Bu Blogda Ara

26 Şubat 2016 Cuma

Ağrı'nın Kalbine Yolculuk

@kanalkultur - Ağrı ili fotoğrafları Ankara'da sergileniyor.

IC İbrahim Çeçen Vakfı’nın organize ettiği Ağrı'nın Kalbine Yolculuk adlı fotoğraf sergisi, 23 - 28 şubat 2016 günleri arasında TBMM Mustafa Necati Kültür Evi’nde meraklısıyla buluşuyor.

Doğu Anadolu’nun efsanevi kenti Ağrı’nın dört bir köşesinden çekilen fotoğraflar, Antalya ve İstanbul’dan sonra Ankara’da sergileniyor.

Sergide yer alan fotoğraflar, Ankaralı Gezginler Grubu’na üye dokuz deneyimli fotoğrafçının, Mayıs 2015'te yaptığı ve bir hafta süren çekimler sonucu elde edilen 1000’den fazla fotoğraf arasından seçildi. Koordinatörlüğünü Timur Özkan’ın yürüttüğü projede sergilenen fotoğraflar; Ahmet Yay, Arzu Özgen, Aykut Fırat, Cihat Taşkın, Haluk Sargın, Murat Selam, Nuray Özener Değirmencioğlu, Volkan Güneş ve Zeynep Biner tarafından çekildi.

Türkiye’deki Arkeolojik Çalışmalara Eğitim, Araştırma ve Kazı’da İtalya Katkısı

@kanalkultur - İtalyan Kültür Merkezi, 11 - 12 mart 2016 tarihleri arasında, 'Türkiye’deki Arkeolojik Çalışmalara Eğitim, Araştırma ve Kazı’da İtalya Katkısı 7. Sempozyumu - Yerleşim Dönüşümleri | 7ª Edizione del Convegno Contributo italiano a scavi, ricerche e studi nelle missioni archeologiche in Turchia - Trasformazioni insediative' adlı toplantıyı düzenliyor.

Yedinci yılına ulaşan bu buluşma da seçkin İtalyan üniversitelerinden gelen 17 konuşmacı (Isabella Caneva, Marcella Frangipane, Stefania Mazzoni, Nicolò Marchetti, Rodolfo Brancato, Lorenzo d'Alfonso, Anna Lucia d'Agata, Francesco D'Andria, Antonio La Marca, Guido Rosada, Annalisa Polosa, Raffaella Pierobon Benoit, Maria Andaloro, Alessandra Ricci, Eugenio Russo, Claudia Barsanti, Cristina Tonghini) Türkiye'de faaliyet gösteren italyan kazı ekiplerinin halen gerçekleştirmekte oldukları çalışmaları ve geleceğe yönelik araştırma planlarını anlatıyor..

Sempozyumun 'Giriş Konuşmaları', Gianni Vinciguerra (İtalyan Kültür Merkezi Müdür Vekili), S.E. Luigi Mattiolo (Türkiye'deki İtalya Büyükelçisi) ve Melik Ayaz (Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Kazılar Dairesi Başkanı) tarafından yapılıyor.

İlgili sempozyumda 'Prehistorya, Protohistorya ve Hitit Çağı', 'Klasik Çağ' ve 'Geç Antik, Bizans Dönemi ve Orta Çağ' başlıklı üç oturumda şu sunumlar yer alıyor:

24 Şubat 2016 Çarşamba

Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması Sergisi - Kadın

@kanalkultur - Kadınların toplumda güçlü bir yer edinebilmesi ve cinsiyet eşitsizliğinin son bulması için çalışmalar yürüten Aydın Doğan Vakfı, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması arşivinden hazırlanan ‘kadın’ konulu bir seçkiyle konuya dikkat çekiyor.

Kadının toplumsal yaşamdaki yerine bir kez de karikatüristlerin gözünden dikkat çekmeyi amaçlayan sergi, 4 - 31 mart 2016 tarihlerinde Schneidertempel Sanat Merkezi’nde gezilebiliyor.

Aydın Doğan Vakfı, kadının; ailesinde, sosyal yaşamda, eğitimde, işgücünde ve siyasette karşılaştığı güncel sorunların ortadan kaldırılarak toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve özellikle genç kadınların güçlenmesi için, eğitimden işgücüne kadar geniş bir alanda çalışmalar yürütüyor.

Vakıf, kadının güçlenmesi konusunu, Aydın Doğan Uluslararası Karikatür Yarışması’nın arşivinde yer alan ‘kadın’ konulu eserlerden oluşan bir seçki ile yeniden gündeme taşıyor.

Erdoğan Karayel çizdi: hoşT! dokunmAyın laYn yeŞiLimize!!

© Erdoğan Karayel çizdi: hoşT! dokunmAyın laYn yeŞiLimize!!
donquichotte.org/

Gömülü Hazineler

@kanalkultur - İstanbul Kültür Sanat Vakfı (IKSV) tarafından Akbank'ın desteğiyle gerçekleştirilen 35. İstanbul Film Festivali heyecanı yaklaşıyor. 7 nisan 2016'da başlayacak festival, 35. yılında en yenilerden, gizli hazinelere, keşiflere ve iz bırakan filmlere seyircilerle buluşmaya hazırlanıyor.

