und religiöses Leben der Zaza-Alewiten | Zaza Alevilerinin İnanç Biçimleri« başlıklı makalesinde Zazaların dini inançları ve bu inançta dini görevlerdeki hiyerarşi, ocaklar, cem, sanal akrabalık türü kirvelik, oruç geleneksel bayramlar ile değişme üzerinde durulmaktadır...

28 Ekim 2016 Cuma

Alevilik

İsmail Engin / Havva Engin [Hazırlayanlar]: Alevilik. 
Kitap Yayınevi, İstanbul 2004, 581 S., 
ISBN: 975-8704-73-7
-Bu kitap Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı'nın (1920-2003) aziz anısına yayınlandı-

“Babam Alevilik İslamdır, hatta hakiki  Müslüman biziz diyor. Ben Alevilik kendi başına bir inançtır, fakat İslamdan da etkilenmiştir diyorum. Oğlum da Alevilik yalnızca bir felsefe, bir yaşam biçimidir diyor. Ne yapacağız şimdi?”

1980’li yılların sonlarında dünyadaki hızlı siyasi ve ekonomik gelişmeler ile değişmelerden nasiplenen Alevilik bir yandan varsayılan “gizliliğini” parçalayıp “kamusal alana” taşınır, diğer yandan da buna paralel bir şekilde Alevilerde “kendini keşfetme süreci” yaşanırken, buna dayalı olarak da bir “kimlik bunalımı”yla karşı karşıya kalındı. Aleviler, giderek artan bir şekilde kendilerini, kim olduklarını; Aleviliğin de nereden gelip, nereye gittiğini, ne olduğunu sorgulamaya başladılar.

“Dışarıdan bakış” Alevilerin homojen ve kapalı olduğu yönündeydi. Aslında homojen değil, çoğulcu ve çeşitli (heterojen) bir yapıya, ilişkiler ağına / örüntüsüne, davranışlara ve doğal olarak siyasi tutumlara sahiptiler; ancak nedense “dışarıdan bakış” bunu bir türlü kavrayamıyordu veya kavramak istemiyordu. Her dinî yapıda görüldüğü üzere “cemaatlere” bölünmüşlerdi; cemaatler arası ilişkiler de stabil değil, kaygan bir zemine oturmuştu. Toplumdaki hızlı değişim ve dönüşüm, kamusallaşmaları / kamusal alanda tanınmaları açısından yeni olanaklar sağlarken, öbür taraftan cemaat içinde yaşanan farklılıkları ve bölünmüşlükleri de gözler önüne serdi. Cemaatler arası ilişkiler, siyasi tutumlardaki farklılaşmaların etkisiyle veya aleni bir şekilde ortaya çıkmasıyla daha da kayganlaştı. Kim oldukları ve ne olduklarına yönelik kendi içlerinde başlattıkları veya yürüttükleri tartışmalar da doğal olarak bun(lar)dan etkilendi / etkilenmektedir. “Dışarıdan bakış”ın Aleviler veya Alevi cemaatleri arasındaki farklılıkları keşfetmesi ve kavraması, uzun sürmediği gibi buna yeni bir ivme de verdi. Kuşkusuz, bu durum “paratonerlik”le açıklanamaz.

Kimlik bunalımının yaşandığı “kaos” döneminde ─ ki kendilerini siyasi hareket olarak gören ve siyasi hareketlerle dinî inancı özdeşleştiren kimi cemaatlerde, halen devam etmektedir ─ “kendilerinin” ne ve kim olduklarına yönelik cevaplar netleşmiş değil, bunun için ithal ideolojilere, ideolojik tezlere ve siyasi tutumlara başvurulmakta; onlardan “medet” umulmakta.

Kuşaklar arasında hayata bakıştaki farklılaşma, dine ve dolayısıyla inanca bakışa, onu değerlendirmeye de yansıyor. Bu bağlamda kim ve ne olduğuna yönelik sorun baba / anne, oğul / kız ve torunu kapsayan üç kuşakta had safhaya ulaşıyor. İnternet ortamında “post-modern Aleviliği” yaşayan ve onun dinamikleriyle haşir neşir olan bir e-mail grubunda, İsviçre’den katılan bir üyenin şu ifadeleri konuya yönelik dikkat çekici:

27 Ekim 2016 Perşembe

Tahtacılar (Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş)

İsmail Engin: Tahtacılar 
(Tahtacı Kimliğine ve Demografisine Giriş). 
Ant Yayınları, İstanbul 1998, 136 S., 
ISBN: 975-6954-05-1
[İsmail Engin] Tahtacılar, XIX. yüzyıldan beri, giderek giderek artan bir şekilde değişik bilimadamları, gezginler ve derlemecilerin dikkatini çekmiş; seyahatnamelerde, raporlarda, bilimsel araştırmalarda-çalışmalarda, derlemelerde bazen kısa, ama öz; bazen uzun ve detaylı, kısmen de yüzeysel olarak yer almış, bir etnik ve dinî topluluktur. Tahtacılar ve Tahtacı kültürü, zamanla tarih, türkoloji, etnoloji, antropoloji gibi bilim dallarında, yavaş yavaş yoğunlaşılan bir çalışma alanı haline gelmiş; onların üzerine değişik konu kümelerinde incelemeler-araştırmalar yapılmaya başlanmıştır.

Bu kitabın sonunda yer alan kaynakçaya kısaca bir göz atıldığında, Tahtacılar üzerinde oldukça fazla sayıda derleme, rapor, inceleme-araştırma olduğu görülecektir. Ancak, bu kaynakça, Tahtacılar üzerine yapılan sözü edilen nitelikteki çalışmaların küçük bir kısmını içermektedir. Bu bağlamda okuyucu, Tahtacıların ne kadar çok araştırılan-incelenen bir topluluk olduğu hissine kapılabilir. Bu his, okuyucuyu bir noktada yanıltmamalıdır: Hakkında yüzlerce yayın olan bu topluluk üzerine, hâlâ karanlıkta kalmış birçok konu vardır...

Kitap, dokuz yıllık yoğun bir çalışmanın ürünüdür ve 1995-1998 yılları arasında Tahtacılar üzerine değişik dergilerde dizi halinde yayınlanmış beş makaleyle, Andrews tarafından sistematize edilen Tahtacıların yaşadığı yerleşim merkezlerini içeren bir ekten ibarettir.

Tahtacıların kim olduklarına, nereden geldiklerine ve kökenlerine ilişkin tezlerin karşılaştırıldığı; farklı mekân ve zamanlarda "değişen" Tahtacı kimliğinin, niçin ve nasıl değiştiğini ele alan ilk üç bölüm, aynı zamanda genelde incelenen-araştırılan topluma-kültüre bakışı içeren emik-etik yaklaşım(lar)ın, araştırmacılar tarafından nasıl kullanıldığını da örneklemektedir. Bu örnekleme, Tahtacılar -ve dolayısıyla Alevîler- üzerine yapılan araştırmalardaki-incelemelerdeki yöntem sorununa da kenarından köşesinden değinmektedir.

10 Ekim 2016 Pazartesi

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler (1998)

Kazdağı Sarıkız'da Türkmenler © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998


Sarıkız etrafında oluşan efsane varyantlarının motif sıraları:

Varyant
"a) Çok güzel bir kız ve babası birlikte yaşarlarmış.
b) Köyün delikanlıları kızla evlenmek isterler, ancak kızın babası kabul etmez.
c) Köylüler kıza iftira ederler.
ç) Babası kızını öldürmeye kıyamaz, kazlarıyla birlikte dağa bırakarak cezalandırır.
d) Kız, bırakıldığı dağda ölmez. Hatta yolunu kaybedenlere yardımcı olur.
e) Babası, kızının yaşadığını duyunca evlat hasretine dayanamayarak gider ve kızını bulur.
f) Babanın öldüğü yere Babatepe, kızın öldüğü yere ise Sarıkız Tepesi adı verilir."
Bkz. Ali Duymaz: Kazdağı ve Sarıkız Efsaneleri, Balıkesir Birlik Gazetesi, 6-13 Nisan 1993: 2 ve ilgili makalenin dipnotlarında krş. Saim Sakaoğlu: 101 Anadolu Efsanesi. İstanbul 1976: 103-104; Sıdıka Kurç: Balıkesir Mehmetalan Köyü Folkloru. (Mezuniyet tezi) Erzurum 1982: 65-66.

15 Temmuz 2016 Cuma

Sabri Çakır: Abdal Musa’yı Anma Törenleri ve Ziyaretçilerin Dilek ve Beklentileri

Prof. Dr. Sabri Çakır
[© Sabri Çakır - KanalKultur] Her yıl haziran ayının sonlarına doğru Elmalı’nın Tekke köyünde Abdal Musa Sultan’ı Anma Törenleri yapılır. Yurdun her yöresinden, dünyanın öteki ülkelerinden gelen Bektaşiler, Aleviler, farklı inançlardan insanlar, birey ya da gruplar halinde burada yapılan anma etkinliklerine, semah gösterilerine, cem ayinlerine katılmak, yalvarıp yakarmak, dileklerde bulunmak vb. için Tekke köyüne gelirler. Abdal Musa Tekkesi’nin bulunduğu mekânlar dolayısıyla Tekke köyü ziyaretçilerle dolup taşar; sergiler, çadırlar kurulur, kurbanlar kesilir, yemekler, lokmalar, aşureler hazırlanır; gelen konuklara dağıtılır, yenilir içilir.