Festivalin 2016'daki yeni bölümlerinden biri 'Gömülü Hazineler' başlığını taşıyor. Alkan Avcıoğlu'nun küratörlüğünü üstlendiği bölüm, sinema tarihinin varlığı az bilinen, yasaklanmış, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış veya literatürde adından hak ettiği kadar bahsedilmemiş filmleri, gömülü olduğu yerden gün ışığına çıkartıyor.

The Hourglass Sanatorium

Hayranları arasında David Lynch, Francis Ford Coppola ve Quay kardeşler gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has hâlâ şiddetle keşfedilmeyi bekleyen usta bir yönetmen. Yönetmenin 1973 yapımı fantastik ve gerçeküstü sinemanın nadide örneklerinden biri sayılan filmi 'Sanatorium pod klepsydrą / The Hourglass Sanatorium' bölüm kapsamında izleyiciyle buluşan yapıtlardan. Zamanında Polonya'dan yurtdışına çıkarılması yasaklanan 'The Hourglass Sanatorium', gizlice gönderilen kopyasıyla 1973'te Cannes'da gösterildi ve Jüri Özel Ödülü kazandı. 2000'lerde kopyası Martin Scorsese sayesinde restore edilen filmle ilgili olarak Variety'nin efsane eleştirmeni Derek Elley 'Akıllara durgunluk veren bir çalışma, Mahler'in bütün senfonilerinin bir araya toplanmasının sinematografik muadili' diyor. Film, babasını ziyaret etmek üzere sanatoryuma giden bir adamın oda oda gezerken karşılaştığı tuhaf karakterleri, gerçeklikle hayal dünyasını birleştiren anıları, hezeyanları, Polonya'nın geçmişinden imgeler ve sıra dışı müzik bandıyla benzersiz bir sinemasal deneyim sunuyor.

Zulal - Melankoli

Zulal - Manolya,
tuval üzerine yağlıboya, 135 x 70 cm., 2015
 
@kanalkultur -  Zulal, 5. kişisel sergisi 'Melankoli' ile 9 şubat – 1 mart 2016 tarihleri arasında Evin Sanat Galerisi’nde sanatseverlerle buluşuyor.

Modern toplumları tanımlamada yaygın olarak kullanılan melankoli; Zulal’ın resimlerinde, ait oldukları yerlerden kopardığı imgeleri yeniden düzenlerken hissettirdiği hüzünde ortaya çıkıyor.

Hayatın içinde durdukları yerlerden alınıp, başka bir yerde tekrar bir araya getirilen mekan, doğa veya birey; geçmiş ve bugün arasındaki gerilim; zamanın içinde kendine yer bulamayan figürler, Zulal’ın kolajlarının çerçevesini oluşturuyor. Genç bir kadının boynuna tüm güzelliğiyle dolanan kuş ve etrafındaki demirler; bir havalandırma borusunun çerçevesine sıkışmış anne ve çocuk; veya öfke içinde bağıran bir çocuğu izleyen güvercinler...

Zulal kompozisyonlarını oluştururken, yaratıcı bir eylem olarak resim yapmanın dönüştürücü etkisini kullanıyor.

Bireyin kendi varlığını konumlandırmada yaşadığı yalnızlık ve yoksunluk, Zulal’ın donuk, durağan ve duygusuz bakan figürlerinde kendini gösteriyor. Belirsizlik, keder, hissizleşme, hiçlik ve varlık, ufacık bir güzellikte ağlamak ve sonra tekrar öylece durmak, melankoli...

23 Şubat 2016 Salı

Erdinç Bakla - Anadolu İdolleri

@kanalkultur -  Hobi Sanat Galerisi 3 - 24 mart 2016 tarihleri arasında seramik sanatçısı Prof. Erdinç Bakla’nın 'Anadolu İdolleri' isimli heykel sergisine ev sahipliği yapıyor.

Toprağın çamura, çamurun biçime dönüşmesi eyleminde Bakla’nın belleği Anadolu uygarlıklarının verileri ile besleniyor.

Anaerkil Anadolu topraklarında kadın kutsallığı ve asaleti temsil ediyor.

Bir kaidenin üzerinde taşınan Ana Tanrıça'nın ayrımlı biçimlerini anımsatan bu heykeller formlarıyla Anadolu tarihine ışık tutuyor.

Prof. Erdinç Bakla

1939'da Erzurum'da doğdu.

1962'de İstanbul Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu'nu bitirdi.

1963'te mezun olduğu okulun öğretim kadrosuna kabul edilerek, Hakkı İzet ve Jan Grove'nin asistanı oldu.

Daha sonraki yıllarda Ralph Bush ve Anthon Lehmden'in asistanlığını yaptı.

1970'de 'Tophane Lüleciliği' adlı teziyle öğretim üyeliğine atandı.

Kerem Ağralı - Nabız | The Pulse

@kanalkultur - Kerem Ağralı son iki yıldır üzerinde çalıştığı, farklı teknikte çalışmalarını içeren ‘Nabız’ isimli serisi ile 27 şubat - 2 nisan 2016 tarihleri arasında Daire Galeri’de sanatseverlerle buluşuyor.

Sergide sanatçının desenleri, tuval, ahşap ve alüminyum üzeri çalışmaları ve bir heykeli yer alıyor.

Kerem Ağralı’nın çalışmaları, ilk bakışta çeşitli öykülerle örülü bir ‘kurgu’ izlenimi bırakıyor. Ancak izleyici çalışmaları dikkatle incelediğinde bütün bir kurgudan uzaklaşarak kendini birbirinden bağımsız çok sayıda hikayenin içinde buluyor.