Bundan yıllar önce böylesine bir törene katılmış; “Alevi-Bektaşi Kimliği ve Cemevi Gerçeği” konusunda yapacağımız araştırma için görüşmeler ve gözlemlerde bulunmuş ve bir çekim denemesi yapmıştık. Burada sunumunu yapacağımız makale, ana çerçeve olarak törenlere katılan ziyaretçilerini dilek ve beklentilerine ilişkin gözlem-röportajlarımızın video kayıtlarının yazıya aktarılmasından* oluşmaktadır:

“Tarih 22 Haziran 2007. Elmalı Tekke köyündeki Abdal Musa Törenleri ’ne gitmek için 22 Haziran 2007 günü Isparta’dan yola çıktık [1]. Isparta’dan Korkuteli ya da Elmalı’ya doğrudan araba gitmediğinden, her zaman olduğu gibi bu kez de kendi aracımızla gitmek zorunda kaldık. Ve öğleye varmadan Korkuteli’ne geldik. Korkuteli’ne girerken, Tekke’de Abdal Musa Törenine gelen Alevi- Bektaşilere, Alevi- Bektaşi Kimliği ve Cemevi konusunda hazırlamış olduğum görüşme formunu, Isparta’da evde unuttuğumu anımsadım! Görüşme soruları olmadan amaçlarımıza ulaşamayacağımızı anlayınca, bizimle Burdur’a kadar gelen eşime durumu ilettim [2]. Isparta’ya dönüp soruların bir fotokopisini bize fakslamasını istedim. Ve birkaç saat içinde sorunların kopyası elimize ulaştı. Korkuteli’nde bir fotokopicide soruları, yeterince çoğaltarak bu sıkıntıdan da kurtulmuş olduk.

Büyükköy’de kısa bir gözlem

Akşama doğru, zamanı değerlendirmek ve gözlemlerde bulunmak için Korkuteli’nin tek Bektaşi köyü / kasabası olan Büyükköy’e gittik. Köyün ileri gelenleriyle görüşmelerde bulunduktan sonra cemevini ziyaret ettik. Gözcü Ali Gülen cemevini gezdirdi, bilgiler verdi. Cemevinin kapısında bulunanlarla anket / görüşme yaptık. En ilginci, kısa görüşmelerimizden birini de “12 hizmetten meydancılıkta çalıştım” diyen 93 yaşındaki Halil İbrahim Ata, “Aslımız, burada doğdum, Bektaşiliği yapamıyoruz, içi boşaltıldı!” sözleriyle yaşanan değişimin olumsuz etkilerini anlatıyordu bize. Büyükköy, üç mahalleden oluşuyor ve 550 hane. Sünniler nüfusun ve hanelerin çoğunluğunu oluşturuyor. Sünni-Bektaşi mahalleleri birbirinden ayrı mekânlar. Sünniler Pınarbaşı ve Orta mahallelerde, Bektaşiler ise 200 hane ile Güney mahallede yerleşmişler. Köyün / kasabanın o günkü toplam nüfusu 2487 kişi imiş. Bu demografik özellikleriyle 1999’da kasaba yapılan Büyükköy, Korkuteli-Bucak yolu üzerinde, Korkuteli’ne 27 km, Antalya’ya da 50 km. uzaklıktadır.

14 Temmuz 2016 Perşembe

Baden-Württemberg Eyaleti Baden Bölgesinde Türkiye Kökenli Öğrencilerin Dil Kullanma Alışkanlıklarına Yönelik Araştırma

@VeliAkademisiHD - Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik - Hei-MaT) Direktörü Prof. Dr. Havva Engin, 2013 / 14 öğretim yılında, “Göçmen Türk Veliler İçin Veli Akademisi ve Bu Bağlamda Eğitim Malzemesi Geliştirilmesi Projesi” çerçevesinde, Baden-Württemberg eyaleti Baden bölgesinde Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) giden öğrenciler arasında, onların dil kullanma alışkanlıklarına yönelik bir anket çalışması düzenledi.

Baden bölgesinde 2013 / 14 öğretim yılında Türk Dili ve Kültürü Dersi’ni (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) alan 10942 öğrencinin, 6125’ine yani % 55,98’ine doldurduğu anket kâğıdı ile ulaşıldı.

Ankete katılan öğrencilerin % 60’ı ilkokula, % 15’i Realschule’ye (orta dereceli okul), % 15 Werkrealschule’ye (orta dereceli okul) ve % 6’sı Gymnasium’a (lise) devam ediyor.

Sonuçların Özeti

Öğrencilerin Doğum Yeri

Ankete katılan öğrencilerin % 92’si Almanya doğumlu. Bunların % 85’i 2. nesle ait; 3. neslin oranı % 4.

Kreşe Gitme Oranı

Ankete katılan öğrencilerin % 97’si Almanya’da kreşe gittiğini belirtiyor. Kreş eğitimi, Baden-Württemberg’in Baden bölgesinde yaşayan Türkiye kökenli aileler arasında büyük önem taşıyor.

Öğrencilerin Okula Bakışı

Ankete katılan öğrencilerin % 50,8’i severek okula gittiğini belirtiyor; % 37’si bunu orta derece olarak beyan ediyor, % 9,8’i okula severek gitmediğini kaydediyor.

Öğrencilerin Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) Bakışı

Ankete katılan öğrencilerin % 67,1 Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) severek devam ettiğini belirtiyor; % 24,2’i bunun orta derece olduğunu beyan ediyor;  % 5,3’ü derse severek gitmediğini kaydediyor.

Türk Dili ve Kültürü Dersi (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) en çok ilkokula giden öğrenciler arasında kabul görüyor. Realschule ve Gymnasium’a giden öğrenciler arasında oran düşüyor.

Öğrencilerin Aile Fertleriyle Dil Kullanma Alışkanlıkları

Ankete katılan öğrencilerin % 57,9’u evde genelde Almanca ve Türkçeyi beraber konuştuklarını belirtiyor. % 27,8’si ailede Türkçe, % 7,9’u Almanca konuştuğunu kaydediyor. Sonuçlar, öğrencilerin gündelik hayatta en az iki dili düzenli konuştuklarını gösteriyor.


Öğrencilere değişik aile fertleriyle konuştukları dil(ler) sorulduğunda, % 56’sı anneleriyle ve % 49,7’si babalarıyla sadece Türkçe konuştuğunu belirtiyor. Anneyle sadece Almanca konuşanların oranı % 23,3; babayla sadece Almanca konuşanların oranıysa % 26,3. Anneyle iki dilde konuşan öğrencilerin oranı % 16,3; babayla iki dilde konuşan öğrencilerin oranı % 19.



Anne - babanın yanında en yoğun, % 83,5 oranında Türkçe konuşulan aile fertleri büyükanne ve büyükbaba. Öğrencilerin % 5’iyse büyükanne ve büyükbabası ile sadece Almanca konuşuyor.

Öğrencilerin Kardeşleriyle ve Okul Arkadaşlarıyla Dil Kullanma Alışkanlıkları

Öğrencilerin % 51,5’i yani yarısından fazlası kardeşleriyle sadece (!) Almanca konuşuyor; buna karşın Almanca ve Türkçeyi kullananların oranı % 22,6; sadece Türkçe konuşanların oranıysa % 16,1’de kalıyor.


Ankete katılan öğrencilerin % 78,9’u okulda arkadaşlarıyla sadece Almanca konuşuyor; % 15,1’i iki dilde iletişim kuruyor. Öğrencilerin % 3,9’u okulda arkadaşlarıyla sadece Türkçe konuşuyor.


Öğrencilerin Devam Ettiği Okul Modellerine Göre Dil Kullanma Alışkanlıkları 

Ankete katılan öğrencilerin devam ettiği okul modeli temel alındığında, ilkokula giden öğrencilerin % 54’ünde ve Werkrealschule’ye giden öğrencilerin % 59,4’ünde evde iki dili beraber kullandığı ortaya çıkıyor. Bu oran Realschule’ye giden öğrenciler arasında % 66,4 ve Gymnasium’a gidenler için % 72,5.

Yine okul modellerine bakıldığında, ailesi ile sadece Türkçe konuşan öğrencilerin oranı ilkokulda % 29,4; Realschule’de % 22,9 ve Gymnasium’da % 19,1.

Sonuç olarak okulun eğitim düzeyi arttıkça aile içinde sadece Türkçe konuşma oranı da önemli ölçüde düşüyor ve ikidilliliğe kayıyor.

Öğrencilerin Almanca Dil Düzeyini Değerlendirmesi 

Ankete katılan öğrencilerin cevapları, nesil sayısına göre farklılıklar gösteriyor. 1. nesilde Almanca dil düzeyinin iyi olduğunu söyleyenlerin oranı % 62,3; 2. nesilde oran % 77,8 ve 3. nesilde % 85,4. Buna göre, nesil sayısı ilerledikçe, Almancanın düzeyi ve önemi öğrenciler arasında artıyor.