Zaman, mekan ve malzeme karşıtlıkları ise, sergide dikkat çeken bir diğer konu. Kerem Ağralı’nın çalışmaları, barındırdığı bu karşıtlıkların çözümü için izleyiciyi uzun sürecek bir deneyimlemeye davet ediyor.

Barış İçin Müzik - Oda Müziği Konseri

@kanalkultur - Pembe Panter, Çocuklar, Melekler ve Birbirinden Güzel Müzikler...

5. Uluslararası Opus Amadeus Oda Müziği Festivali çerçevesinde 25 şubat 2016 günü Barış için Müzik Vakfı tarafından 'Barış İçin Müzik - Oda Müziği Konseri' veriliyor.

İstanbul’da dönüşüm yaratan öncü kültür projelerinden olan Barış için Müzik, çalışmalarına başladığı 2005 yılından bu yana hiçbir fark gözetmeksizin, imkânları sınırlı binlerce çocuk ve gence elini uzatarak, onların sanata katılım hakları önündeki engelleri kaldırıyor. Barış için Müzik’te eğitim alan çocuk ve gençler vakıf bünyesinde kurulan orkestra, topluluk ve korolara katılarak müziğin coşkusunu birlikte hissedebiliyor. Vakfın oluşturduğu ortak sosyal ve kültürel yaşam alanları sayesinde çocuklar dayanışma ve paylaşım ruhunun önemini de kavrama fırsatı elde ediyor.

Kapsayıcı anlayışıyla her zaman daha fazla çocuğa ulaşabilmeyi hedefleyen Barış için Müzik Vakfı tüm ülkeye yayılma yönünde çalışmalarına ara vermeden devam ediyor.

Barış için Müzik Vakfı söz konusu konserde bünyesindeki dört toplulukla sahne alıyor: Barış için Müzik Tahta Üflemeliler Beşlisi, Barış için Müzik Yaylı Beşlisi, Barış için Müzik Trombon Dörtlüsü ve Barış için Müzik Bakır Üflemeliler Topluluğu.

17 Şubat 2016 Çarşamba

Kotodama İstanbul - Hajimari 2015

@kanalkultur - Kotodama İstanbul - Hajimari 2015, Türkiye'den ve Japonya'dan sanatçılar, yazarlar, akademisyenler ve bu alanda uzman kişilerin oluşturduğu Japonca ve Türkçe iki dilde ortak kitap. Her iki ülkede de alanındaki birikimin ürünü olan eser içeriği ve oluşumuyla da alanında öncü bir çalışma.

Kotodama (言霊, ことだま); 'Sözün ruhu', 'eşyanın ruhu' anlamına geliyor. Japonya'da kadim çağlardan beri olan bu inanışa göre sözün büyüsel, ruhani gücü bulunuyor. Bu güç, söze dökülen şeyin gerçekten olmasını sağlıyor.

İstanbul (イスタンブル); İstanbul… Büyülü bir şehir. Kat kat birikmiş bir zaman var bu şehirde geçmişten günümüze ulaşan. Geçmişi ve bugünü insanı şaşırtıyor, kendine hayran bırakıyor. Onu görmek, şehrin izin verdiği kadar… Her bakan kendi hayal ettiği şehri görüyor. Daha tarihte hiç kimsenin İstanbul'u bir diğer kişininkiyle aynı olmamıştır. (Hajimari 2015: s. 215-216)

Hajimari (はじまり); sözcük anlamı olarak başlangıç demek. Kitarō'nun ünlü efsanevi Kojiki albümünün ilk parçasının ismi gibi biraz mitolojik bir başlangıcı da çağrıştırıyor... Bu başlangıçla bu büyülü şehre, 'sözün ruhu' dokunuyor.

Kotodama İstanbul - Hajimari 2015, 70 kişinin katkısıyla oluşturulmuş. Kitaptaki yazıların, içerik olarak her iki ülkede de her kesimden okuyucuya hitap edecek bir üslubu var. İlham verici, hayret uyandırıcı pek çok çalışma Türkiye'de ve Japonya'da okuruna ulaşıyor.

Kotodama İstanbul - Hajimari 2015 bir proje. Projenin kurucusu Japonolog Esin Esen. Projeye destek veren onursal kurucular Türkiye'de Japonya çalışmalarını başlatan önemli isimlerden Prof. Dr. Selçuk Esenbel, Türkiye'nin ilk Japon dili ve edebiyatı profesörü Prof. Dr. Ayşe Nur Tekmen ve Japonya'da Türkiye temalı kitaplar yazan yazar Etsuko Shindō. Projenin gerçekleşmesi Arkeoloji ve Sanat Yayınlarının sahibi Nezih Başgelen'in destekleriyle olmuş. Kitabın editörlüğünü Türkolog Ikuko Suzuki ve Japonolog Esin Esen yapıyor. Kitabın sunuş yazısı Murat Gülsoy'a ait.

Kitabın iki kapağı var. Japonca ve Türkçe. Japonca kitaplar tersten başladığı için Türkçe kitaplarda arka kapak olmasına alıştığımız kısım Japonca ön kapak. Japonca kapakta minyatür sanatçısı Japon Rie Kudō'nun eserleri bulunuyor. İki ayrı minyatüründen oluşan bir kolaj. Türkçe bölümün kapağı ise Japon mürekkep resmi sanatı olan sumi-e tarzında yapılmış iki resmin kolajı. İlk Türk sumi-e sanatçısı Aynur Küçükyalçın'ın eseri. Japon kültürünün önemli sembollerinden olan kiraz çiçeklerinde yüzen Hacivat ve Karagöz imgesi etkileyici. Her iki kapağın yarattığı imge ve kültür etkileşimi de akılda kalıyor.

Soner Çakmak - Siyah Güneş

@kanalkultur - Soner Çakmak, Galeri İdil’de 10 şubat -10 mart 2016 tarihlerinde 'Siyah Güneş' isimli solo sergisinde yeni bir anlayış ile daha da belirginleşen tavır ve özümsemiş olduğu pentur resim ile sanatseverlerin karşısına çıkıyor.

Çakmak, resimlerinde genellikle zaman ve mekan algısıyla birlikte insanı hicivsel alegorik ve dramatik duygu durumlarında ele alıyor.

Sanatçı, romantizmin ve sembolizmin duygusuna ve plastik anlayışına sahip.

Soner Çakmak; 'Fırçayı elime aldığımda hiçbir zaman neyin resmini yapayım diye düşünmedim, zaten resim yapacak sebeplerim hep vardı. Ne yaşıyorsam ne hissediyorsam onu resmettim. Geçmiş dönemlerimden buyana çoğunlukla içselleğim ve bunun yansıması olarak da düşlerim korkularım melankolik yanlarımı dışa vurdum. Bu sergi ise bana dünyama düşlerime ve gerçek hayata bakışıma çok daha başka bir pencere açtı. Düşlerim simgeselliğim ve resmin ifade biçimi (Plastiği) değişikliğe uğradı. Romantizmin ağır bastığı bir anlayış çıktı ortaya.' diyor.

Emre Senan - Yazılmamış Bir Ansiklopedi İçin Resimler - 1 - | Plates for an Unwritten Encyclopedia -1 -

@kanalkultur - Emre Senan,14. kişisel sergisiyle Galeri Apel'de 13 şubat - 19 mart 2016 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşuyor.

Senan, henüz yazılmamış ve ne zaman yazılacağı da bilinmez bir ansiklopedi için görüntüler sunuyor.

Sergi, bu ansiklopedi için yapılanların ilk sunumu, kimbilir belki de ilk fasiküle ait işlerdir.

İşler arasında farklı boyutlarda akrilikle boyanmış, püskürtme boyası ile çizilmiş tuvaller ve video yerleştirmeler bulunuyor.

* * *

Emre Senan presents his 14. personal exhibit at Gallery Apel at Saturday, February 13th.

Presenting visuals for a yet unwritten encyclopedia that may well remain unwritten.

This exhibit is the first presentation for this encyclopedia, including works belonging to what may be the first fascicle.

16 Şubat 2016 Salı

Mürüvvet Durak - Mixed | Karışık

@kanalkultur - Semboller ve nazarlıklar üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan ve geçmiş kültürlerin sembolik, mistik kültürel değerlerine özgü öğeleri kullanarak yorumlayan sanatçı Mürüvvet Durak, 15 - 21 şubat 2016 tarihleri arasında Akatlar Kültür Merkezi Sanat Galerisi'nde 'Mixed / Karışık' adlı resim sergisinde farklı konseptlerin birleşiminden oluşan eserlerle sanatseverleri karşılıyor...

Sanatçı, değişik kültürlerin birbirleriyle etkileşimini ortak bir noktada birleştirerek, farklı yaşam sahnelerini konu alan tekniklerin birarada kullanıldığı eserlerinin konseptiyle, sanatseverleri farklı duygu, algılamalara ve farklı düşsel dünyaya davet ediyor.

Serkan Azeri, sanatçı hakkında, 'resimleri, yaratıcı hayalgücü ve düşsellik ekseninde, doğu ve batı motiflerinin dengeli sentezinden oluşmuş özgün çalışmalar olarak değerlendirilebilir. Bu resimlerde, kompozisyon düzeninde, motif ve figürlerde, stilizasyon mantığı ile düşünsel derinliği de hissettiren bir yüzey resmi tadını gözlemleyebiliyoruz. Sanatçı çalışmalarında doğu batı anlayışında bir senteze giderek, bu zamana kadar uygulama anlamında üzerine fazlaca gidilmeyen ve gerçek anlamda zor olan bir anlayış ve anlatım biçimini sanatında hakim kılarak zor ve güç olanı başarmıştır.' diyor.

Mefkure Platin Resim Sergisi

@kanalkultur - Mefkure Platin, solo sergisiyle 9-27 şubat 2016 tarihleri arasında, Hobi Sanat Galerisi'nde sanatseverlerle buluşuyor.

Dr. Mefkure Platin

1955 tarihinde Vize / Kırklareli'nde doğdu. İlk öğrenimini Vize'de, orta ve lise öğrenimini İstanbul'da Galatasaray Lisesinde tamamladı.1981 yılında İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nden mezun oldu. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nde çalışmaya başladı. 1981-1987 de İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsünde İç Hastalıkları Uzmanlığını tamamladı. 1983-1984 yılları arasında ihtisasının bir kısmını Paris Hôpital Broussais'de yaptı. Yine İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü'nde 1987-1991 yılları arasında Kardiyoloji üst ihtisasını tamamladı. 1991-2013 yılları arasında Şişli Florence Nightingale Hastanesinde İç Hastalıkları uzmanı ve Kardiyolog olarak çalıştı. Ocak 2013'ten beri İstanbul Florence Nightingale Hastanesinde İç Hastalıkları Uzmanı ve Kardiyolog olarak görev yapıyor.