Öğrencilerin Türkçe Dil Düzeyini Değerlendirmesi 

Buna karşın, öğrencilerin Türkçe dil düzeyleri nesle göre azalıyor. 1. nesilde Türkçe dil düzeyinin iyi olduğunu söyleyenlerin oranı % 72,8; 2. Nesilde bu oran % 63,6 ve 3. nesilde ise % 49,4. Sonuç olarak, nesil sayısı ilerledikçe, Türkçenin düzeyi ve önemi öğrenciler arasında önemli düşüş gösteriyor.

Özetle

Anket çalışmasına katılan öğrencilerin:
  • % 92’si Almanya’da doğdu;
  • % 97’si kreş eğitimi aldı;
  • % 50,8’i severek okula gidiyor; 
  • % 67’si severek Türk Dili ve Kültürü Dersi’ne (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) devam ediyor;
  • % 57,9’u ailede Almanca ve Türkçe konuşuyor; % 27,8’i sadece Türkçe ve % 7,9’u sadece Almanca kullanıyor;
  • % 56’sı anneleri ile Türkçe; % 49,7’si babaları ile Türkçe konuşuyor; 
  • % 51’i kardeşleri ile sadece Almanca konuşuyor; % 16’sı sadece Türkçe konuşuyor;
  • % 83,5’i büyükanne-büyükbaba ile sadece Türkçe konuşuyor; Almanca konuşanların oranı % 5;
  • Ailesinde ve arkadaşlarıyla sadece Türkçe konuşanların en düşük oranı Realschule ve Gymnasium’a gidenler arasında;
  • 1. nesle dahil olanların % 62,3’ü Almanca dil düzeyini iyi olarak değerlendiriyor; 2. nesilde bu oran % 77,8 ve 3. nesilde % 84,5 .
  • 1. nesle dahil olanların % 72,8’i Türkçe dil düzeyini iyi olarak değerlendiriyor; 2. nesilde bu oran % 63,8’e ve 3. nesilde % 49,4’e düşüyor.
Sonuçların Değerlendirilmesi

Ankete katılan öğrencilerin % 90’ı Almanya doğumlu olup, okul öncesi kreş eğitimi almış.

Öğrenciler severek okula gidiyor ve Türk Dili ve Kültürü Dersi (Türkçe ve Türk Kültürü Dersi) % 67’si için önem taşıyor.

Verilen cevaplar bir gerçeğin altını çiziyor: Türkiye kökenli ailelerde, aile hayatı genelde iki dil üzerinden – Almanca ve Türkçe – yürüyor.

Enteresan olan olgu, ankete katılan öğrencilerin, aile fertleriyle değişik dil stratejileri kullandığı gerçeği. Yarısından fazlası, anne ve babası ile Türkçe konuşuyor; aynı şekilde öğrencilerin % 83’ü büyükanne-büyükbaba ile iletişim kurmakta Türkçeyi kullanıyor.

Buna karşın, kardeşler arasında iletişimde Türkçe dramatik bir şekilde geri planda kalıyor.

Öğrencilerin % 51’i kardeşleriyle sadece Almanca konuşuyor; % 21’iyse Almanca ve Türkçe konuşuyor; % 16’sı sadece Türkçe konuşuyor.

Aynı durum okul hayatında kullanılan dil için de geçerli. % 78,9’u okulda arkadaşları ile sadece Almanca konuşuyor.

Öğrencilerin Almanca ve Türkçe dil düzeylerini değerlendirmesi istenildiğinde, ilerleyen nesle göre Almanca düzeyi artıyor; buna karşın Türkçe düzeyi önemli şekilde azalıyor.

Çalışma, Almanya’da yetişen Türkiye kökenli gençler arasında, nesillere göre dil tercihlerinin değiştiğini gösteriyor. İkici ve üçüncü nesiller arasında baskın dil olarak Almanca ortaya çıkıyor. Türkçe ise ikinci ve üçüncü nesilde hızlı bir şekilde önem kaybediyor.

Çalışma, Türkçenin kardeşler arasında çok az kullanıldığını ve kardeşler arasındaki iletişimin genelde sadece Almanca veya iki dilde sağlandığını ortaya koyuyor.

Başka bir sonuç, öğrencilerin devam ettiği okul modellerine göre, sadece Türkçe konuşma ve kullanma isteğinin düşmesi olgusu. Realschule ve Gymnasium’a giden öğrenciler arasında, sadece Türkçe kullanma alışkanlığı en düşük düzeyde. Buna karşın dominant dil pratiği olarak Almanca veya ikidillilik ortaya çıkıyor.

Çalışma, geleceğe yönelik şu ipuçlarını veriyor:
  • Türkçe, anadil/göçmen dili olarak gelecekte de var olmak istiyorsa, sadece ailede değil, okulda da öğretilmeli;
  • Türkçeyi yaşatmak için, ailede en önemli görev anne - babaya düşüyor; zira, çocuklar kardeşleriyle önemli ölçüde sadece Almanca konuşuyor;
  • Türkçeyi sevdirmek ve yaşatmak için, büyükanne-büyükbabanın rolü en az anne ve babanınki kadar önem taşıyor. @VeliAkademisiHD

10 Temmuz 2016 Pazar

Kazdağı Türkmenlerinde Sarıkız (1998)

Kazdağı Türkmenlerinde Sarıkız; © Foto: İsmail Engin, Kazdağı, Edremit - Balıkesir, 1998

"... Balıkesir'in kıraç ve yalçın kenarlarından gün batıya dönerken karşınıza Truva ilâhlarının, ilâhelerinin kaynaştığı, yaşadığı Kaz Dağı silsilesinin karlı İda tepeleri çıkar. Ebedî yeşillikleriyle Akdeniz'in ebedî maviliklerini loşlaştıran esatirî çam ormanlarının koyu, loş korkunç karanlıkları Edremit'e doğru yürüdükçe, insanı ürperten bir sükûnetle üstüne çöker...
"Ağustos 3" [=16 Ağustos]ten evvel zaviyelerde büyük faaliyetler vardır. Kaz Dağı'nın en yüksek tepelerinden birisi olan "Sarı Kız Tepesi"ne göç vardır. İzmir'den, Aydın'dan bu âyine iştirak edecek murahhaslar, vekiller gelir. Edremit ve Çanakkale havalisinden akın akın Sarı Kız tepesine göçerler. Yaylanın harikulade lâtif beyaz zambakları, canlı ve kokulu çiçekleri daha solmamıştır. Sarı Kız'ın mukaddes ormanlarından bir dal bile asırlardan beri kesilmemiştir. Sert sonbahar havasının ilk günleri, kokulu çam ormanları içinde Sarı Kız tepesinin yüksek ve hafif havası ruh ve asaba bir zindelik verir. Canlı neş'e de var.
Obaların süreğe dahil olmayan gençleri, tepenin eteklerinde silâhlı olarak bir muhafaza hattı teşkil eder. İkrar veren bacı ve erler Sarı Kız merhumun taş yığınları ve çam gölgeleri altında nereden geldiği malûm olmayan mezarına kırk adım kalınca herkes sağ tarafına yere yatar ve üç adım kalıncaya kadar sürünerek ulaşır. Toprağına niyaz edilir. Oraya bir hatıra bırakır; para, erzak, elbise. Bu adakları verdikten sonra, tekrar sağ yan üstü geri geri sürünerek kırk adım kadar geri çekilir. (Bu mesafenin adım veya adam boyu olması henüz halledilememiştir.)
Her gün, gün batımı zamanı bu sürünme tavafı yapmak üzre, yedi gün yedi gece ikamet edilir. Kafilenin en mebzûl ağırlığı: Bol rakı, kurban, tatlı.
Güzide sazcılar güzide nefesçilerin âheng ü teraneleri içinde "ulu gün"ler yaşanır.
Sekizinci gün ayakta olarak ikrar ve iman tazelenir..."
Bkz. Baha Said: "Anadolu'da Gizli Mabetler-II" Memleket Gazetesi, nr. 18, 26 Cemâzî-yel-evvel 1337 / 27 Şubat 1335 / 1919 [Bu makaleyi Osmanlıcadan çevirerek yayına hazırlayan, İsmail Görkem: İttihat ve Terakkî'nin Yaptırdığı "Anadolu'da Gizli Mabetler" Konulu Araştırmalar. Baha Said Bey: Türkiye'de Alevi-Bektaşi, Ahi ve Nusayri Zümreleri. Ankara 2000: 94-98]

8 Temmuz 2016 Cuma

Ön-Asya Etnografyası - Tahtacılar: Isparta Tahtacıları (1950)

Ön-Asya Etnografyası - Tahtacılar: Isparta Tahtacıları (1950) 
Havva & İsmail Engin koleksiyonu

İnsan İnsanı Çekermiş

İstanbul Modern, 2 haziran - 18 aralık 2016 tarihleri arasında küratörlüğünü Merih Akoğul’un üstlendiği “İnsan İnsanı Çekermiş” adlı sergiye ev sahipliği yapıyor. Yeni kazandırılan fotoğraflarla birlikte daha da zenginleşen İstanbul Modern Fotoğraf Koleksiyonu’ndan bir seçki “İnsan İnsanı Çekermiş” adlı sergide buluşuyor.

Genç Türkiye’nin gelişen ve yenilenen yüzünü dünyaya tanıtan, belge fotoğrafının Cumhuriyet dönemindeki en önemli temsilcilerinden Othmar Pferschy’den günümüze uzanan dönemde çekilen insan fotoğraflarının yer aldığı sergide, 80 yıllık süreçte, 80 fotoğrafçının çektiği insan fotoğrafları yer alıyor.

Küratörlüğünü, fotoğraf sanatçısı ve İstanbul Modern Fotoğraf Danışma Kurulu üyesi Merih Akoğul’un üstlendiği sergide sanatseverler insan portrelerini incelerken, 80 yıllık süreçte gelişen ve değişen teknikleri, yorumları ve sosyo-ekonomik koşulları da takip ediyor. Sergi, fotoğrafçıların kendilerine özgü bakış açılarıyla, izlenimcilikten anlatımcılığa, belgeselden sanata, Anadolu fonundan stüdyonun gelişmiş olanaklarıyla üretilen çağdaş portrelere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. “İnsan İnsanı Çekermiş”, içinde insanın yer aldığı fotoğrafların yarattığı genel hissiyatın bir özetini de izleyiciye sunuyor.

4 Temmuz 2016 Pazartesi

Türkiye’den Almanya’ya Göçün 55. Yılında: Anadili – Kökendili – Yabancı Dil? Türkçenin Baden-Württemberg Eyaletindeki Geleceği | 55 Jahre Migration aus der Türkei nach Deutschland: Muttersprache – Herkunftssprache – Fremdsprache? Die Zukunft des Türkischen in Baden-Württemberg


@VeliAkademisiHD - Türkiye’den Almanya’ya “İşçi Göçü” bugünlerde 55 yılını dolduruyor ve şu anda dördüncü kuşak eğitim sisteminde yerini almış bulunuyor. Değişik eyaletlerden gelen bilgiler, üçüncü ve dördüncü kuşak Türkiye kökenli göçmenlerin giderek daha az Türkçe konuştuğu ve Türkçeye ilgi duymadığı yönünde.

Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi (Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik - Hei-MaT), 15 Temmuz 2016 günü (Saat | Uhr 14:30 – 17:30) (Yer | Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg adresinde) 'Türkiye’den Almanya’ya Göçün 55. Yılında: Anadili – Kökendili – Yabancı Dil? Türkçenin Baden-Württemberg Eyaletindeki Geleceği | 55 Jahre Migration aus der Türkei nach Deutschland: Muttersprache – Herkunftssprache – Fremdsprache? Die Zukunft des Türkischen in Baden-Württemberg' konulu bir konferans düzenliyor.

Konferansın hedefi, Baden-Württemberg Eyaleti örneğinde, Türkçenin durumunu irdelemek ve ilginin arttırılması için çözümler üretmek...

* * *

In diesen Tagen wird der Beginn der Gastarbeiteranwerbung aus der Türkei nach Deutschland vor 55. Jahren begangen. Mittlerweile wächst die vierte Generation heran und aktuelle Studien zeigen, dass immer weniger Jugendliche der dritten und vierten Generation die Herkunfts-/Familiensprache Türkisch sprechen können – und auch wenig Interesse zeigen, sie zu lernen.

Das Ziel der Tagung mit dem Titel „55 Jahre Migration aus der Türkei nach Deutschland: Muttersprache – Herkunftssprache – Fremdsprache? Die Zukunft des Türkischen in Baden-Württemberg“ ist es, diesem Aspekt - auf der Grundlage aktueller Forschungsergebnisse von Prof. Dr. Havva Engin – nachzugehen.

Veranstaltet wird die Tagung vom Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik – Hei-MaT der Pädagogischen Hochschule Heidelberg.

Zeit: 15.07.2016, 14:30-17:30, Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg

Program | Programm

Açılış | Eröffnung

Sylvia Selke (Geschäftsführerin Hei-MaT)

Selamlama | Grußworte 

• Prof. Dr. Hans-Werner Huneke (PH Heidelberg Rektörü | Rektor der PH Heidelberg)
• N.N. - T.C. Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı

Ana Sunum | Hauptvortrag

Prof. Dr. Havva EnginBaden Württemberg Eyaleti Örneğinde Türkiye Kökenli Öğrenciler İçin Türkçenin Önemi | Die Bedeutung der Mutter-/Familiensprache für türkischstämmige Schülerinnen und Schüler in Baden-Württemberg

Konuya Değişik Perspektiflerden Yaklaşım | Unterschiedliche Perspektiven auf das Thema

Okul Dairesi Perspektifi | Perspektive Staatliches Schulamt

Miriam Aakerlund: Okulların, Türkçe ve Türk Kültürü Derslerine Yönelik Tecrübeleri | Erfahrungen mit der Organisation des Türkischunterrichts an den Schulen

Göçmen Derneklerin Yaklaşımı | Perspektive Migrantenselbstorganisationen

• Kemal Ülker – BTOABDF: Türkçenin Aile İçindeki Konumu ve Veli Derneklerinin Görevi | Präsenz der Erst-/Familiensprache in Familien und Elternnetzwerke in Baden-Württemberg

• Ayten Kılıçarslan – DİTİB Almanya Merkezi | DITIB Bundesverband: Camilerin Anadilini Korumadaki Görevi | Die Rolle der Moscheevereine bei der Pflege der Erst/Familiensprache 

Panel | Diskussionsrunde

Göçmen Dilleri – Eğitim Başarısı İçin Destek mi ya da Engel mi? Göçmen Dillerine Yönelik Nasıl Politikalara İhtiyaç Var? | Migrationssprachen – Reichtum oder Hindernis für die Bildungsintegration? Welche Sprachenpolitik benötigen wir im Land?

Mahmut Pervaneli (Türk. Elternverein Gaggenau); Catherine Mechler (Ausländer-/Migrationsrat Heidelberg), Miriam Aakerlund (Staatl. Schulamt Mannheim); Manfred Kern, MdL (Grüne); Ulli Hockenberger, MdL (CDU) (angefragt); Dr. Stefan Fulst-Blei, MdL (SPD)

Türkiye’den Almanya’ya Göçün 55. Yılında: Anadili – Kökendili – Yabancı Dil? Türkçenin Baden-Württemberg Eyaletindeki Geleceği | 55 Jahre Migration aus der Türkei nach Deutschland: Muttersprache – Herkunftssprache – Fremdsprache? Die Zukunft des Türkischen in Baden-Württemberg / Heidelberg Göç Araştırmaları ve Kültürleraşırı Pedagoji Merkezi | Heidelberger Zentrum für Migrationsforschung und Transkulturelle Pädagogik - Hei-MaT) / Tarih Datum 15.07.2016; Saat | Uhr 14:30 – 17:30; Yer | Ort: Pädagogische Hochschule Heidelberg, Keplerstr. 87, 69120 Heidelberg

24 Haziran 2016 Cuma

Fikret Muallâ, Ste. Anne Desenleri / Drawings from Ste. Anne, 1953-1957

@kanalkultur - Operation Room, 10 haziran - 30 ağustos 2016 tarihleri arasında 'Fikret Muallâ, Ste. Anne Desenleri / Drawings from Ste. Anne, 1953-1957' başlıklı sergisiye konukseverlik yapıyor.

Operation Room adına sergiyle ilgili yapılan açıklamada; 'Belki de ilk kez (hiç değilse ülkemizde) bir sergi, kendisiyle bütünleşen bir mekanda, bir hastanenin galerisinde gerçekleşiyor. Çağdaş Türk resminin efsanelerinden Fikret Muallâ, bilindiği gibi, aykırı kişiliği, bohem yaşamı ve alkolizmi nedeniyle, zaman zaman, hem Türkiye’de, hem Fransa’da yolu akıl hastanelerine düşen bir sanatçıydı. Fikret Muallâ’yı altmış yıl sonra, kendi ülkesinde, Amerikan Hastanesi’nin galerisi Operation Room’da konuk etmekten mutluyuz.' deniyor.

* * *

''(...) Fikret Muallâ, kendini çizgilerle tedavi ediyordu. Sıkıntısını, acısını, korkusunu dışavurmakla yeniyordu. Bugün çoğu bende bulunan ve Fikret Muallâ’nın mora çalan mavi mürekkeple çizdiği resimler, Sainte-Anne’ın avlularını, koğuş içlerini, yan yana yataklarını, yataklarda büzülüp kalmış insanlarını, kapanıklığın o müthiş kederini yansıtıyorlardı...

“Boyuna sıkıntıdan patlıyorum” diyordu Muallâ. Fakat çiziyordu ve bu çizgiler – bence – bugüne dek kimsenin çizmediği kadar güçlü tutukluluk belgeleriydi, acımasız, kupkuru, kesin çizgiler...
Şaheserler.

21 Haziran 2016 Salı

Summer Collective II

Ardan Özmenoğlu - Ya Pehlivan | Oil Wrestler,
Post-it notlar üzeri karışık teknik | Mixed media on post-it notes,
82 x 150 x 5 cm., 2011
@kanalkultur - Galeri İlayda, 23 haziran – 18 eylül 2016 tarihleri arasında “Summer Collective II” isimli grup sergisine ev sahipliği yapıyor.