15 Şubat 2016 Pazartesi

İsmail Engin: Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü: Abidin Kuşçu (1971)

Ön-Asya Etnografyası - Mezar Kültürü:
Abidin Kuşçu (1892-1971) 
© Foto: İsmail Engin; 
Tahtakuşlar, Altınoluk, Edremit - Balıkesir, 2015
Allah Baki

Ustalar gelsin tabutu çatsın
Terziler gelsin kefenimi biçsin
Göğsümde gök çimenler bitsin
Bitmeyince inanmaz gönlüm
Yüzüme indi kefen bezleri
Meskân oldu süzüldü elâ gözlerim
Çatılsın tabut kazılsın mezar
Kazılmayınca inanmaz gönlüm

Abidin Kuşçu
D-1892.Ö.20.12.1971

[İsmail Engin - @kanalkultur]

Pemra Aksoy - muHaFaZa | Retention

@kanalkultur - Pemra Aksoy, 13 şubat - 6 mart 2016 tarihleri arasında 'muHaFaZa' adlı solo sergisiyle Galeri Ark'ta sanatseverlerle buluşuyor.

Sanatçı, 'En büyük travmayı, geriye dönüp ‘Nerede tüm bu insanlar?’ diye sorduğumda, geçmiş ile ilgili yaşadıklarıma dair bir çok şeyin hafızamdan silinmiş olduğunu ve en vahimi de sorularıma doğru cevap verecek kimse kalmadığını fark ettiğimde yaşamıştım. O gün, o noktadan hareketle, yaşanmışlıklarımı defterlere kaydetmeye ve kendime ait bir bellek oluşturmaya karar verdim'. diyor.

Pemra Aksoy ikinci kişisel sergisinin hazırlık süreçlerini anlatmaya şöyle devam ediyor:

'Zihnin belleğe sürekli oyunlar oynadığı, unutturduğu ve zaman ilerledikçe çarpıtarak farklı gerçekler sunduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bugün her şeyden çok fazla var, her şey çok hızlı ve aynı zamanda geçici. Buna bağlı olarak duygular ve hisler de çabuk unutuluyorlar.

Desenlerimi ve bu desenler üzerinden kurguladığım tuvallerimi; yaşanmışlıkları, düşüncelerimi ve hissettiklerimi hafızamda muhafaza etmenin ve biriktirmenin zorluğuna karşı bir tepki olarak nitelendiriyorum. Sürekli gözlemliyorum ve gördüğüm, ilgilimi çeken şeyleri an be an kaydediyorum. Dolayısıyla tuval üzerindeki formlar da bu durumun bir sonucu olarak ortaya çıkıyorlar.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Kadın Cinayetleri Önlenebilir: Dayanışma Yaşatır..

@kanalkultur - 'Kadınlar sinema yapıyor' diyerek yola çıkan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali'nin 14. yolculuğu 12 mart 2016'da İstanbul'da başlıyor, 7 şehirden geçerek 30 nisan 2016'ya kadar sürüyor..

14. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali 'Kadın Cinayetleri Önlenebilir: Dayanışma Yaşatır' diyerek 12-20 mart 2016 tarihleri arasında İstanbul'da oluyor. Kadınların deneyimleri, düşleri ve ürettiklerini sinemayla / sinemada paylaşmayı sürdüren festival, İstanbul'un ardından 26 - 27 mart 2016 tarihlerinde Hatay'a, 2-3 nisan 2016 tarihlerinde Adana'ya, 9-10 nisan 2016 tarihlerinde Bodrum'a, 16-17 nisan 2016 tarihlerinde Mardin'e, 23-24 nisan 2016 tarihlerinde İzmir'e, 29-30 nisan 2016 tarihlerinde de Van'a gidiyor.

14. yılında dünyanın dört bir yanından, 30 ülkeden 300'e yakın film başvurusu alan, kadınlar ve filmlerini buluşturan festivalde, 70'i aşkın film izleyiciye sunuluyor. Festivalde her yıl yer alan 'Kadınların Sineması' , 'Kendine Ait Bir Cüzdan' ve 'Cins-Cinsiyet-Cinsiyetler' bölümlerine bu yıl 'Kadın Cinayetleri Önlenebilir - Kadın Dayanışması Yaşatır', ♀ Video-Art Seçkisi, 'Kadınlar Vardır' ve iki toplu gösterim bölümleri eklendi. 2015'te aramızdan ayrılan feminist sinemanın ustalarından Chantal Akerman toplu gösterimi İstanbul Modern işbirliğiyle yapılıyor. 'Orta Doğu ve Kuzey Afrika'da Kadınların Sineması' başlıklı toplu gösterimde ise Fas'tan İran'a dek uzanan coğrafyadan kadın yönetmenlerin filmleri yer alıyor. Film gösterimlerinin yanı sıra atölye, panel, forum ve söyleşilerle de kadınların sözü, deneyimi, katkısı ve gündemi festivalde yer buluyor.