Sergide, Ardan Özmenoğlu, Atilla Galip Pınar, Aysel Alver, Barış Cihanoğlu, Caner Şengünalp, Damla Özdemir, Derya Özparlak, Didem Yağcı, Gazi Sansoy, Kerim Yetkin, Mehmet Turgut, Nurdan Likos ve Özcan Uzkur’un işleri izlenebilir.

Ardan Özmenoğu, geçtiğimiz aylarda, ilk müze sergisini Almanya, Hagen'deki Osthaus Müzesi'nde “Made in Istanbul” sergisiyle açan ve hayli ilgi ile karşılanan sanatçı, Türk Serisi’nden yapıtlarıyla sergide. Alışılmış kalıpların dışında özgün, orijinal fikir ve tekniği ile göz dolduran ender çağdaş sanatçılardan olan Ardan Özmenoğlu, özgün baskı tekniğiyle buluşturduğu post-it notlar ile yarattığı eserleri, cam heykelleri, neon kullanarak ürettiği eserleri ve enstalasyonlarıyla tanınıyor.
.
Atilla Galip Pınar, son dönem eserlerinde de, geçmişten günümüze süregelen varoluş karşısında insanın çaresizliğini, yalnızlığını, tedirginliğini, tutsaklığını, doğayla ilişkisini temel alarak yansıtmaya odaklı kavramsal altyapıya sadık kalıyor. Bununla birlikte, eserlerde kullanılan renklerde dengeli bir sadeleşme farkediliyor. Form ve imgelerde ise girift yapı artarak sürerken, doğada yer alan hayvan ve insan figürleriyle birlikte resmedilen düşsel varlıklarla kendini gösteren bir kişiselleşme göze çarpıyor.

16 Haziran 2016 Perşembe

Quo Vadis Europe? Der Weg in die Hoffnung | Umuda Yolculuk


@kanalkultur - Suriyeli mültecilerin dramını konu alan "Quo Vadis Europe? Der Weg in die Hoffnung | Umuda Yolculuk" konulu Uluslararası Karikatür Sergisi Städtische Galerie Filderstadt'ta (Bonländer Hauptstraße 32/1, 70794 Filderstadt Bonlanden) 25 haziran - 17 temmuz 2016 tarihleri arasında meraklısıyla buluşuyor.

9. Don Quichotte Uluslararası Karikatür Yarışması çerçevesinde düzenlenen serginin küratörlüğünü Erdoğan Karayel; açılış konuşmasını Oberbürgermeister Christoph Traub; tanıtımını Erdoğan Karayel'in yanı sıra Barbara Havlaci-Ludwig (Vorsitzende des Trägervereins INTEGRA Filder e.V.) yapıyor.

25 haziran 2016 günü, yarışma kapsamında ödül alan sanatçıların ödülleri de sahiplerine veriliyor.

"Quo Vadis Europe? Der Weg in die Hoffnung | Umuda Yolculuk" temalı 9. Don Quichotte Uluslararası Karikatür Yarışması'nın birincilik ödülünü Oleksiy Kustovsky (Ukrayna), ikincilik ödülünü Alireza Pakdel (İran) ve üçüncülük ödülünü Mihai Ignat (Romanya) kazanmış; özel ödüllere Angel Boligan (Meksika) (Don Quichotte Özel Ödülü), Bernard Bouton (Fransa) (Sancho Pansa Özel Ödülü) ve Jitet Kustana (Endonezya) (Integra Özel Ödülü) layık görülmüştü.

15 Haziran 2016 Çarşamba

Anadolu'da Kültür ve İletişim - Uygarlık Beşiği Anadolu'da Bugüne Nasıl Gelindi?

@kanalkultur - Atılım Üniversitesi'nin ev sahipliğinde 'Anadolu'da Kültür ve İletişim Sempozyumu', uluslararası akademi camiasını 15 - 17 haziran 2016 tarihlerinde Atılım Üniversitesi İncek Kampüsü'nde Ankara'da buluşturuyor. Sempozyumda, Anadolu ve Ankara'nın geçmişten günümüze yaşadığı kültürel serüveni anlatılıyor.

Sempozyumda, Anadolu'da kültür ve iletişim konusunu anlatmak üzere Trevor Bryce, Jak Yakar, Jacopo Turchetto, Mehmet Özdoğan, Nicole Laneri, Andreas Külzer, Sachihiro Omura ve Suraiya Faroqhi; Ankara ve çevresinde kültür ve iletişimle ilgili olarak Berna Alpagut, Hakan Yiğitbaşıoğlu, Işın Yalçınkaya, Aliye Öztan, Ahmet Ünal, Musa Kadıoğlu, Zeynep Öğün, Coşkun Özgünel, Filiz Yenişehirlioğlu, Özer Ergenç, Mehmet Tuncer, Esin Kahya ve Gökçe Günel konuşmacı olarak yer alıyor. İletişimin bugünü ve geleceğiyle ilgili Lee Artz, Graham Murdock, Philip Kohl, Jonathan Hardy ve Chung Peichi konuşma yapıyor.

Sempozyum, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin başkenti Ankara ve coğrafyası Anadolu'ya ayna tutmayı amaçlıyor: Günümüzde iletişim denilince akla hemen hemen ilk ve tek araç olarak sosyal medya geliyor. İnternet, twitter, facebook, youtube, instagram, messenger, whatsapp gibi pek çok sosyal medya uygulaması günlük hayatı işgal ediyor. Gelecekte sosyal medya egemenliği yaygılaşıacak görünüyor. Ama hep böyle miydi? Geçmişte nasıldı?

'Anadolu'da Kültür ve İletişim Sempozyumu' çerçevesinde; M.Ö. 18. yüzyıldan bu yana, Mezopotamya uygarlıklarının etkisiyle yazıyı keşfeden ve kullanan, Asur Ticaret Kolonileri Çağı ile uzak mesafeli ticareti, bilginin ve kültürün değişimini öğrenen Anadolu insanının kültürel mirasının ne olduğunu gözden geçilmesi planlanıyor. Ankara merkez olmak üzere yeni bir uygarlığın değerlerini ortaya çıkartmak hedefleniyor.

9 Haziran 2016 Perşembe

Surre-i Hümâyûn

Seyit Ali Kahraman tarafından hazırlanan "Surre-i Hümâyûn", Osmanlı'da Hicaz ile İstanbul arasında beş yüz yıl köprü kurmuş Surre geleneğini ortaya koyuyor.

Osmanlı Devleti'nin ve halkının Hz. Peygamber'e bağlılığını, mukaddes topraklara olan saygısını gösteren bir âdet olan Surre Alayı, Mekke ve Medine'ye hac mevsiminde yollanan para ve hediyelerdir.

Kabul gören kanaat üzerine, Yıldırım Bayezid döneminde uygulanmaya başlanmış olan Surre-i Humayûn Alayı'na son derece önem veren Osmanlı Devleti, hazinesinden büyük harcamalar yapmış ve her dönem bu âdeti yerine getirmiştir. Her yıl Recep ayının on ikisinde, İstanbul'dan Mekke'ye uzanan bir gönül köprüsü olan Surre Alayı padişahın, saray mensuplarının, devlet erkânının ve halkın yolladığı paha biçilmez hediyelerden oluşan bir hayır kervanıdır. Halkın da katıldığı resmi bir tören olan Surre Alayı, hazırlanışı, uğurlanışı, kervanın geçtiği yerlerde yapılacak karşılamalar, geçilecek yolların bakımı ve onarımı, emniyetin sağlanması, konaklama hizmetleri gibi çok geniş hazırlıkları içeren bir yolculuktur. Bu yolculuk, bayramın birinci günü Kâbe’nin gülsuyu ve zemzemle yıkanarak, ipekten işli Kisve-i Şerif'inin giydirilmesiyle tamamlanırdı.

Arşiv kaynaklarına dayalı olarak hazırlanan eserde, surrenin tanımı, surre geleneğinin ortaya çıkışı bunun yanında İstanbul ve Mısır’daki surre törenleri, hac yollarının emniyeti ile ilgili belgeleri ve surre defterlerinin muhtevası, İstanbul’daki surre alayı teşrifatı, yaşanmış hatıralar ve yüzyıllar içinde yazılan kitaplarda yer alan Mekke ve Medine resimleri bulunuyor.

8 Haziran 2016 Çarşamba

Bizanslı 'Öteki'yi (ve Dolayısıyla Kendiliğini) Görmek ve Öteki Olarak Bizans

'barbar, canavar, putperest ve hatta şeytani 'öteki'ni tanımlamak ve kötülemek için kullanılan retorik araçların sürekliliği...' [Maja Kominko]

Bizans dünyası dışında kalan kültürlerin, Bizanslılar tarafından, özellikle coğrafi ve etnik bakış açısından temsil edilişi, hem Bizans dünyasına ait olmayanın algılanışına hem de Bizans’ın kendi imgelemini nasıl oluşturduğuna ışık tutuyor. İmparatorluk sınırlarının ötesindeki kültürleri Bizanslıların nasıl tanımladıklarını, iklim, bitki örtüsü, dil ve farklı yaşam biçimleri gibi coğrafi ve etnik unsurlar şekillendiriyor.

Bizanslıların algısında bu unsurlar ötekilerin tarihi, dini gelenekleri ve siyasi durumlarıyla karmaşık bir ilişki içindedirler. Bizans’ın coğrafi ve etnik açıdan –bilinenden egzotik olana veya içerdeki ötekinden dışardaki ötekine kadar– öteki ile karşılaşması, Bizanslıların kendi çevreleriyle uzamsal olarak nasıl ilişki kurdukları ve komşularından kendilerini nasıl ayrıştırdıkları ile ilgili ipuçları sağlıyor.

'Coğrafi ve Etnik İmgelemde Bizans Kimliği ve Öteki' konusuyla düzenlenen Dördüncü Uluslararası Sevgi Gönül Bizans Araştırmaları Sempozyumu'nda öteki imgesinin oluşmasında etkisi olan coğrafi, etnik ve diğer tüm unsurlar arasındaki karmaşık ilişkinin, yazılı kaynaklar, sanatsal ve maddi bulgularla sorgulanması; Bizanslıların ötekilerden bahsederken kendilerini nasıl anlattıklarının incelenmesi amaçlanıyor.

7 Haziran 2016 Salı

Neslihan Pala - Sıkıntı Yok

Neslihan Pala - Sıkıntı Yok, 40 x 20 x 25 cm.
@kanalkultur - Neslihan Pala, 'Sıkıntı Yok' isimli ahşap sergisi ile 14 - 30 haziran 2016 tarihleri arasında Galeri Selvin 2'de sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, sergi hakkında şunları kaydediyor:

"Özgür olduğumuz yegane alan düşüncelerimizdir. Hatta o kadar özgürdür ki, özgürlük alıp başını gider. Bazen de kontrolü sağlanamaz, bu defa da düşüncelerden özgür kalmak için çabalanır. Anksiyeteye dönüştüğünde deli gibi bir kaçış yolu aranır. İyi ki bir yol her zaman vardır. Herkesin kendi yolu vardır.

Yıllar yıllar öncesinde irade ve kendimi tiye alma benim yöntemimdi. Mizahın öz sorgulanmasındaki rolü, önemli olanı önemsiz duruma düşürmektir. Öz savunmada büyük bir rol oynar. Savunma ve saldırı ilginç bir biçimde mizahta birleşerek, rahatsız edici kompleks durumların karikatürize edilmesiyle sosyal ve psikolojik etkilerini zayıflatır. Korku ve obsesyonu mizah yoluyla algılamak, yaratıcılığı ve üretim arzusunu körüklediği gibi özgürleştirici de oldu. Gerçi her duygu kabullenmeyi ve sevilmeyi hak ediyor. Tiye alsak da orada işte. Var.

Erick Kaestner’in 'Korku duymayanın hayal gücü yoktur' sözüne sıkı sıkı tutunasım var. Bu zincir reaksiyona sebep olan korkularıma da teşekkür borçluyum.

3 Haziran 2016 Cuma

Mülksüz ve Mülteci Hikâyeleri, DOCUMENTARIST 9. İstanbul Belgesel Günleri'nde Ödülleri Paylaştı

@kanalkultur - DOCUMENTARIST 9. İstanbul Belgesel Günleri sona erdi. Ödüller, mülksüz ve mülteci hikâyelerine..

28 mayıs 2016’da başlayan DOCUMENTARIST 9. İstanbul Belgesel Günleri, 2 haziran 2016 günü COOP’ta yapılan yapılan kapanış töreniyle sona erdi.

Festival bu sene 7 değişik mekânda 80’i aşkın filme, atölye, panel, söyleşi gibi bir dizi yan etkinliğe ev sahipliği yaptı. Meksika’dan Pakistan’a kadar dünyanın her yerinden 20’ye yakın konuğun katıldığı 9. Documentarist’te 23 tane yerli belgesel de seyirciyle buluştu.

Yarışma bölümünün bulunmadığı ancak yeni yönetmenleri teşvik etmek üzere verilen ve Hollandalı usta Johan van der Keuken’in adını taşıyan Yeni Yetenek Ödülü’nü bu sene Selim Yıldız’ın yönettiği “Hatırlıyorum” adlı filmi kazandı. Füsun Demirel, Gürcan Keltek, Suncem Koçer, Enis Köstepen ve Virginia Cromei’den oluşan jüri, filmi “Zor bir coğrafyada çekim yapmanın riskini alıp kamerasıyla doğru yerde, doğru zamanda olmayı başardığı ve çatışma kadar, çatışmanın arkasındaki gündelik hayata yaklaşımındaki hassasiyetinden ötürü” ödüle değer buldu.

Yeni Yetenek Ödülü jürisi ayrıca Ahmet Murat Öğüt, Aylin Kuryel, Begüm Özden Fırat, Emre Yeksan’ın yönettiği “Hoşçakal Lenin” adlı kısa belgeseli “Davetsiz bir misafirin kıyıya vurmasının başlattığı ideolojik tartışmanın absürt boyutlarını mizahla iç içe kolektif bir çabayla anlattığı için” Jüri Özel Ödülü’ne değer buldu.

2 Haziran 2016 Perşembe

Zerrin Tekindor, Art-Stuttgart Sanat Fuarı'nda

Zerrin Tekindor, tuval üzeri karışık teknik,
140 x 140 cm., 2016 
@kanalkultur - Zerrin Tekindor, tuval üzerine yaptığı karışık teknik çalışmaları ile 2 - 5 haziran 2016 tarihleri arasında Almanya Art-Stuttgart Sanat Fuarı'nda Galeri Selvin ile birlikte Stuttgart'ta...

Tiyatro kariyerini sürdürürken, 1990-1994 yılları arasında Bilkent Üniversitesi Resim Bölümü'ne özel öğrenci olarak devam eden sanatçı, Halil Akdeniz Atölyesi'nde öğrenim gördü. Bu bölüme eğitmen olarak davet edilen Mehmet Güleryüz ve Bedri Baykam Atölyelerinde çalıştı.

Kasım ayında Contex Art Miami Fuarı'nda da eserleriye sanatseverlerin karşısına çıkacak Tekindor, son dönemde resim çalışmalarına ağırlık veriyor.

Nebahat Karyağdı - Yeni Bir...

@kanalkultur - Savaşlar, göçler, ötekileştirme, cinsel kimliklere açılan savaşlar, küresel ısınma, ekonomik kriz gibi pek çok sorunla evrendeki mesaisine devam eden dünya için büyük bir kaostan söz edilebilir.

Tüm bu kaosun ortasındaki insanlık için "yeni bir..." umuttan da bahsedebilir mi? diye düşünen sanatçı Nebahat Karyağdı, "Yeni Bir…" isimli sergisinde zıtlıkların birlikteliğine övgü taşıyan imgeleriyle, iyi, kötü, mutluluk, kaos, özgürlük, umut, başlangıç ve aşk gibi değerlere övgü ile yaklaşılırken yabancılaşma, tutsaklık, baskı, ötekileştirme kavramlarını sorguluyor.

Sergi, Balat'ın tarihi dokusunda açılıyor. Son bir yıl içinde yaptığı yağlıboya ve akrilik çalışmalarında Karyağdı, popüler kültür ikonlarını bu değerler ışığında yargılıyor ve kendi imgelerini yeni bir dille ortaya koyuyor.

1 Haziran 2016 Çarşamba

Didem Yağcı - Self Connection | İçsel Temas

Didem Yağcı - Michelle, tuval üzerine kumaş katmanları,
keçe ve mürekkep | Multi-layered fabrics,
felt and ink on canvas, 170 x 135 cm.
@kanalkultur - Didem Yağcı, Self Connection | İçsel Temas adını verdiği ve özellikle 'Kadın' figürünüön plana çıkardığı sergisiyle 18 mayıs – 19 haziran 2016 tarihleri arasında Galeri İlayda’da sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide yer alan eserlerinde kumaşlardan, eski kitapların sayfalarından ve doğal keçeden faydalanan sanatçı, Şems-i Tebrizi’nin 'Ne yöne gidersen git, çıktığın her yolculuğu içine doğru bir seyahat olarak düşün! Kendi içine yolculuk eden kişi, sonunda arzı dolaşır.' sözünden yola çıkıyor ve kişinin içine yaptığı yolculuğu betimliyor.

Özellikle 'Kadın' figürü üzerindeki dramatik etkileşimleri içselleştirerek ön plana çıkaran Didem Yağcı, insanın diğer canlı ve cansız nesnelerden farkının; düşünceleri, duyguları, bilinci, korkuları, endişeleri, içgüdüleri ve istekleri olması gerçeğinden yola çıkarak, evrende -insan denen varlığın -ona tahsis edilmiş bir beden aracılığıyla- deneyimlediği hislere vurgu yapıyor.

Çalışmalarında, felsefi ve sanatsal anlamda edindiği farklı bakış açılarını yenilikçi, yaratıcı bir şekilde dönüştürüp yeni formlar meydana getirirken, görsel kompozisyon, farklı malzeme kullanımı ve renk dengesi arasındaki ilişkiye özel bir önem veriyor. Bu yaklaşımıyla resim sanatının algısının geleneksel yollarını değiştirmeyi amaçlıyor.

30 Mayıs 2016 Pazartesi

Rugül Serbest - Kalmalısın... Nuri İyem Resim Ödülü 2016 Sonuçlandı

Rugül Serbest - Kalmalısın, 105 x 140 cm., 2016
@kanalkultur - Nuri İyem adına 2006 yılından bu yana gerçekleştirilen ve 11.si düzenlenen “Nuri İyem Resim Ödülü”nü Rugül Serbest, “Kalmalısın” adlı eseriyle kazandı.