12 Şubat 2016 Cuma

Sabri Çakır: Niyazlarlı Halil Baba'nın Anlattıkları…

Prof. Dr. Sabri Çakır
[© Sabri Çakır - @KanalKultur] - Bir hayli zamandır düşünüp duruyorum ne yazayım, neler söyleyeyim diye Halil Baba'nın ölümünün ardından! Ama bir türlü elim varmıyor; derleyip toparlayamıyorum olayları, anlatıları. Çünkü ülkemizde yaşanan iç ve dış olaylar, çok ciddi boyutlara ulaşan ve giderek içinden çıkılamaz bir duruma gelen Güneydoğu'daki savaş hali. Çoluğu çocuğu ile evinden barkından, yerinden yurdundan ayrılarak göçe zorlanan ailelerin, çocukların, yaşlıların dramı, sefaleti, acıları insanın yazma azmini kırıyor; tutkusunu azaltıyor, çalışmalarımı engelliyor! Giden gidiyor, geriye, varsa yapıp-ettikleri kalıyor. Bunların dile getirilmesi, gelecek kuşaklara aktarılması da, sorumluluk duyan geride kalanlara düşüyor. Bunalım dönemini yaşayan hasta toplumlarda değerler gittikçe bozuluyor, çürümeye dönüşüyor, önemini, işlevini ve anlamını yitiriyor! Toplumsal sorunlar, korkular, kuşkular artıyor; gündelik yaşamın uğraşıları içinde sıkışıp kalıyor insan. Tüm eğilimlerin, programların, tartışmaların, yazılan çizilenlerin siyaset çıkmazına; dinsel / mezhepsel ideolojilere; ölümlere, öldürmelere, terör ve şiddete yöneldiği bir çatışma ortamında iyi şeylerden, iyiliklerden, bizi biz yapan değerlerden, kültürden söz etmek, ne denli anlamlı ve etkili olur bu karmaşa, bu kargaşa içinde, kestirmek çok zor!

Ne var ki biz idelerimiz, ideallerimiz bağlamında; doğru bildiğimiz, inandığımız yolda ilerlemeye, yazmaya devam etmek zorundayız. Anlatıları, söylemleri, kişilikleri ve emekleriyle üzerimizde derin etki bırakan bilim insanlarından, hocalarımızdan; bize bilgi aktaran kaynak kişilerden, örnek olaylardan zaman zaman söz etmenin erdemine ve de gerekliliğine inananlardanım.

O nedenle bu makalede, Haziran 1999'da Abdal Musa törenlerinde tanıştığım ve Hakk'a yürüyünceye kadar bilgisinden, deneyim ve rehberliğinden yararlandığım Niyazlarlı Bektaşi Babası Halil Yılmaz'ı konu edeceğim. Kendi topluluğu, kendi inanç grubu ve sosyal çevresinde ilişkileri (aile, akrabalık, komşuluk) nasıl bilinir, nasıl yorumlanır; bu gibi içsel örüntüler ya da sorunlar, objektif bakmasını bilen bir araştırmacıyı ilgilendiren konular değildir. Bu nedenle, alan araştırmasının en etkili bilgi toplama aracı olan görüşme tekniği ile Niyazlar Köyü Bektaşilik inanç ve değerlerine ilişkin sorularımıza Halil Baba'nın verdiği yanıtlar, bize anlattıkları örnek olay olarak burada ele alınıp sunulacaktır. Ayrıca bu görüşmenin yapılması için bizi evinde konuk eden ve kaynak kişi olarak çok değerli bilgilere sahip olan köy sakinlerinden Cavit Bozkurt'un Halil Baba'yı destekleyen, eksiklerini gideren açıklamaları, katkıları da görüşmemize ayrı bir boyut kazandırmış; ayrı bir renk katmıştır. Yazımızın içeriğini, özgünlüğüne dokunmadan kayıt cihazımızdan yazıya aktardığımız yanıtlar oluşturacaktır.

11 Şubat 2016 Perşembe

Dans Gösterisi - Kimlik

'...zaten çoğu zaman kendinizi en fazla saldırıya uğrayan aidiyetinizle tanımlamaya eğilimlisinizdir; kimi zaman bu aidiyetinizi savunacak gücü kendinizde bulamadığınızda onu gizlersiniz, bu durumda o sizin içinizin derinliklerinde kalır, gölgeye sinip ödeşme saatini bekler; ama ister sahip çıkılsın ister izlensin, ister fazla açık etmeden ya da gürültüyle ilan edilsin, kendinizi özdeşleştirdiğiniz kimlik odur.' [Amin Maalouf]

Kimlik nerede başlar?

Hangi anda kimliğiniz anlam kazanır?

Kimlik tanımı sadece nüfus, ehliyet ve pasaport gibi kağıt üstü detaylarından öte kendini ifade etme aracı olarak pek çok şekle girebilir. Aidiyetten öte, ifade etme aracı olarak tanımlanan kimlik, zat-ı muhterem hallere gebe değişkenlikler gösterebilir.

Peki, bu değişim neye göre şekillenir?

Beden üzerinden bu tanımlamalar kendini nasıl icra eder?

10 Şubat 2016 Çarşamba

Berkan Baltaş - Damgalılar

Berkan Baltaş - Mandala
[KanalKultur] - Berkan Baltaş, 11 şubat - 5 mart 2016 tarihleri arasında 'Damgalılar' isimli resim sergisi ile Derinlikler Sanat Merkezi’nde sanatseverlerle buluşuyor…

Damgalılar, dövme ile antropolojinin konusu haline geldikçe, gün yüzüne çıkan, büyüleyici ve farklı kültürleri bir araya topluyor ve sanat tarihinin içine karıştırıyor. Klasizm, barok ve romantizmin ustalarından çıkma figürlere yepyeni kıyafetler biçen dövmelerle daha çarpıcı bir anlatım yakalamayı hedefliyor. Bilindik vücutlara, bilinmedik kültürleri damgalıyor ve ortaya alternatif hikayeler çıkarıyor. Sanat tarihinin uzayına gönderilen bu mekik, postmodern bir yaklaşımla dünü, bugünü, ve yarını sorguluyor...