Yarışmaya 23 farklı şehirden 191 ressam 255 resimle katıldı. İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Antalya ve Adana başta olmak üzere, Aydın, Bursa, Çanakkale, Malatya, Diyarbakır, Konya, Mersin, Muğla, Şanlıurfa, Uşak ve Erzurum gibi bir çok şehirden katılım oldu. Öğrenci olan katılımcılar; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Marmara Üniversitesi ve Anadolu Üniversitesi başta olmak üzere 20 farklı üniversitede öğrenimine devam ediyor.

9 haziran 2016 Perşembe günü, saat: 19:00’da Evin Sanat Galerisi’ndeki ödül töreninde; Sayın Prof. Rahmi Aksungur tarafından özel olarak hazırlanan ve “Nuri İyem Resim Ödülü”nü temsil eden heykel ile 10.000 TL.’lik ödül, Sayın Doğan Hızlan tarafından Rugül Serbest’e veriliyor. Törenin ardından, ödül alan resim ve seçici kurul tarafından sergilenmeye değer bulunan resimler olmak üzere toplam 28 resmin yer alacağı serginin açılışı gerçekleşiyor.

28 Mayıs 2016 Cumartesi

Çağdaş Sanat Pratiklerinde ‘Direniş’ Üzerine

“Günümüzde yaşadığımız sosyo-politik ortamda, sanatçının direniş konusundaki rolü nedir? Bu sorumluluğu üzerinde hissetmeli midir? “Direniş” gibi konular sanat pratiklerinde ne şekilde ele alınabilir?”

Creative Çukurcuma küratörlüğündeki bir günlük program kapsamında, Culture of Resistance (Direniş Kültürleri Ağı), Extramücadele ve Hasan Özgür Top’un katılımıyla film gösterimleri, sanatçı sunumları ve bir sohbet gerçekleştirilerek “Çağdaş Sanat Pratiklerinde Direniş” konusunu gündeme getiriliyor.

Film gösterimlerinin ardından “Yaşam Bekliyor: Batı Sahra’da Referandum ve Direniş” belgeseli ve Iara Lee’nin Direniş Kültürleri ile olan bağı üzerinden “bir sanat pratiği olarak direniş” konusunu tartışmaya açılıyor.

Birçok ülkede yasaklanan belgeselleri ile farklı coğrafyalardaki direnişleri izleyicilere sunan yönetmenin çalışmaları üzerinden sorulan sorulara Türkiye’den davet edilen sanatçıların çalışmaları ve sanat pratikleri üzerinden cevaplar aranıyor. 15 yılı aşkın süredir “var olan sistemlerin yerine başka hangi sistemler mümkün olabilir?” sorusuna yanıt arayan çalışmaları ve projeleriyle adından söz ettiren Extramücadele ile farklı sanat pratikleri üzerinden sanatta eleştiri ve direniş sorgulanıyor. 2000’lerin başındaki dergicilik ortamının etkisiyle sanat pratiğine başlayan genç sanatçı Hasan Özgür Top ile ‘Parça Tesirli’ adıyla başladığı yolda gerçekleştirmiş olduğu yayın ve fanzin projeleri, bir direniş olarak sanatta sosyal medyanın kullanım amaçları ve bu süreçte üretmiş olduğu videolar hakkında konuşuluyor. Extramücadele ve Hasan Özgür Top’un son dönem çalışmaları üzerinden günümüz çağdaş sanat ortamında politik bir direnişin nasıl var olabileceği tartışılıyor.

Eskizlerden Tablolara Sultan Abdülaziz Resim Sergisi

Londra Yunus Emre Enstitüsü, 18 - 31 mayıs 2016 tarihleri arasında Sultan Abdülaziz'in eskizlerinden oluşan 'Eskizlerden Tablolara Sultan Abdülaziz Resim Sergisi'ni Londra'da (Yunus Emre Institute - London, 10 Maple Street, London WIT 5HA) sanatseverlerle buluşturuyor.

Sergide bir araya gelen eserler, öncelikle Sultan Abdülaziz'in kaleminden çıkmış bazı resim eskizlerinden ve millî saraylarda bulunan imzasız resimlerden oluşuyor. Orijinalleri bir albüm halinde Polonya’nın Krakov Ulusal Müzesi’nde yer alan bu eskizlerin dönemin saray ressamı olarak istihdam edilen Leh S. Chlebowski’ye hediye edildiği biliniyor.

Sergide yer alan eserler, Sultan Abdülaziz’in bilinmeyen bir yönünü ortaya çıkarmaları ve Padişah’a ait nadir resim örneklerinden olması bakımından da büyük bir önem arz ediyor.

Şiir, hüsn-ü hat ve spordaki kabiliyetlerinin yanı sıra, Sultan Abdülaziz'in bestekâr sultanlar arasına adını yazdıracak kadar musiki ile de meşgul olduğu biliniyor. Sultan'ın resim ile ilgili bilinmeyen yönü bu sergideki eskiz defteriyle birlikte gün yüzüne çıkmış oluyor. Şehzadeliği sırasında Batı tarzı resim sanatıyla ilgilenerek desen ve krokiler çizen Padişah, Dolmabahçe Sarayı'na Avrupa'dan sanatçılar davet etmesi, Fransız P. D. Guillemet ile Polonyalı S. Chlebowski gibi ressamlara sarayda atölyeler tahsis etmesi ve sanatçılara geniş çalışma imkânı sağlamasıyla tanınıyor. Dönemin saray ressamları arasında  gibi isimler yer alıyor.

27 Mayıs 2016 Cuma

Her Anıyla Alıntılanan Geçmiş

Olayları önemlerine göre ayırt etmeden sayıp döken vakanüvis, şu doğrudan yola çıkar: Hiçbir olay tarih için kaybolmuş sayılamaz.

Her Anıyla Alıntılanan Geçmiş – Walter Benjamin’in Tarih Kavramı Üzerine Bir Sergi Denemesi Türkiye’den altı, Almanya’dan beş sanatçıyı Walter Benjamin’in Tarih Kavramı Üzerine tezlerini İstanbul’da okumaya, irdelemeye ve dönüştürmeye davet ediyor.

Berlinli sanatçı Patrizia Bach’ın girişimiyle biraraya gelen grup, 2015 nisan’ından bu yana Alman düşünürün yazdıklarını okuyor ve bunlar üzerine tartışıyor. Sanatçılar metinle ilgili bilgi ve deneyimlerini, metne farklı yaklaşımlarını kolektif şekilde paylaşarak, Benjamin’i şehre nakletmekle kalmayıp, onun muğlak yazılarını şimdi ve burada hakkındaki kendi kavrayışlarına taşıyor. Bu süreç esnasında Walter Benjamin’in metninden, her bir sanatçının pratiğinde giriş noktası, araç, metod ve eleştirel otorite olarak yararlanılıyor.

Sanatçılar şehirdeki saklı fragmanları, görünüşte marjinal ve ihmal edilmiş olanı araştırıyor. “Kentsel fizyonomlar” olarak kişisel tarih ve tarihlere, bunları jenerik geleneksel tarihle kümelendirerek, atıfta bulunuyor, bireysel ve toplumsal kimlik ihtiyacı ve tüketim, zanaat, otomatik üretim ve İstanbul’un bugünkü kentsel altyapısı gibi konuları araştırıyor.

Anadolu Rumları

Ayşe Ozil'in 'Anadolu Rumları - Osmanlı İmparatorluğu’nun Son Döneminde Millet Sistemini Yeniden Düşünmek adlı kitabı, Rum tarihi üzerinden Osmanlı’da cemaat kavramını sorguluyor.

Millet sistemi olarak da bilinen ve gayrimüslimleri Osmanlı toplumunun dışında, kendi içlerine kapalı yekpare bir bütün olarak gören geleneksel cemaat kavramının tartışıldığı inceleme, Rum tarihinin çok-yönlülüğünü belgeleyerek hem son zamanlarda yapılan eleştirel çalışmalara eklemleniyor hem de bu çalışmaları bir adım ileri götürüyor.

Somut pratiklere dayanan çalışmanın odağında, üst sınıflardan çok, köy ve kasaba halkı ve yerel idareciler yer alıyor.

Osmanlı, Rum, Yunan ve İngiliz arşiv belgelerinin karşılaştırmalı bir incelemesiyle konuya yeni bir bakış açısı sunan bu kitap idari, mali, adli ve hukuki alanları bir araya getirerek Rumları Osmanlı tarihine yerleştirmeyi ve Anadolu geçmişini daha derinlemesine anlamayı amaçlıyor.

25 Mayıs 2016 Çarşamba

Devşirmelik Sistemi Emek Tarihi Açısından Düşünülebilir mi?

@kanalkultur - Tarih Vakfı Ankara Tartışmaları'nın  27 mayıs 2016 günkü konuğu olan Gülay Yılmaz, devşirmelik sisteminin geçmiş çalışmalarda pek üzerinde durulmamış bir yönüne yoğunlaşarak, saray okullarında eğitilmek için seçilmemiş devşirmelerin / acemi oğlanlarının İstanbul’da ürettiği emek gücüne Saray bostan ve bahçeleri örneği üzerinden bakıyor.