Farklılıklarımız benliğimizi, kültürümüzü, yaşam tarzımızı belirliyor. Tuvallerin en mahremi insan vücudu, yüzyıllardır bu farklılığa dövmeler eşliğinde ev sahipliği yapıyor.

Dövme, vücuda işlendiği andan itibaren ölümsüzleşiyor, ebediyet kazanıyor ve insan vücudunun bir parçası haline geliyor.

9 Şubat 2016 Salı

İhsan Oturmak - Üç Kusurlu İşlem – Aşiret, Mektep, Medeniyet | Three Flawed Operations – Tribe, School, Civilization

Sanatçı İhsan Oturmak’ın İstanbul’daki ilk kişisel sergisi Engin Sustam küratörlüğünde 12 şubat - 13 mart 2016 tarihleri arasında Depo’da..

Bu sergi için biraraya getirilen seri, siyah mavi formalı çocuk kümelerini, tekillikleri daha da belirsizleştirerek, bazen neredeyse kesintisiz bir süreklilik ve tekrar duygusu uyandırarak betimleyen resim ve yerleştirmelerden oluşuyor.

'Üç Kusurlu İşlem'de İhsan Oturmak, aşiretten mektebe doğru bir seri üretim gibi ilerleyen medeniyet anlatısını ve devletin kutsal işlemler olarak tasarladığı toplumsal kontrol mekanizmalarını ele alıyor. Kürt, Arap ve Arnavut aşiret çocuklarına yönelik bir terbiye ve tebdil mekânı olan 19. yüzyıl aşiret mektepleri ve sonrasında cumhuriyet okullarının hizaya getirme ve asimilasyon simgeleri, Oturmak'ın işlerinde eleştirel bir okumaya tabi tutuluyor.

Sergi, mikro alanlar, hikâyeler ve bedenler üzerine 'medeniyet' söylemiyle yerleşen öğretme, eğitme, hizaya getirme, yok etme araçlarının ve bunları kullanan muktedirin kusurlu tarihine bir giriş aynı zamanda.

6 Şubat 2016 Cumartesi

Galata Rum Okulu... Apollon: Kehanet ve Şifa...

Toplumsal Tarih, şubat 2016'da 266. sayısında Savvas Çilenis'in 'Galata Rum Okulu' başlıklı yazısını kapağa taşıdı. Çilenis, farklı arşivlerden belgelerle okulun inşa sürecine ışık tutuyor ve cevap bekleyen soruların izini sürüyor.

Mehmet Ö. Alkan 'En Doğru Bildiğimizden Kuşkulanmak' dizisine 'Anıtkabir'in Unutulan Darbe (Hürriyet-İnkılap-Devrim-27 Mayıs) Şehitleri' başlıklı yazısıyla devam ediyor. Alkan, farklı dönemlerdeki olaylarda 'şehit' ilan edilerek Anıtkabir'e gömülen ve sonra mezarları farklı yerlere taşınan isimlerin öyküsünü anlatıyor.

Selim Deringil, 'Benedict Anderson'ın Türkiye İzdüşümü' başlıklı yazısında, aralık 2015'te vefat eden Benedict Anderson'ın sosyal bilimler ve tarih alanındaki serüvenini, Türkiye'deki yansımalarıyla birlikte takip ediyor.

Emre Yalçın da 'Anka Kuşu Misali Bir Meydan: Taksim Meydanı' başlıklı yazısında, İstanbul'un kalbi Taksim Meydanı'nın yıllar içinde yaşadığı dönüşümü ve tanıklık ettiği olayları anlatıyor.

Sinan Şanlıer, 'Aydınlık Dergisinde Unutulan Nâzım Şiirleri' başlıklı makalesinde, Nâzım Hikmet'in Aydınlık dergisinde farklı imzalarla yayımladığı şiirlerden örnekler aktarıyor; Nâzım'a ait olma ihtimali taşıyan diğer bazı şiirleri tartışmaya açıyor. 'Rüya ve Meşruiyet: Ardeşir'in Krallığı ve Kişiliği'nde Muhammet Yücel, Sasani Devleti'nin kurucusu Ardeşir'in idealize edilişinin kaynakları üzerinde duruyor.

3 Şubat 2016 Çarşamba

Gülten İmamoğlu - Braha | Bereket

Gülten İmamoğlu - Şeffaf Ruhlar,
tuval üzeri akrilik boya, 98 x 160 cm.
@kanalkultur -  Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Gülten İmamoğlu, 14 ocak – 6 şubat 2016 tarihleri arasında, 'Braha | Bereket' adlı solo resim sergisiyle, Galeri FE'de sanatseverlerle buluşuyor.

Gülten İmamoğlu kendine özgü Organik Metastrata, Doğal Çoğalım tekniğiyle yarattığı renkli soyut çalışmalarıyla tanınıyor.

Organik Metastrata adlı özgün teknik, zengin renk tonlarının oluşturduğu birbirinin içine geçişen, üst üste binen ve sürekli çoğalan pek çok katmandan oluşuyor..