Yılmaz, devşirme sistemini çocukların toplanmasından acemi oğlan oluşlarına kadarki sürece kadar değerlendiriyor ve bostancı olarak çalışan oğlanların çalışma şartları, maaşları, geçim durumları ve ürettikleri emeğin niteliği üzerinde duruyor.

Gülay Yılmaz, devşirme işçilerin araştırılmasının Osmanlı emek tarihçiliğinde erken modern döneme kadar uzanabilme olanağı sağladığının ve İstanbul içi tarım üretiminin niteliği hakkında da bilgi toplamaya olanak tanıdığının altını çiziyor.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Printed’16

Elizabeth Magill - Blue Hold,
Lithograph, Edition of 75, Sheet size 68 x 86 cm., 2012
Çeşitli boyutlarda ve limitli sayılarda basılarak bir yandan sanat eserlerinin özgünlüğünü korurken, diğer yandan çok daha geniş kitlelere ulaşabilen edisyonlu eserleri bir araya getiren Printed’16 sergisi 13 mayıs 2016 – 18 haziran 2016 tarihleri arasında Mixer’de...

Çağdaş sanat mekanı algısına farklı bir boyut kazandıran Mixer, sınırlı sayıda edisyonlu baskıların ve fotoğrafların gösterildiği Printed’16’ya ev sahipliği yapıyor. Mixer’in sanatı daha ulaşılabilir kılma hedefine paralel olarak başlattığı sergi serisi Printed’ın ikinci sergisinde Takashi Murakami, Marc Quinn, Hera Büyüktaşçıyan, Işıl Eğrikavuk, Burçak Bingöl ve Ilgın Seymen gibi isimlerin edisyonlu baskıları ve fotoğrafları yer alıyor.

Sanatçılar

Jessica Albarn, Joakim Allgulander, Chiho Aoshima, Danny Augustine, Seza Bali, Burçak Bingöl, Adam Bridgland, Hera Büyüktaşçıyan, Özlem Demirel, Işıl Eğrikavuk, Leyla Hancı, Adam Hayes, Thomas Jenkins, Samson Kambalu, Olivia Kemp, Merve Kılıçer, Gül Kozacıoğlu, Deniz Köse, Elizabeth Magill, Juliana Manara, Lucy McLauchlan, Takashi Murakami, Rowan Ottesen, Alessandra Paglialonga, Bobby Pearce, Marc Quinn, Frances Richardson, Paul Schneider, Ilgın Seymen, Beyza Uçak, Hwa Seon Yang

Kemal Uludağ - TÖRE’n

Kemal Uludağ, “TÖRE’n” adını verdiği kişisel seramik sergisi ile 20 mayıs – 8 haziran 2016 tarihleri arasında Galeri Soyut B salonunda sanatseverlerle buluşuyor.

Kemal Uludağ

1966'da Konya’da doğdu. 1987'de Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Anasanat Dalı’ndan mezun oldu. 1990'da Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisansını, 1993'te ise Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sanatta Yeterliğini tamamladı.

14 ödül sahibi; UNESCO-AIAP Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği ve Türk Seramik Derneği üyesi, Türk Seramik Derneği Yönetim Kurulu üyeliği ve Sanat Komisyonu Başkanlığı, Anadolu Üniversitesi Çağdaş Sanatlar Müzesi Müdürlüğü ve birçok özel sanat galerisinin Sanat Yönetmenliğini ve de bazı kurum ve kuruluşların Sanat Danışmanlığı görevlerinde bulundu.

Halen Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik Bölümü'nde Doçent olarak görev yapıyor.

Die Angst vor dem Anderen. Mechanismen gruppenbezogener Vorurteilsbildung

Die Angst vor dem Anderen. Mechanismen gruppenbezogener Vorurteilsbildung - lautet das Thema des im Rahmen von festival contre le racisme 2016 stattfindenden Symposiums.

Die vom Ausländer- / Migrationsrat der Stadt Heidelberg organisierte Veranstaltung findet am 5. Juni - 12 bis 18 Uhr - an der Hochschule für Jüdische Studien Heidelberg statt.

Vertreter/innen einschlägiger Heidelberger wissenschaftlicher Einrichtungen und gemeinnütziger Organisationen beleuchten in einer Vortragsreihe die Schattenseiten der Wahrnehmung vom kulturell Fremden und laden ein zur offenen Diskussion über die Problemfelder und Strukturen kulturübergreifender Ausgrenzungs- und Integrationsprozesse in ihren unterschiedlichen historischen Ausprägungen wie im Zusammenhang aktueller Minderheiten- und Willkommenskultur-Debatte.

22 Mayıs 2016 Pazar

Kadın Eliyle Mozaik

@kanalkultur - “Kadın Eliyle” Mozaik Sergisi, 23–30 mayıs 2016 tarihleri arasında Bahariye Mevlevihanesi Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

"Mozaik Sanatı", çeşitli renklerdeki taş, metal, cam, mermer, çini, seramik ya da deniz kabuğu gibi küçük ve çeşitli parçaların bir zemin üstünde yan yana getirilmesiyle ve yapımı günlerce süren, ahşap veya farklı bir zemin üzerine, belli teknikler ve çeşitli desenlerin kullanılmasıyla meydana gelen zor ve sabır gerektiren bir sanat.

İnsan ve Medeniyet Hareketi, modern dünyanın hızlı değişim sürecinde kaybolmaya yüz tutmuş sanatları tanıtmak, bu sanatlara olan ilgiyi canlı tutmak ve gelecek kuşaklara aktarılmasına vesile olmak amacıyla Bahariye Mevlevihanesi Sanat Atölyeleri’ni kurdu. Bahariye Mevlevihanesi Sanat Galerisi, Mozaik Branşı Eğiticisi & Mozaik Sanatçısı Meyçem Ezengin ve 19 bayan öğrencisinin, özel koleksiyon niteliğinde, kendi birikim, zevk ve yaratıcılıklarını da kaynaştırarak tasarladıkları eserleri, 23–30 mayıs 2016 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor. @kanalkultur

“Kadın Eliyle” Mozaik / 23–30 mayıs 2016; İnsan ve Medeniyet Hareketi Bahariye Mevlevihanesi Sanat Galerisi, Silahtarağa Cad. No: 12, Eyüp - İstanbul

6 Mayıs 2016 Cuma

Türkiye'den Almanya'ya Göçün 55. Yılının Düşündürdükleri - Uluslararası Göçün Eğitim - Öğretim Açısından Sonuçları ve Hizmetlerin Kültürlerarası Açılımı

- İşgücü Göçünden Yüksek Öğrenim İşbirliğine -

@kanalkultur - Türk vatandaşlarının AB ülkelerine serbest seyahat koşullarının başlayacağı bugünlerde, Akdeniz Üniversitesi AB Araştırma ve Uygulama Merkezi (AKVAM) 9 Mayıs Avrupa Günü etkinlikleri çerçevesinde uluslararası göçün eğitim öğretim açısından olası sonuçlarını değerlendiriyor.

9 mayıs 2016 günü Antalya'da geçen 55 yıldan sonra uluslararası göç konusunda nelerin farklı yapılabileceği ele alınıyor. Ayrıca eğitim öğretimde işbirliği ve ortak programlar çerçevesinde olası potansiyeller ve yüksek öğrenimde işbirliği modelleri tartışılıyor.

Özellikle göçmen kökenlilerin, örneğin sağlık, sosyal ve eğitim alanlarındaki hizmetlere nasıl daha iyi ulaşabileceği, nelerin işbirliği içerisinde yapılabileceği, ne tür işbirlikleri yolu ile uluslararası göçün bir fırsata dönüştürülebileceği değerlendiriliyor.

Üniversiteler için yükseköğrenim programlarının uluslararasılaşması anlamına gelen bu sürecin, ülke ekonomileri için nasıl bir katkıya dönüştürülmesi de ele alınıyor.

Program çerçevesinde, Akdeniz Üniversitesi ve Almanya’dan Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi Rektörleri arasında bir de işbirliği protokolü imza töreni gerçekleştiriliyor.

Antalya Valisi Muammer Türker, Akdeniz Üniversitesi Rektör Vekili Prof. Dr. Mustafa Ünal, AKVAM Müdürü Prof. Dr. Erol Esen ve Almanya Federal Cumhuriyeti Antalya Konsolosu Martin Vetter'in açılış konuşmalarının ardından Doç. Dr. Mehmet Canbulat (Akdeniz Üniversitesi Eğitim Fakültesi) başkanlığındaki 'Uluslararası Göçün Eğitim - Öğretim Açısından Sonuçları' başlıklı oturumda Prof. Dr. Hans Werner Huneke (Heidelberg Eğitim Bilimleri Üniversitesi Rektörü), Dr. Yaşar Aydın (Hamburg HafenCity Üniversitesi), Prof. Dr. Mihri Özdoğan (Landshut Uygulamalı Bilimler Üniversitesi), Doç. Dr. Murat Erdoğan (Hacettepe Üniversitesi) ve İsmail Demiryürek (YTB Yurtdışı Vatandaşlar Daire Başkanı) konuyu ele alıyor.