Renkler kendi anlamlarına ilaveten doğadaki mucizeleri anımsatan girdap biçimlerine de dönüşüyor. Her bir resmin kendine özgü nüveleri bulunuyor. Resimlerin geometrik altyapısı ve biçimlerinin yüzeydeki kuruluş yasaları yanında, sanatçıya has tekniğin sanatçının duygusal evreni ile birebir örtüşme içinde olduğu görülüyor.

2 Şubat 2016 Salı

Türkiye'de Kutuplaşma Araştırmasının Sonuçları Açıklandı: Türkiye'de, Aynı Dünyada Yaşanmıyor; Geçmişe Göre Ayrılıklar Artmış, Gelecekte de Artması Bekleniyor..

@kanalkultur - Karadeniz İşbirliği Fonu tarafından desteklenen ve Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği tarafından yürütülen 'Türkiye'de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması'nın sonuçları 1 Şubat 2016 tarihinde İstanbul'da düzenlenen bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu.

Araştırma sonuçlarına göre Türkiye'de farklı siyasi parti seçmenlerinin yaşamdan ekonominin gidişatına dair çok sayıda konuda tamamen farklı görüşlere sahip oldukları görülüyor. Seçmenlerin siyasi gündemdeki birçok konuyu sadece parti aidiyetiyle değerlendirdikleri net olarak ortaya çıkıyor..

3-10 Aralık 2015 tarihleri arasında, Türkiye seçmen nüfusunu temsil eden 1024 kişilik örneklemle gerçekleştirilen araştırma, 16 ilin kentsel ve kırsal bölgelerinde yapılan yüz yüze görüşmelerle gerçekleştirildi. Basit rastsal örneklem yöntemi varsayımıyla araştırmanın hata payı yüzde 3 olarak hesaplandı. Saha çalışması Infakto RW tarafından yürütüldü.

Araştırmanın sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan Türkiye Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği yönetim kurulu üyesi ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Emre Erdoğan, araştırmanın en önemli bulgusunun ülkemizde siyasi parti tabanlar arasındaki toplumsal mesafenin büyüklüğünü göstermesi olduğunu belirtti.

Araştırma sonuçlarına göre, AKP'li seçmenlerle diğer seçmenlerin hayattan memnuniyet dereceleri bile çok farklı. Kendisini AKP'ye yakın hisseden seçmenler arasında kendisini mutlu hissedenlerin oranı yüzde 44'ken, bu oran CHP seçmenlerinde yüzde 21 ve HDP seçmenlerinde yüzde 7'ye kadar düşüyor.

1 Şubat 2016 Pazartesi

Yücel Kale - Özgörü

[KanalKultur] - Bağımsız, arınmış düşüncelerinin, fikre ve oradan heykele dönüşmesi ve bu sürecin varolmanın farkındalığıyla beslenmesi, Yücel Kale’nin 'Özgörü' sergisini oluşturuyor.

Yücel Kale, 10 şubat - 12 mart 2016 günleri arasında 'Özgörü' adını verdiği sergisiyle Galeri G-Art'ta sanatseverlerle buluşuyor.

Ahşap malzeme üzerinden sanatsal üslubunu oluşturan Yücel Kale’nin bu sergide cam, bakır gibi farklı malzemeleri ustalıkla kullanışı, denemeye ve yeniliğe açık, keşifçi yönünü gösteriyor.

Sergide görme eylemini, kendine has şiirsel üslubu ile fantastik öğerler ve masallar üzerinden anlatım yolunu seçmesi, bakmak ve görmek arasındaki büyük farka dikkat çekiyor.

Osmanlı Sularında Rekabet - Mesajeri Maritim Vapur Kumpanyası

19. yüzyıla kadar deniz taşımacılığının temel aracı olan yelkenli gemiler, sanayi devrimiyle buharlı gemilere dönüşerek kapitalizmin vazgeçilmez uluslararası taşımacılık aracı haline geldiler.

İlk olarak İngiltere ve Avusturya öncülüğünde devlet-özel sektör ortaklığında oluşturulan buharlı deniz taşımacılığı rekabetine Fransızlar, Fransız sömürgecilik tarihinde önemli bir rol oynayan Mesajeri Maritim Kumpanyasıyla katıldılar.

19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı coğrafyası ve dünyada yaşanan, büyük siyasi olaylara ve değişimlere sebebiyet veren, hatta devletlerin hükümran ya da tabi, sömüren ya da sömürülen olmalarında bir araç olarak hayati bir öneme sahip olan buharlı deniz nakliye şirketlerinin yapıları, faaliyetleri ve amaçlarının irdelenmesi, Avrupa egemenliğinin doğası ve yayılması üzerine doğru bir fikir verir.

Bu bağlamda bu kitabın konusu Osmanlı sularındaki yabancı rekabetin ve Fransız sömürgeciliğinin kolları ve öncülü mahiyetinde olan Mesajeri Maritim Kumpanyasıdır.

Çalışmanın ilk bölümünde şirketin kuruluş ve gelişim sürecinde iç organizasyonunda ve faaliyet ağında geçirmiş olduğu değişimler üzerinde duruluyor.

İkinci bölümde kumpanyanın İskenderiye, Beyrut, Mersin, İzmir, Selanik ve İstanbul gibi Doğu Akdeniz’in belli başlı önemli liman kentlerindeki faaliyetleri inceleniyor.